Ay: Kasım 2016

İdam Cezası Geri Yürür mü?

Uzun süredir, memlekette üç-beş aylık uzun vadeli (!) planlar yapılmaması gerektiğini söyleyip duruyorum. Bilhassa politikacılara… Mesela Mart’ta referandum olur mu, olursa ne netice çıkar, şöyle çıkması için ne yapmak lazım filan gibi konularda kafa yoranlara… Birkaç aydır, “memleketin üç ayı yok deyip duruyorsun ama, işte takvim de işliyor” mealinde itirazlarla karşılaşıyorum ve… Mana veremiyorum. Neden

AlphaGo

New Scientist’in haberine göre Ada Lovelace, bilgiişlem âleminin öncü kraliçesi, 1843 yılında, makinelerin insanların yapamadıkları bir şeyi yapabileceklerini hayal etmenin manasız olduğunu söylemiş. Ama onun Londra’daki evinden birkaç kilometre uzakta geliştirilen bir bilgisayar programı, bir Go büyükustasını yenmiş. Vakayı ilginç kılan, programı kodlayanların herhangi birinin, yazdıkları kodun becerdiği işi hayal bile edebilecek durumda olmaması. Dahası,

Aynı Hikâye

Az önce parmağım hafifçe kesildi. Bir süre sonra kanama durdu, çünkü kan pıhtılaştı —bilirsiniz işte. Hayatiyetimi sürdürebilmem için kanımın akışkan olması gerekiyor ve her sağlıklı vücut gibi benim vücudum da kanımın akışkanlığını korumak için bir yığın iş yapıyor. Ama vücudumun bir yerlerinde bazı hain faaliyetler de yürütülüyor, kanımı pıhtılaştıracak bir takım kimyasallar imal edilip stoklanıyor.

Benim Fidel’im

Peşinen söyleyeyim, ölmüş bir adamın ardından güzellemeler okumak hevesindeyseniz, yanlış yerdesiniz. Castro, zulme karşı hayatını ortaya koymuş bir gençti herhalde. 23 yaşında mahkeme huzurunda “siz beni mahkûm edin, tarih beni haklı çıkaracaktır” diye kükrerken samimi olduğundan şüphe etmeme hiç sebep yok. Tarih, ne kadar güçlü görünseler de Firavunların, kendilerine karşı direnen Musalardan daha güçsüz olduğunu

Dünya Otobüsü Nereye Gidiyor?

Michael Flynn, 15 Temmuz günü bir salonda konuşurken, Erdoğan’ın Türkiye’de yıllardır yapageldiklerini bir darbe olarak tanımlamış, Obama yönetimini de bu İslamcı darbeye destek vermekle suçlamıştı. Sonra da askerlerin Türkiye’yi yeniden doğru ize sokuyor olduklarını söyledi. Salonda tezahüratlar yükselince de, “alkışlanmayı hak eden bir girişim” dedi. Aynı Flynn’ın, geçenlerde, “Müttefikimiz Türkiye krizde ve desteğimize ihtiyacı var”

Shanghai Beşlisi

Gözünüzün önünde büyüyen insanlara şahit olmuşsunuzdur. Yeni bir şey öğrendiklerinde “yeni bir şey öğrendik” demezler, öyle hissetmezler, “eksiği tamamladık” gibi bakarlar. Hepimiz o yollardan geçtik —ve geçiyoruz. Netice itibariyle, bildiğimizle eylemekten gayrı şansımız yok. Bilmediğimiz şeyleri bilmiyoruz, n’apalım! Ama olgun bir insanı, o gençliğin hamlığından ayıran bir şey var yine de… Olgun bir insan, bildiklerinin,

On Dört Yaşında, Aklı Başında

Oh be, memleketin vasatına yakınsadım. Gece TRT Türkü’de programın biri, Söğüdün yaprağı narindir narin türküsüyle bitti. Hani şu nakaratı “rastık kaşında / on dört yaşında / aklı başında” olan türkü. Kendimi “ulan subliminal mesaj mı veriyor bunlar” diye düşünürken yakaladım. Dün dedim, tekrarlayayım: On dört yaşında cinselliğinin —ve dolayısıyla da erkekler üzerindeki gücünün— farkına yeni

Millete Gidelim

“Ben bir çobanım” diyen zat, zannettiğinizin aksine, ahaliyi istediği gibi güdebildiği için söylemiyor bunu, güdemediğinden söylüyor. “Ulan,” demek istiyor, “koyunluğunuzu bilin, koyduğum yerde otlayın, siz böyle kafanıza göre takıldıkça hakkından gelemiyorum ben bu işin.” Böyle olacağı belliydi. İşaretler, Erdoğan külliyesine çıktığında belirmeye başlamıştı —o işaretler üzerine bir şeyler de yazmıştım bu ortamda. Oraya kadar koro,

Rektör

Rektörlerin seçimle gelmesi kararı çıktığında, Üniversitede bir Profesör arkadaşımla aynı odayı paylaşıyorduk. Demokrasi adına, yeni düzenlemeden çok memnun kalmıştı. O günlerde sıklıkla dile getirilen mottoyla, “köylü bile muhtarını seçiyor, Profesörler neden Rektörlerini seçmesin” dedi. Ben rahatsızdım. Düzenlemeye karşıydım. Ama bu akıl yürütmeye ayrıca karşıydım. “Bu mantıkla,” dedim, “mesela Vakıflar Bankasının genel müdürünü de banka çalışanlarının

Piyon

Guareschi, Don Camillo ciltlerinin birinin önsözünde, yazmayı tasarladığı bir hikâyeden söz etmişti. Peppone bir mitingde konuşurken, Don Camillo kiraladığı bir ilaçlama uçağından miting meydanına propaganda broşürleri atıyor, sinirlenen Peppone tüfeğini uçağa doğrultup ateş etmeye niyetleniyordu. Guareschi, kendi ifadesine göre, “bu kadarı da fazla” demiş, hikâyeyi yazmaktan caymıştı. Ama bir süre sonra benzer bir olay vuku