Bağlam Gibi

Daha önce anlattım mı hatırlamıyorum. 80 öncesinde birikmiş yedek subaylık bekleyenleri eritmek için 80 sonrasında dört aylık erlik icat etmişlerdi. Üniversiteye askerliği er olarak yapmamak için katlanmış olduğumdan, dört aylık erliğe müracaat etmedim. Dediler ki “ya dört aylık er olacaksın veya on altı aylık er”. Mecburen müracaat ettim ve son dönem dört aylıklarla birlikte erlik yapmak üzere Erzincan’a gittim.

Son dönemdik. Ordu dört aylıklardan yılmıştı ve “şunları da yollayalım, huzura erelim” havasındaydılar. Dolayısıyla uygun adım yürümemizden gayrı bir beklentileri yoktu. Ve dolayısıyla da benim uygun adım yürümeye alerjim depreşti. Dört aylıklarla baş etmek için özel olarak yetiştirdikleri çavuşlar teskere alınca, son birkaç haftada başımıza, dört aylıklara ilişmemenin yolları kursunu almamış onbaşılar geldi. Onlar bizi yetiştirme —yani uygun adım yürütme— işini ciddiye alıyorlardı.

Bir gün, atış yapmak üzere uzak bir yere gidilmesi gerekti. Atış yapılacak yerde tabure filan gibi şeylere de ihtiyaç olduğunu öğrenince, hemen bir tabure aldım elime. Sonra da bölüğün en arkasına geçip, rahat adımlarla yürümeye başladım. Onbaşı yanıma geldi ve uygun adım yürümemi emretti. Tabure taşıdığımı söyledim, mazeret yerine geçmesi gerektiğinden emin bir biçimde. Onbaşı bunun mazeret olmadığını bildirdi. “İlişme yavrum, ben uygun adım yürüyemiyorum” dedim. Onbaşı hiddetlendi. Üzerime yürümeye kalktı. Birileri kendisini tuttular, uzaklaştırdılar. Kafile yola devam etti.

Ve fakat…

Onbaşı yaptırması gerektiğine emin olduğu işi yaptıramamış olmayı içine sindirememişti besbelli. Tekrar geri kaldı, hizama geldi, dişlerinin arasından tıslar gibi “ah ulan askerlik,” dedi, “kurdu kuzuya yem ediyorsun.”

Bu lafı daha önce duymamıştım ama duyar duymaz hissettim ki… Tam da benim askerlik hakkında hissettiklerimin özetiydi.

Bağlam böyle bir şey.

Çocuk haklıydı, onun bakış açısından kurt o, kuzu bendim. Askerde olmasak, gündelik hayatta olsak, aramızda böyle bir ihtilaf çıksa, var ya… Bir kafa atar suratımı dağıtır, haddimi bildirirdi. Ama üniformalar içinde kurt dişini kuzuya geçirmemişti. Benim açımdan ise ben kurttum, kuzu oydu. Normal dünyada olsak gelip bana efelenemez, ne yapmam gerektiğini bana söylemeyi aklından bile geçiremez, canımı sıkamazdı. Askerde olduğumuzdan yapabiliyordu. Bir şey gelmiyordu elimden.

***

Her kimse, RTE/2023 Uçak Gemisinin ilk havalanma testinin gizli görüntülerini sızdırmış (!).

Çocuklar harika yani, ne diyeyim. Uçak gemisi deyince… Uçan bir gemi kimin aklına gelir!

Neyse, olay sosyal medyada bir hayli eğlence olmuş. Bir yığın kişi de, “şuna inanan milyonlarca insan vardır” diye bahse tutuşmuş. Benim de aklıma, “şuna milyonlarca kişinin inanacağına inanan milyonlarca kişi vardır” fikri düştü.

Bağlam işte…

Konya’da son derece gizli bir yerde yapılmış devasa bir uçak gemisi ilk uçuş testini gizlice yapacak… Bu görüntüleri görüp inanacak kimse var mıdır? Vardır. Dünyanın düz oluğuna inananlar bile var. Milyonlarca mıdırlar? Değildirler. İnandıkları şey de, münhasıran gördükleri şey değildir. İnandıkları şey, Türkiye’nin üzerine bütün dünyanın geliyor olduğu, Reis’in bu kuşatmayı kırmak için doğru insanları bulup gizli bir yerlerde, aha bu Atatürkçülerin onlarca yıldır —ülkeyi emperyalistlere peşkeş çekme görevini ifa etme amacıyla— engelleyip durdukları işleri yaptırdığıdır. Uçan bir uçak gemisinden bile daha saçma bir şey yani. O uçan uçak gemisi, bu bağlama oturduğu için inanılır bulunuyordur.

Böyle bir şeye inanacak milyonlarca kişinin olduğuna inananlar ise daha vahim bir vaka. Çünkü onlardan sahiden milyonlarca var. Kendilerine kalsa memleket, herkesi yerine yerleştirip memleketi uçuracaklar, filanca üniversiteden bir diploma almışlar ya. Ama işte bu görüntülere inanan milyonlarca kişi yüzünden, ah ne kadar yazık, Finlandiya gibi olmayıveriyor yaşadıkları ülke. Beylerimin, hanımlarımın bütün başarısızlıklarının sebebini bulduk mu? Bulduk. Rahatça başımızı yastığa koyabiliriz artık.

Görüldüğü gibi, ortada ciddi bir başarısızlık var. Bizim, bir bütün olarak başarısız olduğumuz hususunda yaygın bir mutabakat var. A takımı bu başarısızlığı B takımından, B takımı da A takımından biliyor. Bağlamları farklı yani. Her biri kendi bağlamına oturan her şeye inanmaya hazırlar. Her gördüklerini de o bağlamı tahkim etmek için kullanmaya teşneler.

Başarısızlığın devamı garanti yani, kimsenin endişelenmesi gerekmiyor.