Ay: Temmuz 2017

Trump Sadık Han’a Karşı

Işık paylaşmış, Sadık Han ile ilgili olarak The Guardian’da uzun bir röportaj yayınlanmış (https://www.theguardian.com/politics/2017/jul/29/sadiq-khan-not-sure-what-donald-trump-beef-with-me). Röportajda bir yığın faideli malumat var. Londra’da 300 farklı lisanın konuşuluyor olması gibi mesela. Bu ölçüde kozmopolitleşme! Olacak iş mi? Bence şaşırtıcı olan Londra’nın bu ölçüde kozmopolit olması değil. Kendi çağlarındaki şartlar ile kıyaslandığında, Babil’den Roma’ya kadar bir yığın merkez, kozmopolitlik

Mbappe

Mbappe 180 milyon Euro’ya PSG’ye transfer olmuş. Adam televizyonda sızlanıyor: “Mbappe 180 milyon etmez. Hiçbir futbolcu etmez. Messi bile etmez.” Kime göre etmez? Beyefendiye göre etmez. Muhtemelen size göre de etmez. Ama etmiş işte. PSG, geçtiğimiz sezonun başında ilk on sekize bile giremeyen, ancak sezonun ikinci yarısında düzenli olarak takımda yer bulmaya başlayan, 18 yaşındaki

Çok Mert Çocuklar

Zat-ı şahaneleri “Piyonu ezip geçmeden kaleleri alamaz, Şahı da mat edemeyiz. Onun için önce bu hainlerin kafasını kopartacağız” buyurmuş, Taşgetiren’den öğreniyoruz (http://www.star.com.tr/yazar/piyonlardan-saha-yazi-1239712/). Eh, uluslararası ilişkiler satranca benzer mi, emin değilim. Ama satrancın böyle —piyonları ezip geçip, kaleleri alarak— oynandığını zanneden biri, satrancı yeni öğrenmiş herhangi birini bile satrançta yenemez, onu biliyorum. Demek ki üst üste

Malzeme

Zatı şahaneleri İslam dünyasının içindeki çatlakları tamir etmek için çıktığı mübarek seyahat sırasında, Almanya’ya haddini bildirmiş gene: Türkiye demokratik, laik bir hukuk devletidir. Adam da gelmiş bana diyor ki “gördün mü abi, adam demokrasiyi, laikliği, hukuku önemsiyor işte. Batı propagandasına kanıp…” “Türkiye hukuk devletidir” demekle hukuk devleti olunuyor mu? “Nesi var abi, basbayağı hukuk devleti

Biyoloji

Naisbitt 1980’lerin başında, Megatrends’de, fizikten biyolojiye doğru bir kayma tespit ettiğinde, özetle “bugün biyoloji dâhil her şeyi fizik terimleriyle anlamaya çalışıyoruz ama gelecekte fizik dâhil her şeyi biyoloji terimleriyle anlamaya çalışacağız” dediğinde… “Hadi canım sen de” demiştim. Elbette Naisbitt’in yüzüne değil, içimden… Fizik, bana o kadar muhkem —ve asıl mühimi— ebedi görünüyordu. Hani Galileo “âlem

Korku Filmi

Hırsız var. Olmasın. Hiç hırsız olmasın. Bir şeyler yapalım, kimse hırsızlık yapamasın. Bir şeyler? Mesela neler? Sayısız alternatif program sayılabilir —ve bence sayılıyor da… *** Daha önce başka biçimlerde, başka kelimelerle söyledim, bence insanlığın en ciddi meselelerinden biri, hırsızlığın —daha genelde kötülüğün— kategorik olarak ortadan kaldırılabileceği varsayımından kaynaklanıyor. Hırsızlık kötüyse, daha az hırsızlık daha az

Adalet O Değil, Terörist de Sensin

Dayım akranlarına kıyasla uzun biriydi. Amcam ise kısa… Amcam başarılı bir öğrenciydi, ailede okuyan ilk o oldu. O günlerdeki adıyla Robert Kolej’i bitirdi. Yedeksubaylığını yaparken bizde kalmıştı. Aynı dönemde dayım da bizde kalıyordu, bir türlü liseyi bitirememiş. o şehirden bu şehre geziyordu. Hemen her akşam dayım amcamı dürter, “kalk hemşerim” der, yanına geçer, boylarını mukayese

Yürüyüş

Kılıçdaroğlu yürümeye başladığında, CHP’li tanıdıkların önemli bir bölümünde hayal kırıklığı ve endişe hâkimdi. İlk günlerde bekledikleri ilgiyi görememişler, yeni ve büyük bir yenilgiden korkmaya başlamışlardı. Kendi değerlendirmemi her biriyle —ve başkalarıyla— paylaştım. Bana göre yürüyüşe katılanların sayısı filan çok mühim değildi. Günler ilerledikçe, eğer Kılıçdaroğlu sebat edebilirse, yürüyüşün etkisinin artacağını düşünüyordum. Neden öyle düşünüyordum? Birincisi,

Sömürü, Verimlilik ve Şehir

Badiou devletler, işçi sınıfı ve benzeri kavramlar üzerinden militan (!) tespitler yapmış (http://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2017/07/04/badiou-gecmis-deneyimlerin-muhasebesini-yapmaliyiz/). Bence başlığa çıkarılan tespiti bile problemli. Geçmiş deneyimlerin muhasebesinden edineceğimiz hiçbir şeyin yolumuzu aydınlatmaya manalı bir katkısı olamaz. Çünkü artık bambaşka bir dünyada yaşıyoruz. Tekrarlıyor gibi görünen şeylerin arasında, geçmişteki haline en çok benzerlik gösteren şey —bana öyle görünüyor ki— göç. Ki

“Daş” ve Afyon

Birçoğumuz gibi dindar muhitlerde büyüdüm. Dolayısıyla mesela insan sevgisini “yaratılanı sev yaratandan ötürü” türü dini referanslarla öğrendim. “İnsanı sevmek için dini referanslar elzemdir” diyemeyiz elbette ama dini referanslarla da öğrenebiliriz. Dini referanslar dediğimiz –dindar olalım olmayalım her birimizin hücrelerine kültür vasıtasıyla zerk olunmuş olan– şeylerin pek azı kitapta var. Ve aynı referans sisteminde, birbiriyle çelişen,