Tribünlerde Neler Oluyor?

Seçim bitti. Sayısız rakam ve isme maruz kaldık. Sayın ki bir futbol haftası geride kaldı, skorlar, golcüler, kart görenler ve saire konuşulup durdu. Konuşup duruyoruz. Ama bir de taraftarlar var. Kimisi boynu bükük, bayrakları ellerinde, sükût içinde, kimisi ise bağırmaktan sesi kısılmış bir halde, bayraklarını coşkuyla sallayarak evlerinin yolunu tutmuş olan taraftarlar.

Ama bir üçüncü grup daha var: Maç bitmiş, saatler olmuş, stadın ışıkları kapatılmış ama onlar hâlâ tribünleri terk etmediler.

Bu yazı, onlar hakkında.

Uzunca bir süredir toplumun önemli bir kesimini Çaresizliğe Razı Etme Ajansı olarak faaliyet gösteren Kılıçdaroğlu ve çetesinin ehemmiyet arz eden hedef kitlesiydi onlar. CHP namındaki teşkilatın sistematik çabalarıyla süngüsü düşürülmüş olan kesimlerin yanı başında, ümit ile korku arasında salınıp duran, çoğu 35 yaş altında olan, en az yüzde yirmilik bir kesimden söz ediyorum.

Onlar 31 Mart sabahı, korku burcunda evlerinden çıktılar, reylerini kullandılar. 31 Mart gecesi, ümit burcuna geçtiler ki… Bildiğiniz şeyler oldu. Üç gündür de, bir yandan Erdoğan ve şürekâsı, öte yandan Kılıçdaroğlu ve çetesi, “boşuna heveslenmeyin, bugün hâlâ 31 Mart sabahında uyandığınız Türkiye’desiniz” deyip duruyorlar bu garip kesime, muhtelif biçimlerde. İmamoğlu hariç herkes, az çok aynı şeyi söylüyor.

Mesele şu ki, onlar, bir defa ümit burcuna geçtiler. Sandık vasıtasıyla bir şeyleri değiştirebilecekleri fikri düştü akıllarına. Muhtelif lisanlarda “sandıkta bizi yenemezsiniz” deyip duran Erdoğan ve şürekâsına, muhtelif lisanlarda “sandıkta bunları yenemeyiz” diyerek payanda olan Kılıçdaroğlu ve çetesi ne derlerse desinler, “yapılabilirmiş, yapabilirmişiz be” dediler. Kim bilir hangi kirli hesaplarla İstanbul maçının neticesi hakkındaki kararın federasyona havale edilmiş olması, zannedildiğinin aksine, mezkûr kesimin genişlemesine ve enerjilerinin yükselmesine yol açıyor. Evlerine dönmüş olan taraftarların bir bölümü daha tribünlere dönüyor.

Daha önce de çaresizliğe razı olmuş değillerdi. Çareleri yoktu, o başka. Çaresizlerdi ama çaresizliğe rıza gösteren yanı başlarındakilerden farklı olarak, çare arıyorlardı. Hayal ediyorlardı. Çarelerin rüyasını görüyorlardı. Şimdi hal başka. Dolayısıyla da CHP’nin ve Kııçdaroğlu’nun işi zor. 31 Mart gecesi enerji kazananları çaresizliğe razı etmek, 31 Mart sabahındaki ile kıyaslandığında, çok daha zorlaştı. Uygun dozu bulacaksınız, ağır ağır enjekte edeceksiniz… Gerçi Kılıçdaroğlu’nun uzmanlık alanı bu ama onun için bile ziyadesiyle müşkül bir iş. Hakkını yemeyelim, elinden geleni yapıyor ama…

İşte kocaman bir “ama” var.

Geriye kalıyor Erdoğan ve devleti… “Biz burada durdukça size ekmek yok” diyebilirler mi? Diyebilirler. Maçı kendi lehlerine tescil ettirebilirler mi? Ettirebilirler. Peki… Mezkûr kesimi çaresizliğe razı edebilirler mi? Bana kalırsa zor. Bana kalırsa hatta, imkânsız.

Bana kalırsa…

Sözünü ettiğim enerji kazanmış kesim, önüne kim çıkarsa, çare ile aralarına kim girerse, en çok birkaç yıl içinde onların defterini dürecek. Kuvvetle muhtemel ki, önce Kılıçdaroğlu’nun, sonra da Erdoğan’ın… Bu tür dinamikleri kesintiye uğratmanın, akla sığmayacak ölçüde şiddete müracaat etmek dışında bir teknolojisi olduğunu zannetmiyorum.

Cin şişeden çıktı yani.