Aylar: Ağustos 2018

Kahramanlar

Bildiğiniz gibi, Erdoğan’ın devleti —yani polis— Cumartesi Annelerine müdahale etti. Polise müdahale emrini verdiğini zanneden —veya zannetmemizi isteyen— koltuk kiracısı, her daim olduğu gibi abuk sabuk şeyler söyledi. İnsan olanın, insan kaportasına sahip birinden işittiğinde insan olmaktan utanacağı laflar. Kim olduğunu hatırlamıyorum biri, “bu seviye yakışmıyor” türünden itiraz dile getirdi o laflara. Hâlbuki çok yakışıyor.

Koltukların Üzerinde

Ben de biliyorum daha ciddi dertlerimiz var. Ama bir yandan da hologram gibi bir ülkemiz var çok şükür. Hangi alana yöneltsen projektörleri, neticede memleketin tamamının röntgenini çekmiş gibi oluyorsun. Beşiktaş’ın çok konuşan —her çok konuşan şahıs gibi boş konuşan— başkanı Fikret Orman yine ağız ishali oldu. (“Birkaç kötü netice alındı ya, konuşursun artık” diyecek olanlara

Bayramlık

Rahmi Turan, memleketten kaçanları görünce, üzülmüş. Ne çok “fare yürekli” insanımız varmış. Fare yürekli? E, batan gemiyi önce fareler terk edermiş ya. Ama bizim gemimiz batmıyormuş da… O halde ülkeyi terk edenleri fareye benzetmek yanlış. Yok, gemi batıyorsa… O halde fareler diğerlerinden akıllı demek ki. Neden batsınlar gemiyle beraber? *** Bodrum’da babasının sahip olduğu lüks

Kâğıthane

Malum zor zamanlardayız. Kapitalizm, bu defa —ve hep olduğu gibi yine— asla içinden çıkamayacağı “son” krizine girdi. Depremin merkez üssü neresidir / neresi olacak, meçhul ama kapitalizmin merkez üssü ABD’nin depremde en çok hasar görecek gibi görünmesi de… Ümit verici. Kapitalizm bu defa, bu depremden kurtulamayacak. Kesin. *** İşitiyorsunuz işte, yukarıdakini andıran “tahliller”. Yaşınız benim

Epilepsi Atağı

Mutlaka haberiniz olmuştur, Trump “Türkiye uzun yıllar boyu ABD’den faydalandı (taken advantage)” demiş. E size tam tersi gibi görünüyordu —ABD’nin Türkiye de dâhil olmak üzere bütün dünyadan faydalanıyor olduğundan şüpheniz yoktu. Mesele sadece Trump ile sınırlı olsa… Dert etmeye değmeyebilir, koskoca ABD’nin Başkanı olsa bile bir soytarı nihayetinde. Ama sadece Trump değil öyle düşünen, Trump’a

Merkel

Erdoğan meydanlarda Demirel’i diline dolamış ve ben de Akşam’da 24 Mayıs 2011’de demişim ki… “…Demirel’i sevmeyebilirsiniz. Ama sıkletini hafife almak kimseye fayda sağlamaz. “Demirel sahnede Berlusconi, Sarkozy, Merkel filan gibilerine eşlik etmedi. Brandt, Kohl, Mitterand filan gibilerle oynadı. Nostaljiden hazzetmem. ‘Eskiden ne ağır adamlar vardı’ filan diyor değilim. Eğer bir Soytarılar Çağında yaşıyorsak, eğer dünya

Arıboğan, Genç, Bahçeli, Gavs ve Diğerleri

Karmaşık sistemlerin favori misallerinden biri beyin, biri lisan ise, bir diğeri de şehirdir. Siz, diyelim İstanbul’dan bir iş için Eskişehir’e gittiğinizde, sizin Eskişehir’e doğru yola çıktığınızın, şu saatte şehre varacağınızın, karnınızı doyurmak için şunu talep edeceğinizin, şunu içip, şöyle bir yerde konaklamak istediğinizin filan bildirildiği, Eskişehir’de bir otorite yok. Şehir sizin için “hazırlık” yapmıyor yani.

Utanmaktan Muaf

Bugün yazmıştım ama… Hakan Albayrak’ın yazısını (http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/cileyse-cile-7684) okuyunca duyduğum utancı sizinle paylaşmazsam gece gözüme uyku girmeyecek, onu hissettim. Okursanız siz de fena halde müteessir olacaksınız eminim, “emperyalizmle mücadele yolunda çekilmesi gereken çile neyse çeker”miş mesela Albayrak. Ya siz? İlk yol ayrımında sıvışırsınız, itiraf edin, bütün çileyi Hakangillere yıkıp… “ABD’nin batırmaya azmettiği gemimizin -Türkiye’mizin- selameti için

CHP Mevtadır

Başımız fena halde dertte. Öyle görünüyor. Öyle görünüyor ki, başımızın ne kadar dertte olduğuna dair kötümser tespitler bile, tez zamanda, ziyadesiyle hafif görünmeye başlayabilir. Ve bunlar benim şahsi hissiyatım, kanaatlerim filan değil, memlekette muhalif, muvafık hemen herkes teyakkuzda. Herkes? Pek sayılmaz. Nadide muhalefetimizin pek umurunda değil gibi olup bitenler. *** Dünyanın her yerinde, yerel para

Yangın

Mahalle yanıyor. “Beyhude üşüyorsunuz, biz sizi ısıtırız” diye sahneye çıkan zevat, şebekeye kaçak bağladığı ısıtıcılarla mahalleyi yaktı. Şebekede elektrik olduğunu, ona atılacak bir kancayla enerjinin “çalınabileceğini”, çalınan enerjiyle —başkalarının yaptığı— cihazların çalıştırılabileceğini bilince, “dünyanın şifresini çözdüklerini zanneden” kurnazlar sürüsü, işlerin bildiklerinden ibaret olmadığını çoktan fark etti. Enerjinin nasıl üretildiğini, şebekenin nasıl kurulup işletildiğini, hatların bakımının