Aylar: Ekim 2018

Trump’ın Şeyinin Kılı

Ümit Kıvanç, ABD’deki bombalı paketlerin zanlısını cihaz olarak kullanıp günümüzün hassas bir röntgenini çekmiş (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/10/31/trumpta-bir-baba-bulmus-2/). Özetleyebileceğim bir şey değil çünkü zaten ancak bu kadar az kelimeyle aktarılabilir Kıvanç’ın çektiği röntgen. Bence kesinlikle okumalısınız. Yazının sonunu da, herhalde röntgen mütehassısının notu niyetine, “nasıl savuşturacağımızı tam bilemediğimiz bir büyük belayla uğraşmak durumundayız” diye bağlamış. Babası yerine koyduğu

Cumhuriyet Hatırası

Sevan Nişanyan bir süredir, Anadolu tarihinin izini, titiz bir çabayla ve toponimi yardımıyla sürüyor. Son yaptığı özet (http://nisanyan1.blogspot.com/2018/10/ckan-dort-bolumun-ozeti.html), benim tamamen dayanaksız bir biçimde, “olsa olsa”larla geliştirdiğim kabullerin önemli bir bölümünü gözden geçirmem gerektiğini gösteriyor. Kendimi suçlamayacağım, dayanaksız kabullerle iş görmek zorunda olmak benim tembelliğimden kaynaklanmıyor. “Resmi tarih”lerin birinden diğerine geçerken, Boğaz Köprüsünden geçerken yaşanan kadar

Sinematografik Bir Ölüm

Türkiye Cumhuriyeti Devleti benzer bir iş işlese —mesela Barcelona Konsolosluğuna müracaat etmek zorunda kalan bir Kürt veya Ermeni muhalifini doğrasa— devletiyle övünmek için bir bahaneye daha sahip olduğunu düşünecek olan müptezeller, Suudi Arabistan’ın İstanbul Mezbahasında sahnelenen vahşet karşısında aniden medenileştiler. Malum, bunların kendilerine, ailelerine, klanlarına, kavimlerine, devletlerine her şey mubah. Muhalifleri ise her şeye müstahak.

Çarmıhımız

Güven, Bitcoin hakkında bir eleştiri yazısı paylaşmış. Daha önceki yaygın ve “gevşek” eleştirileri andırmıyor. Yok balonmuş da, değeri “aslında” şu olmalıymış da filan gibi mevzulara girmiyor, daha ziyade, bodoslama blockchain teknolojisine taarruz ediyor. Nasıl bir taarruz? Blockchain teknolojisinin, vadettiği merkezsizliği sağlamadığını söyleyerek… İşte bu! Lazım gelen buydu. Bu tür eleştiriler, blockchain teknolojisine, daha doğrusu onun

Kıyametten Sonra Hayatta Kalmak

Netflix’te BuzzFeed yapımı Follow This adlı bir dizi var. Her bölümde, akla gelmeyecek mikro kültürlerden birini, kendilerince, görünür kılmaya çalışıyorlar. İlk sezonun bir bölümünde mesela “Erkek Hakları” diye bir bölüm var, hakkında saatlerce konuşulabilir. Ama daha önce… Bir biçimde —mesela bir kasırga ve/veya nükleer saldırı gibi doğal veya insan eseri— bir kıyamet gerçekleştikten sonra hayatta

Enflasyon, Faizler ve Beşiktaş

Göztepe-Beşiktaş maçını seyrederken, “Pozisyonsuzlukla Topyekûn Mücadele” programının neden bu kadar geciktirildiği sorusu düştü aklıma. Ne Fikret Orman ve ne de Şenol Güneş, haftalardır süren sıkıntının aşılması için, Beşiktaş aşkıyla her şeyi göze alabilecek olan taraftarları neden seferberliğe davet etmezler, anlamak müşkül. E işte, herkes asrın lideri olamıyor. *** “Enflasyonla Topyekûn Mücadele” programının ne ihtiva ediyordu

Kamplaşma ve Çözümü

Soner Yalçın, Muzaffer Şerif’in bir grup deneyinden söz etmiş (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/aci-bir-deney-2682756/). Neticeyi bağladığı yeri geçiniz, deneyler bana, kendi derdimi ifade etmek için elverişli ipuçları sağlıyor. Deneyleri aslından okumadım, kendisine güvenerek, Soner Yalçın’ın anlatımıyla aktarayım. “Deneyden haberi olmayan 11 yaşında 22 çocuk seçilir ve bir tatil kampına götürülür. Birbirlerini hiç tanımayan çocuklar iki gruba ayrılır. “Ve bir süre sonra rekabete dayalı aktiviteler gruplarda

Homo Gazlius

İnsan türünden evrimleşmiş olduğu zannedilen bir canlı türü. Kimi bilim insanlarına göre Homo Erectus’un bir kolu haysiyet, utanma gibi insani özelliklerinin gelişmesiyle Homo Sapiens’e evrimleşirken, bir başka kolu da Homo Gazlius’a evrimleşmiştir. Ancak 20. Yüzyılın ortalarında Homo Sapiens ile Homo Gazlius’un görünümleri arasındaki benzerliğe yaslanan bu genel kabulün gözden geçirilmesi gerektiği fikri ortaya atılmış, bu

Ama Aynı Gemideyiz

Netflix’te enteresan İspanyol dizileri boy gösteriyor. Elimde istatistikler yok ama ihtimaldir ki, İspanya’nın dizilerden elde ettiği gelir, Türkiye’nin elde ettiğinden bir hayli gerideydi. Yine ihtimaldir ki, eğer İspanya’nın geliri Türkiye’ninkini yakalamamışsa, yakalamak üzeredir. Yine ihtimaldir ki, yakın gelecekte birileri, “İspanyollar gençlerimizi dizilerle zehirlemek suretiyle…” filan diye ahkâm kesmeye başlayacak. Hâlbuki her şey gözümüzün önünde oldu.

Katalonya’dan Brooklyn’e

Aynı günde iki Netflix belgeseli izledim. Biri geçtiğimiz yıl Katalonya’da yaşananları anlatan Two Catalonias, diğeri ise Brooklyn’in Hasidik Yahudi cemaatinden ayrılmaya çalışan üç genç insanın başına gelenler üzerinden cemaati anlatan One of Us. İlk önce şu kanaatimi paylaşayım: Anlaşılan belgesel yapmak zor iş. Ne Katalonya’daki ve ne de Brooklyn’deki sosyal ruh durumuna dair bir duygu