Aylar: Nisan 2018

CHP Adayı

Kılıçdaroğlu’nun CHP adayını açıklamaması, “henüz karar oluşmadığı” için olabilir diye yazdım önceki gün. Ama başka bir sebebi de olabilir. Diyelim Kılıçdaroğlu adayı bugün açıkladı. Açıkladığı aday da Ekmeleddin İhsanoğlu gibi, CHP’lilerin içine sinmeyecek bir aday oldu. Yirmi —veya daha çok sayıda— CHP milletvekili yarın partiden istifa edip, seçime girebilecek partilerden birine geçip, bir “CHP’liyi” aday

Güneş Olsa…

Güneşin sizin bulunduğunuz yörede yarın sabah kaçta doğacağını tahmin ediyorlar. Çünkü güneş “kararını vermiş”. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını da aynı hassasiyetle tahmin etmek mümkün değil mi? Güneşin yarın sabah kaçta doğacağını “uzmanlar” tahmin ediyor. Bu işin uzmanları da CHP adayını tahmin etseler? Bu kelimelerle dile getirildiğinde size tuhaf gelse de, “derinde”, şöyle bir “kabul” var: Güneşin

Takas

Dün sahnelenen oyun hakkında Fehmi Koru şık bir değerlendirme yapmış (http://fehmikoru.com/muhalefet-haddini-bilmedi-bizde-kendinden-beklenmeyeni-ancak-iktidar-partisi-yapabilir/). Söylenmesi gerekeni söylemiş bence. Ben kendi hissiyatımı aktarayım. On beş milletvekilinin danışıklı bir biçimde bir partiden bir başka partiye “geçirilmesini”, en hafif tabirle “yakışıksız” buluyorum. Ama Erdoğan’ın “şeyleri”nin feryatlarına bakınca —en azından beş yıldır bundan daha yakışıksız şeyleri yapıp duran ve sonra da pişkin

Toplumsal Muhayyile

Daha önce sözünü etmiştim, Goldberg, The New Excetutive Brain’de, beynin iki yarısının işbölümü hakkında son derece ufuk açıcı bir tespit yapar. Beynin sağ yarıküresi şahit olduğu her şeye “bu yeni, daha önce hiç şahit olmadığım bir şey” diye bakarken, sol yarıküresi her defasında “bu bildik bir şey” diye bakar. Yani bazen biri, bazen öteki yanılır

Dört Komşu Kızı

Erdoğan Başakşehirlilere, “takımınız şampiyonluğa oynuyor, tribünleri doldurmuyorsunuz, bir gece ansızın gelebilirim, tribünleri boş görmeyeyim” mealinde seslendi, malumunuz. O seslenmeyi müteakip ilk iç saha maçında dün, Başakşehir, Kayserispor’u misafir etti. Tribünler yine bomboştu. Seçmen dediğiniz nebat, sizin, benim gibi insanlardan mamul. Dün dedim, o insanların tercihlerinin belirli bir seçenekler setine izdüşümünü alıp onlar hakkında “her şeyi”

Erdoğan’ı Yenmek

Büyük market zincirlerinden birinden alışveriş ediyorsunuzdur sıklıkla. Sizin alışverişlerinizin “izini sürmek” —herhangi birininkini sürmek— hiç zor değil. Data orada duruyor. Bahse konu olan market zincirinde bıraktığınız izlerden yola çıkarak, sizin tercihleriniz hakkınızda sayısız —ve son derece hassas— tahminler yapılabilir. Nasıl tahminler mesela? Mesela önümüzdeki hafta markete geldiğinizde kâğıt havlu alıp almayacağınız, belirli bir hassasiyetle tahmin

Çakma

Erdoğan ve Bahçeli, Bahçeli’nin erken seçim çıkışını müteakip görüşmüşler. Bütün memleket görüşmeye kilitlenmiş. Görüşme bitmiş. Taraflar açıklama yapmadan “dağılmışlar”. Haber Türk “haberi” veriyor: “İki lider görüşme öncesinde tokalaştılar. Bakın tokalaşma anını tekrar görüyorsunuz.” Filan. Orada “bize haber versin” diye görevlendirilmiş. Veremiyor. Çünkü haber alamıyor. Tahminde de bulunamıyor. “Tokalaştılar” diye “bildiriyor”. Yabancı biri duysa, “tokalaşma” fiilini,

CHP Gibi Rakibim Olsa

Dün bir defa daha ve net bir biçimde karar verdim ki, memleketin esas derdi Erdoğan, AKP, cahillik, şu veya bu değil. Ne peki? CHP. Bildiğiniz gibi Bahçeli grup toplantısında arı kovanına çomak sokup, erken seçim lafı etti. Afrin yansa yerinden kımıldamayan borsa bile reaksiyon gösterdi, ağır ve kararlı bir biçimde yükselişini sürdüren dolar bile zıpladı,

Ayna Olarak Futbol

2009’un Eylül’ünde Akşam’da şöyle yazmışım: “Adaylık tayini Eskişehir’e çıktığında, muhtemelen daha dengini toplamadan, Sayın Unakıtan Eskişehirspor’un Eskişehir için çok mühim olduğunu işitmiş olmalı. Kampanyasının esas malzemesi Es-Es idi. İki sezon sonra Eskişehirspor İnönü’de Boluspor’u yenip Süperlig’e çıktı. Katkısı meçhul olsa da, Bakan performansın kendisinden bilinmesi için lazım geleni yaptı. Boluspor taraftarı Bakanın hakkını teslim etti.

Bazı Zor Sorular

1991 gibi “çok eski” bir tarihte, Bilgisayar Destekli Eğitim sürecinde, son derece kıymetli “veri”nin zuhur ettiğini fark etmiştik. Süreci kabaca özetleyecek olursak, derslikte her iki öğrencinin önünde bir bilgisayar olacak, müfredata göre o gün işlenmesi planlanan konuyu öğreten bir program bilgisayarda çalışacak, öğrenciler bilgisayar ekranındaki metinleri okuyacak, animasyonları izleyecek, deney simülasyonlarını gerçekleştirecek, sorulara cevap verecek,