Şu Dağın Ardında Bir Dağ Daha Var

Göcek koylarında bir balıkçı motorundan etrafa baktığınızda dümdüz —genellikle kıpırtısız— bir deniz görüyorsunuz. Başınızı biraz kaldırdığınızda ise, hemen az ileride yemyeşil bir tepe. O tepenin ardından kendisini gösteren bir başka tepe. Onun ardında, daha uzakta, daha açık renkli bir tepe. Onun da ardında, daha açık renkte… Öyle gidiyor. Tecrübe eden biliyordur, etkileyici bir manzaradır.

Giderek açılan tonlardaki tepelerin arasında derin vadiler olduğunu tahmin edebilirsiniz. O vadilerin yamaçlarının öyle düzgün bir eğimle alçalıp yükselmediğini de… Engebeli bir arazidesiniz ve bir bölümünü su basmış. Yani? Eğer sular çekilmeye başlarsa, altınızdaki arazi de benzer özelliklere sahip olduğundan, önce şurada bir kara parçası belirecek, sonra —sular çekilmeye devam ederse— o adacık genişlerken bambaşka bir yerde bambaşka bir kara parçası belirecek, filan.

Günümüzün dünyasını ve Türkiye’sini anlamak için topografyanın uygun bir metafor olduğunu düşünüyorum.

Çünkü sular çekiliyor.

Uzunca bir süre boyunca, mevsimine göre kâh sakin, dingin bir biçimde uzanıp duran, kâh köpürüp kükreyen ama altında neler olup bittiğini gözlerden saklayan sular çekiliyor. Uzun süredir çekiliyor. Üç yüzyılı aşkın süredir dünyayı örtmüş olan sular, elli yılı aşkın süredir çekiliyor. Suların çekilme hızı giderek artıyor.

***

1990’larda, dünyanın dört bir tarafında, “din siyasete dönüyor mu” tartışmaları yapılmıştı. O vakit de söylemiştim, bence mesele din, dindarlık değildi. Sular çekiliyordu ve uzun süredir görünmez olan görünmeye başlamıştı. Filanca tepenin bir adı var, falanca tepenin de… Ama suların altındaki tepeciklerin adları yoktu. Çünkü onları göremiyorduk. Birden görünür oldular ve biz onları, bildiğimiz kavramlarla adlandırdık. Sonra haritalarımız karıştı. Yolumuzu kaybettikse, bence, alakasız yerlere alakasız isimler vermiş olmamızdan…

Türkiye nefesini tutmuş, 23 Haziran’da sandıktan nasıl bir netice çıkacağına kilitlenmiş durumda. 23 Haziran gecesi, eğer seçim yapılabilmiş olursa, hangi adanın alanının ne kadar olduğu ölçülmüş olacak. Adaların alanı da, tahmin edebileceğiniz gibi, suların o andaki yüksekliğine bağlı olacak. O andaki… Ama sular çekilmeyi sürdürüyor olacak. Mesele şu ki, Erdoğan, suların çekiliyor olduğunu idrak edemediğinden, canhıraş bir çabayla, suların altında en yakınındaki toprağı kazıp kendi adasına yığıyor. Kendisini yükseltiyor ama etrafını derinleştiriyor. Dolayısıyla da sular çekildikçe… Erdoğan’ın adası genişlemiyor.

23 Haziran neticelerini tahmin etmek kolay değil. Ama üstünde İmamoğlu’nun hükümranlığını ilan ettiği adanın, eğer sular bu hızla çekilmeyi sürdürürse, tez zamanda hızla genişleyeceğini tahmin etmek kolay. Erdoğan ve şürekâsının İmamoğlu’nu yıpratmak için yapıp ettiklerinin bu genişlemeye başka her şeyden daha çok hizmet ettiğini de emniyetle söyleyebiliriz.

İleride Türkiye’nin siyasi tarihini yazacak olanlar, bugünleri, “Beylikdüzü adındaki sapa bir ilçenin belediye başkanı çıktı, beş ay içinde Türkiye’nin iki önemli siyasi aktöründen biri oldu, Türkiye’yi değiştirdi” diye yazacaklar. Aslında Türkiye aynı Türkiye. Sadece bu Türkiye’ye, Türkiye’nin sular çekildikçe en hızla genişlemeye müsait adasına talip olan kimse yoktu. Biri çıktı.

Dünyanın her yerinde sular çekiliyor. Dört bir yanımızda yeni adacıklar peydahlanıyor. Haritalar değişiyor. Her vakit olduğu gibi, orada burada yeni adacıkların belirivermesini kıyamet alameti olarak okuyanlar var. İçine doğdukları, içinde biçimlendikleri dünyanın ezeli ve ebedi olduğunu zannedenler bunlar. Kendileri idrak edemese bile çocukları, kıyametin filan geliyor olmadığını, aslında her bir adacığın yeni bir fırsat olduğunu fark edecek. Yeni bir dünya kurulacak, kuruluyor.

Türkiye dünyadan izole değil. Dünyada sular çekilirken Türkiye’de suların aynı seviyede kalması da mümkün değil. ABD’de ara seçimlerde Demokrat Parti şemsiyesi altında olup biten tuhaflıklar, Britanya’da Brexit sürecinin başından bu yana yaşananlar, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa’nın dört bir yanında ortaya çıkan alışılmamış işler, Türkiye’de İmamoğlu’nu çevreleyen hale, hepsi aynı aileye mensuplar. Kıyamet beklentisi içinde olanlar gözlerini ırkçı/faşist adaların genişlemesine dikmiş olduklarından göremiyor olabilirler ama genişleyenler sadece onlar değil. Sular çekiliyor ve harita değişiyor.

(Hatırlatayım, 31 Mart’ta İstanbul seçimleri de diğer yerler gibi o gece neticelenmiş olsaydı, İmamoğlu şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturuyor olsaydı, evet, İstanbul diğer yerlerden daha büyük ve daha zengin olduğu için yine diğerlerinden daha önemli bir aktör olacaktı ama 31 Mart’ta sahne alan yeni siyasetçilerden mahiyet olarak farklı da olmayacaktı. Yani mesele İmamoğlu meselesi de değil, 31 Mart’ta suların ne kadar çekilmiş olduğunu gördük.)

Dolayısıyla…

23 Haziran’da sandıktan ne çıkacağını tahmin etmek kolay değil. Devlet ekskavatörlerinin topografyayı değiştirmek için hunharca çalıştırılması bir netice verir mi, verirse ne kadar verir, bilemiyorum. Ama bir çağın kapanışına şahitlik ediyor olduğumuza dair kanaatim giderek güçleniyor. İçinde büyüdüğüm çağın kapanıyor olmasından da memnunum. Kapanan çağa yönelik bir husumetim olmasa da, artık kapanması gerekiyordu olduğundan şüphem yok uzun süredir. Yenisini daha iyi yapabiliriz.

23 Haziran’da sandıktan ne çıkacağını tahmin etmek kolay olmasa da, sular çekilmeyi sürdürdüğü sürece, her gün yepyeni adalar belireceğini tahmin etmek müşkül değil. İmamoğlu yalnız kalmayacak yani. Zaten de kalmamalı. Ama bu, İmamoğlu’nun adasına yığılmak gerekiyor manasına gelmiyor. Aksine, başka adalarda başka imkânlar, başka fırsatlar inşa etmek gerekiyor.

Türkiye, sular basmadan önce, tıpkı Göcek bölgesi gibi, ziyadesiyle engebeli bir arazi idi. Konya veya Mezopotamya ovası gibi düzlükleri olsa da, dümdüz bir yer değildi. Dolayısıyla sular çekildikçe daha imkânlı, daha güzel bir yer olması için uygun bir sosyolojisi var. Yeter ki sular çekildikçe orada burada beliren adaları bildiğimiz bir yerlere benzetip tuhaf isimlerle adlandırarak haritalarımızı içinden çıkılmaz hale getirmeyelim.

Artık hepimize yer var.