Madımak’ta Ne Oldu?

Bugün 2 Temmuz.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin sayısız kara sayfalarından en karalarından birinin yıldönümü. Bu vesileyle sayısız şey okudunuz, dinlediniz. Muhtemelen sayısız şey de söylediniz. Yeni bir şey söyleyebilecek durumda değilim. Ama ta o karanlık 2 Temmuz günüden beri muhtelif yerlerde söylediklerimi özetleyeyim.

İş dönüyor, dolaşıyor, Madımak Otelinin önünde toplanan, sonra bir ara dağılır gibi olan, sonra yine toplanan kalabalığın linç kültürüne geliyor, getiriliyor. En azından büyükçe bir bölüm insan böyle yapıyor.

O kalabalığın yaptığı işin mazereti var mı? Yok.

Ama…

İşin içinde çok tuhaf başka şeyler var. Kalabalıkların psikolojisini, o tür kalabalıkların içinde bulunmuş olanlar bilir. Benim akranlarım, 70’lerde, defalarca o tür kalabalıkların parçası oldular, olduk. İnsan, normal şartlarda yapmayacağı işleri yapar.

Hele yedi saat boyunca hiçbir müdahale ile karşılaşmamışsa…

Dolayısıyla, Türkiye ahalisinin kültürünü, linç merakını filan tartışıp durun, bir itirazım yok. Ama benim açımdan esas sorular başka. Devletin bütün kademeleri, neler olup bitiyor olduğunu bildikleri halde, onca insanın kapana sıkıştırılmışlığını hep birlikte nasıl seyrettiler? Neden?

Sivas’ta değildim, dolayısıyla doğrudan bir gözlemim yok. Ancak kalabalıkların psikolojisinden bildiğim kadarıyla akıl yürütebilirim. On binlerce kişinin bir otelin önünde toplanıp yedi saat boyunca sadece taş atması, kendilerine güvenlik güçlerince müdahale edilmediği halde yedi saat boyunca başka bir iş işlememiş olması, bence tuhaftır. Uzaktan bana öyle görünüyor ki, “tamam ulan üzerimize düşeni yaptık, İslam’ı kurtardık işte, gelin müdahale edin, dağılalım” diye beklemişler. Hatta —ilk günlerde gelen doğrudan gözlem bilgilerine göre— vazifelerini bihakkın yerine getirmiş olma duygusuyla dağılmaya da başlamışlar.

Sonra ne olmuşsa olmuş, yeniden otelin önüne toplanmışlar. Ne olmuş olabilir? Birileri “daha vazife tamamlanmadı” diye geri döndürmese olmaz o işler. Yani, görünen o ki, olayı tezgâhlayan birileri var, devlet de seyrederek kendi üzerine düşeni yapmış. Muhtemelen o işleri işleyenlere önceden güvence de vermiş olduğunu tahmin edebiliriz hatta.

***

O gün hissettiğim az çok böyle şeylerdi. O günlerde devlet denen aygıttan nefret ediyorum ve hâlâ nefret ediyorum. Onlarca —hatta belki de yüzlerce— yıldır bütün marifeti kendi vatandaşlarına operasyon çekmek olan şeyden söz ediyorum. Sivas’ta yaşanan şeyin aslını astarını da asla öğrenemeyeceğimizi tahmin ediyordum. Meselenin getirilip ahalinin kültürüne fatura edilmesini bu yüzden içime sindirememiştim ve hâlâ sindiremiyorum. Şu “linç kültürü” laflarını edip duranların sekiz on binini bir vesileyle, mesela sokak hayvanlarına işkence yaparak öldürenlerin toplandığı bir mekânın önünde sıcak bir yaz gününde toplasak, yedi saat tutsak, bu arada görevlendirilip aralarına katılmış birilerine sloganlar attırsak ve neler olabileceğini görsek…

Türkiye ahalisi pirüpak değil, öyle olduğuna dair bir iddiam yok. Birileri meseleyi vatan, millet, bayrak, ezan filan gibi sembollere bağlayacak olursa, yeterince kalabalıklarsa, devletin de müdahale etmeyeceğinden emin olurlarsa olağanüstü vahşileşebilirler, ona da itirazım yok. Ama bu tür şartlar ikmal edildiğinde vahşileşmeyecek topluluk var mıdır, bilmiyorum. Sahiden bilmiyorum.

Başka yerlerde bu tür işler nadiren oluyor ama bu durum bir mukayese imkânı sağlamıyor, çünkü devletler toplumun bu tür şeylerle test edilmesine imkân vermiyor. Yani Almanya’da da birkaç manyak bir araya gelip, gece yarısı evleri ateşe verip, yabancıları yakıp zevklenebiliyorlar ama olay Madımak katliamı benzeri bir hal almıyor. Çünkü Alman vatandaşları biliyorlar ki, devlet de kendileri gibi düşünüyor, yabancılardan nefret ediyor olsa bile… Bildiniz, bu tür işleri işleyenleri yakalayıp, gereğini yapıyor.

Tekrarlayayım, Madımak’ın önünde toplanan ve insanlığa sığmaz işler işleyenler de, bana öyle görünüyor ki, “devlet müdahale etsin de evimize gidelim” diye uzun süre beklemişler. Ahaliden, hele de devlet icazet verince ve yeterince kalabalıklarsa kahramanlık yapmaya kalkanlardan hiç hoşlanmasam da, olağan şüpheli olarak ahaliyi her bir biçimsizliğin sanık sandalyesine oturtmanın hayırhah bir iş olduğunu zannetmiyorum.

Suçlu devlettir ve biz onu bir nebze olsun düzeltmek hususunda bir arpa boyu yol almadık. Çok sebebi var da, o sebeplerin bence en mühimlerinden biri, devletin suçlarını ahaliye fatura etmekteki iştahımız…