Ay: Aralık 2018

Aşina Yılbaşı Gündemi

Dinlerin her biri birer protokoldür. Ian Morris’in uzun insanlık tarihine kuşbakışı baktığı Why the West Rules – For Now adlı kitabında berraklıkla dile getirdiği gibi, insanlığa beklenmeyecek kadar büyük sıçramalar gerçekleştirme imkânı sağlamış, evrenselleştirici ilk protokollerdir. Harari de az çok aynı şeyi —çok daha zayıf bir dille de olsa— söylüyor. Protokoller, birbirleriyle teması olmayan insanları

Postal

Meselenin basit arızalardan ibaret olmayıp protokollerin çökmesinden kaynaklandığını anladığımızda, anlayanlarımızın biri —veya bir kaçı bir araya gelerek— problemlerimizi çözebilecek mi? Elbette hayır. Protokollerin tanımı icabı hayır. Dünkü metafora dönecek olursak, 220 volt üzerinde mutabakat sağlanmış bir sistemde, şurada üretilen ve satın aldığınız bir cihaz 110 voltta çalışacak biçimde tasarlanmış, bu arada filanca sokağa 300 volt

Protokol

Önce basit tespiti yapalım: Problem, gerçekleşen ile gerçekleşmesi beklenen arasındaki farktır. Kapıyı açtınız, elektrik düğmesine bastınız, ampuller yanmıyorsa… Problem var. Problemin, bir problemimiz olduğunun farkına varmak bir şey, problemin ne olduğunu anlamak bambaşka bir şey. Siz düğmeye bastığınızda beklediğiniz olmuyorsa… Bütün ülkenin elektrik dağıtım şebekesi çökmüş olabilir mesela. Üstelik o durumda bile birçok farklı sebep

Tokyo’dan Akra’ya

En az yirmi yıldır “dünya bir faz değişim döneminde” diyorum. Birileri de “en az yirmi yıldır ‘faz değişim safhasındayız’ deyip duruyorsun” diyorlar. Evet öyle. Sosyal fazların birinden bir diğerine geçmek, insan ömrüne kıyasla uzun sürüyor. On beş yıl kadar önce —Marks ve Engels’in “katı olan her şey buharlaşıyor” ifadesine gönderme babından— “buhar olan her şey

Zehir

17-18 yaşlarında olmalıyım. Ankara Kızılay’daki Gökdelen’in zemin katındaki postanenin gişesinin önünde sıra bekliyorum. Önümdekinin önündeki işini bitirdi, ayrıldı. Gişedeki memur sıradaki kavruk adama baktı, kafasını kaldırıp bana “buyurun” dedi. Şaşırdım, “sıra beyefendide” dedim. Memur “kuyruk uzun, ne istiyorsun söyle” diye üsteledi. Normal şartlar altında —yani mesai saatleri dâhilinde— pek o kadar sabırlı değilim, saygısızlığa orantılı

Orantısızlık

Çocukken babası —artık koltukaltından mı, ellerinden mi hatırlamıyoruz— adamı askıya asmış. Size babanız benzer muamelede bulundu mu, bilmem. Ben yaşamadım öyle şeyler. Dolayısıyla da “böylelikle de filanca fena davranıştan kurtuldum” diyebileceğim bir şey yok hayatımda. Dolayısıyla da… Tahmin ettiğiniz gibi, muhtelif fena huylarım, fena alışkanlıklarım berdevam. Ağzımı doldura doldura küfür etmekten imtina etmem mesela. Mesele

Din

Tekrar olacak ama… Nietzsche Deccal’de “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkini üzerinden Hıristiyanlığa yüklenir. Okurken öyle zannedersiniz ki, sahiden de “ben Hıristiyan’ım” diyenler bir yanaklarına vurulduğunda öbürünü uzatmışlar ve bu sünepelik yüzünden de… Öyle şeyler olmadı. İnsanlar “ben Hıristiyan’ım” demeyi sürdürdüler. Pazar ayinlerinde, huşu ve saygı içinde “bir yanağına vururlarsa öbürünü uzat” telkinlerini dinlediler. Bu

Bence de Yeniden Düşünmeli

Geçen gün dedim ki mealen, “Biz genellikle heuristiclerle karar veririz ama Aydınlanma aklı bize hesap yapmayı emreder. Yaşlanıyorum herhalde. Eski defterleri karıştırmaya başladım. Turing Testinden söz etmemişim burada, heuristiclerden söz etmemişim ve… Meğer bricoleur kavramından da söz etmemişim —hepsi de bir vakitler favori kavramlarımdı. Devam etmeden hatırlatayım, beni ilgilendiren şey kişi veya toplulukların niyetleri değil, metotları

Top ve Kapan

Daha önce de işaret etmiş olmalıyım… Yanlış hatırlamıyorsam “Annemi, Kız Kardeşimi, Erkek Kardeşimi Katleden Ben, Pierre Riviere”nin bir yerinde Foucault, kitabın ana akışı için bir mana taşımayan bir ayrıntı verir. 19. Yüzyıldayız. Fransa dünyanın ikinci büyük gücü ve en zengin ikinci ülkesi. O Fransa’da, bir ahşap masa ve biri kırık dört sandalyeden ibaret bir mirasın ciddi

Borç, Güven ve Saire…

Yıldıray Oğur 2004’teki hızlandırılmış tren kazasının soruşturmasının serencamı üzerinden, yerli ve milli iktidarımızın iş yapış tarzını özetlemiş (http://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/sorusturmanin-sonucu-tespit-edilememistir-8674). “Bunlar satılmış, gayrımilli, vatandaşın zamanına saygıları yok, biiiz, trenleri hızlandırırız bi güzel” deyip yola çıkarsın, tren raydan çıkınca üç beş garibana faturayı çıkarır… Mevcut iktidarımız, dünyayı Con Ahmet’in devridaim makinesi gibi görüyor. Trenlerin hızlandırılması, petrol bulunması, otomobil