Ay: Mart 2017

Düşüyoruz

Hayatı futbol yardımıyla öğrendim deyip duruyorum. Diyelim Türkiye’de bir kulübün teknik direktörü veya başkanısınız. Herhangi bir maç anında, Quaresma benzeri bir sirk futbolcusunun attığı bir çalımdan sonra kameralara bakıp “bizim oğlan ne çalım attı ama” diye gevşek gevşek gülebilirsiniz. Maçı kaybettikten sonra “bizim oğlanın çalımını gördünüz ama değil mi” diyebilirsiniz mesela. “İyi de maçı kaybettiniz”

Mehter Marşı, Onuncu Yıl Marşına Karşı

Birçoğumuzun dedeleri gibi benim dedem de Milli Mücadele gazisi biri adamdı. Pek öyle konuşmayı, övünmeyi seven biri değildi. İstiklal Madalyasını almaya bile utandığını anlatırdı anneannem. Benim için Milli Mücadele, dedem gibi insanların, kendisini sınırlandırabilecek bir direnci hayal bile edemeyen emperyalizmin tekerine çomak soktuğu, bir büyük kahramanlık hikâyesidir. Milli bir mücadele, milli bir kahramanlık destanı. Yani,

17 Nisan

Ortada bir imalat hatası var, görüyorsunuz. Bazılarının bağırsakları ağızlarına açılıyor ve öyleleri zaman içinde birbirlerini buldu. Durmadan konuştukları için de, burnunuzu tutmadan etrafta dolaşamıyorsunuz. Bakan koltuklarına, vekil rozetlerine, bülten köşelerine sahip olan bu zevat bile biliyor ki, Türkiye’nin itilip kakılmasına karşı çıkmaya itiraz filan edilmiyor. “Ama Avrupa’nın ikiyüzlülüğü” filan diye geveleyen, “ama boynu eğik yaşayacağımıza

Demirören

Gördüğüm kadarıyla Evet ile Hayır kafa kafaya idi. Şimdi Hayır bir hayli öne geçmiştir, muhalefet fahiş bir hata yapmazsa Evet çıkmaz. Demirören Evet dedikten sonra… Bu memlekette “PKK Hayır diyor, HDP Hayır diyor, filanca Hayır diyor” edebiyatı ne kadar işe yarıyordur, bilmem. İnsanlar Hayır dediği söylenen öznelerle aynı tarafta bulunmaktan ne kadar sakınırlar kendilerini? Ama

Lale

Daha önce anlatmış olabilirim ama öyleyse bile bir defa daha anlatmam lazım. 83 sonbaharıydı. Anadolu Medeniyetleri Sergisini gezmek için gittiğimiz İstanbul’da, sonradan eşim olacak kız arkadaşımla birlikte, Eminönü’nden Sultanahmet’e çıkan yokuşların birinde, eski usul binalardan birinin kapısının üstüne asılmış Sergi Evi tabelası gördük. “Biraz da soluklanmış oluruz” diye “girelim” dedik. Ama daha kapının önündeki üç

Erdoğan’ın Moskova Zaferi

Akif Beki çok eğlenmiş (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/akif-beki/putin-gibi-gelsin-bize-dostluk-neymis-gorsun-merkel-40392290) veya bizimle kafa buluyor. Erdoğan’ın Moskova ziyareti, evet, Putin açısından pek başarılı geçti. “Sinsilikten geçinen Avrupalılar” Putin’in dobralığından ders çıkarırlar mı bilemem ama çıkarmazlarsa bizim için iyi olacak —kötünün iyisi yani. “İki alıp bir sayan” pazarlıkçı Putin, “ağza bir parmak çalıp” eğer muhatabı “yumuşak başlıysa”, her istediğini alıyor besbelli. Erdoğan,

Avrupa, Duy Sesimizi

Herhalde 20 yaşında yoktum, staj yaptığım fabrikada işçinin birinin yemek kuyruğunda “ah ulan Atatürk” diye iç geçirip, “niye kurtardın memleketi” diye sitem ettiğine şahit olduğumda… Çok şaşırmıştım ve şaşkınlığım bakışlarımdan belli olmuştu ki, “şimdi sterlinle maaş alıyor olacaktık” diye açıkladı. Çok şaşırmıştım ve şaşkınlığımın sebebi aşikârdı. Memlekette bütün kesimler tarafından paylaşıldığını zannettiğim değerlerin hiç de

Büsbüyük İstihdam Seferberliği

Billboardlarda herhalde görmüşsünüzdür, tarihin en büyük istihdam seferberliği başladı. İyisiniz, diğer her bir musibet gibi işsizlik de tarihe karışacak yani. Eskiden olsa, aziz devletimiz diye başlardık ama artık öyle müphem öznelere ihtiyacımız yok, ulu, yüce Erdoğan buyurdu, işsizlik tarihe karışacak. Çaresi yok. Boru değil, tarihin en büyük istihdam seferberliği bu. Eh, ulu, yüce Reis’in zaten

Özgür Türkiye’m

Canikli, “Türkiye hiç olmadığı kadar özgür” demiş. Bir dakika, zıplamayın yerinizde. Mesela Hürriyet gazetesini basmak, Ahmet Hakan’ı dövmek, otobüste şortlu kadına tekme atmak, imzacı akademisyenlerin kanıyla banyo yapma tehdidinde bulunmak, gösterileri engellemek, gazetecileri içeri atmak, beğenilmeyenleri terörist diye etiketleyip kamudan uzaklaştırmak filan hiç bu kadar serbestçe yapılabiliyor muydu? Olağanüstü bir özgürlük var memlekette. “Ama özgürlük

Kör ile Topala Kalan Dünya

Görünüşe göre Putin, ABD’de Trump’ın kazanabileceğine ihtimal vermiyordu. Temennisi, Clinton’ın kazandığında olabildiği kadar zayıf olmasından ibaretti. Olabildiği kadar zayıf, içeride sıkıntıları olan, ahlaksız bir seçim zaferi kazanmış ahlaksız bir kadın olarak, seçildiği anda başı dertte olmalıydı —ve olabildiği kadar uzun süre başı dertten kurtulamamalıydı. Ki Putin’i sıkıştıran mengeneler gevşesin. Trump kazandı. Putin’in hayal ettiğinden fazlası