Ay: Mart 2018

Eşitsizlikten Fazlası

Toparlamaya çalışayım. Facebook skandalı ve Zeynep Tüfekçi’nin bir paragrafı üzerinden, bizim, yani bizim neslimizin teknolojisiyle akıl edebildiğimiz Aydınlanmacı örgütlenme anlayışının sınırlılıkları içine hapsedilmiş olmamızın esas problem olabileceğini söylemeye çalışıyordum ki… Ümit Kıvanç nefis bir soruyla sahneye Marks’ı soktu. Marks’ı… “Solun üzerindeki baskılar ve emperyalizmin oyunlarına dair eserlerin” Marks’ını değil, başka bir Marks’ı… Proletaryayı kutsallaştırmayan, dünyayı

Özne

Birisi, ilgimi çekebileceğini düşünüp, dolambaçlı yollardan, Princeton’dan bir sosyoloji profesörü ile yapılmış bir söyleşiyi bana ulaştırmış (https://www.vox.com/2018/3/13/17053886/trump-rural-america-populism-racial-resentment). İşime yarayacağını düşünmüş. Çok işime yaradı, kendisini tanımıyorum ama —sadece göze aldığı zahmet için değil, özellikle söyleşiden haberdar olmamı sağladığı için— gönülden şükranlarımı sunarım. Kırsal Amerika’da biriken öfkeyi araştırmış adam. Sekiz yıl boyunca. Karşısında da… Neyse… Kadının biri

Mücadele

Ümit Kıvanç Gazete Duvar’da sormuş, (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/03/28/gunumuzun-marksizmi-nerede/ ) “Küresel -uluslararası, bölgesel, sınıfsal- eşitsizlik had safhada, insanlar dindarlık adına yapılanları da gördü, o halde niye sola meyletmiyorlar?” Bence pek yerinde bir soru ve bence Kıvanç soruyu çok “güzel” sormuş —mesela ben aynı soruyu sormaya karar vermiş olsam, Kıvanç’ın sorduğu “kalitede” sorabilmem için herhalde birkaç yıl sadece bunun

Şehirliler, Kasabalılar, Liderler

Geçen hafta sözünü ettiğim Bhagwan vakası, aklıma vakanın kendisinden daha kritik bir soru düşürdü: Sosyopolitiğin dinamikleri içinde karizmatik liderin rolü ne? Eh, bu soruyu ilk defa soruyor değilim kendi hesabıma. Memleketin en kullanışlı klişelerinden biri “Türkiye’de seçmen lider seçer” klişesi. Bu klişe yüzünden her partinin genel başkanı lidercilik oynuyor. Sonra genel başkanları lidercilik oynayan partiler

Tiksinti

Sonradan Başbakan olacak biri, bir seçim kampanyası sırasında, “senin ne güzel işin var” diye sitem etmişti bana. Az öncesinde, etrafında bulunanlar birbirleri ile çelişen tavsiyelerde bulunmuşlar, o da bana dönüp, şikâyetini saklamayan bir ses tonuyla, o insanları incitmeyi göze alarak, “ne yapacağız şimdi” gibilerden sormuştu. Ben de, tavsiye edilen güzergâhların her birinin muhtemel berbat neticelerini

Sandık

“Buruşuk pardesülü adam dalgın gittikçe daha dalgın, elinde cetvel masada hesap makinesi, pusula yetmiyor dibe dalmasına bağlıyor kalın bir urganla beline ağır bir sandık salıyor kendini yeşil yosunların kırmızı balıkların uçan kabarcıkların derinliklerine orada bir sandık buluyor yakutlar, altınlar, pırlantalar adam dibe dalmak için beline bağladığı sandığını keşfediyor dibe ulaştığında.” Şair olduğu zamanlarda İsmet Özel,

Politika Nedir, Ne Değildir?

Dün Tüfekçi’nin yazdıklarından “hissettiğim” kadarıyla, teknoloji hakkında sahip olduğunu zannettiğim varsayımların çağrıştırdıklarının etrafında gezindim. Bugün de politika hakkında sahip olduğunu zannettiğim varsayımların etrafında biraz gezineceğim. Bence onlar daha problemli ve daha mühim. *** Önce, son dönemde sık yaptığım bir şeyi yapıp, bir diziden söz edeyim. Bu yılın Ocak ayında yayınlanmış bir Netflix belgesel dizisinden, Wild

Facebook Skandalı

Malum, Cambridge Analytica adlı bir şirketin, Facebook’u kullanarak (veya —eğer gönlünüzü öylesi ısıtacaksa— “Facebook ile işbirliği halinde” de diyebiliriz gibi görünüyor) ABD seçimleri ve Brexit referandumu üzerindeki tesiri konuşuluyor. Mevzu hakkındaki aydınlatıcı/öğretici tweetler, beni Zeynep Tüfekçi adında bir kadının yazdıklarına ve dediklerine götürdü. Tüfekçi, anladığım kadarıyla, tekno-sosyoloji diyebileceğimiz bir alanda kendisine kariyer inşa eden, ABD’de

Hişt! N’oluyor?

Tuhaf şeyler oluyor. “Tuhaf şeyler” derken YPG’nin “sonuna kadar direneceğiz” diye gürleyip ertesi gün pılıyı pırtıyı toplayıp çekilmesinden söz etmiyorum mesela. Bu tür, beyanlar ile aksiyonlar arasındaki tutarsızlıklara şaşırmamayı öğreneli çok oldu. İlaveten, çekilmelerinin iyi olduğunu da düşünüyorum. Manasız can kayıplarına yol açacak bir direniş en son isteyeceğim şeydi. Ama… Bildiğimiz, tanıdığımız PKK’nın —bu ölçekte

Easy

Geçende, Netflix dizilerinden Easy adlı bir diziyi seyrettim. Dünkü uzun girişe, bu diziden söz etmek için ihtiyaç duydum. Chicago’da yaşayan, çoğunluğu orta sınıfa mensup, şehirli —tam da benim şehirli/kasabalı dikotomimde kastettiğim manada şehirli— bir takım insanların etrafında şekillenen, birbirinden bağımsız, sıradan olaylar… Sıradan insanlar, sıradan olaylar. Kahramanlar yok, anti-kahramanlar yok. “Olacak olan” neyse onun olması