Siyasi İşler

Tuhaf işler oluyor.

İstanbul’da deprem olmuş. Millet teyakkuza geçmiş. 17 küsur yıllık iktidarın –herhalde çok seviyor olmaları sebebiyle– İstanbul’u perişan ettiğini gösterebilseniz, iktidarın en has destekçileri bile satın almaya hazır. Gösteremiyorsunuz.

Üstüne, iktidar sahipleri bugüne kadar yapmaları gerektiği halde yapmadıkları, -mış gibi bile yapmadıkları şeyleri birden –mış gibi yapmaya heveslenmişler. Önünüze bir top daha düşmüş. İktidarın hazımsızlığı ve dışlayıcılığı teşhir edilebilecek. Herhangi bir problemi çözme kabiliyetleri olmadığını bırakın, niyetleri bile olmadığını, yegâne dertlerinin seçim kazanmak olduğunu gösterebileceksiniz. Bu temelin üstüne Suriye’de yaşadığımız rezaletin de, iktisadi durumun da aynı hazımsızlık ve dışlayıcılıktan kaynaklandığını anlatma şansınız doğacak. Yapmıyorsunuz veya yapamıyorsunuz.

Ne yapıyorsunuz? Twitter’ı takip etmediğimden bilmiyorum ama söylendiğine göre reklamcınız kendi hesabından, “bunu da gördük” diye tweet paylaşıyor. Neymiş gördüğü? Anladığım kadarıyla deprem yönetiminde iki başlılık…

Siz bir bisküvi üreticisi olsanız ve bir reklam ajansıyla anlaşsanız mesela. Reklam ajansının sahibi de “ay bu bisküviyi tattık, pek lezzetli ve besleyici oluğunu gördük” dese… Ne hissedersiniz? “Kardeşim senin görmen değil mesele, ahaliye göstermen için anlaştık seninle” demez misiniz?

Şaşıracak pek bir şey yok. Aynı reklamcı, daha önce Muharrem İnce çıkıp “gelecek seçimde elbette aday olmayı düşünüyorum” mealinde bir laf ettiğinde, yine kendi hesabından, “hop, evin yeni sahibi var” diye gürlediydi. Böyle bir çıkışın muhtelif mahzurlarını saymaya kalksak birkaç sayfa yazmak gerekir. Sadece biri şimdiki mevzumuzla yakından alakalı. Ortalama bir reklamcı bile idrak eder ki, İnce ve İmamoğlu arasında bir muhtemel adaylık tartışmasının kamuoyunun zihninde taze kalması, hem İnce’nin ama hem de özellikle İmamoğlu’nun lehine. Dolayısıyla, ille bir şey yapacaksanız zuhur etmiş soru işaretini söndürmeye değil, alevlendirmeye çalışmak gerekir. Bu işin reklamcı tarafından yapılmaması gerektiği ise bahsi diğer.

Neticeten, sadece siyaseti değil, reklamcılığı da bildiği tartışmalı olan birileri duruma vaziyet ediyor. Biz iktidarın, deprem riski sımsıcak olduğu halde İstanbul için hiçbir şey düşünmemiş olduğunu, kendi aklımız ne kadar eriyorsa o kadar idrak edip kelimelendirmek zorunda kalıyoruz. Bundan siyasi menfaati olanlar hiçbir şey yapmıyorlar. “Memlekette siyaset yapılmıyor” deyip dururken kast ettiğim şey işte bu.

***

Sadece bu değil. İşin bir de öteki tarafı var.

Karşındaki en güçlü aday İmamoğlu. Deprem olmuş, millet teyakkuza geçmiş. Antenler açık. İmamoğlu tarafından dişe dokunur bir hamle gelmiyor. Rakibin bu kadar zayıf yani. Sen ne yapıyorsun? Adamı muhtelif toplantılardan dışlayıp, canının nereden yandığını cümle âleme ifşa ediyorsun. Diyorsun ki yani, “aha benim rakibim bu adam, ben bu adamla dövüşüyorum”. Sen kimsin? Cumhurbaşkanı. Karşındaki kim? Bir Büyükşehir Belediye Başkanı. Adamı kendi elinle, kendi hizana çıkarıyorsun. Üstelik de kendi hazımsızlığını ve dışlayıcılığını iyice görünür kılarak.

Nasıl akıllar bunlar?

Bu akıllarla memlekete vaziyet ediliyor. Siyaset sahasına çıkılmış, bir şeyler yapılıyor. Aha işte Galatasaray Fenerbahçe maçında ne kadar futbol varsa, siyaset meydanında o kadar bile siyaset yok. Sorsan, her iki taraf da, toplumu suçlayacak. Yani şöyle bir şey: Onlarca milyon dolar harcayıp kurulmuş ve her ay onlarca milyon dolara finanse edilen takımlar sahada futbol niyetine dişe dokunur bir şey yapamıyorlar, sonra dönüp taraftarı suçluyorlar.

Halimiz budur.