CHP Suriye’de

CHP bir Suriye Konferansı düzenlemiş. Hanidir hazırlanıyorlardı, sonunda yapmışlar. Haberiniz olmuştur, benim bile oldu. Fehim Taştekin’in konuşmasının kesilmesi vesilesiyle duydum. Konferansta neler oldu, ne gibi bir neticeye vardılar, bilmiyorum. Bilenlerin ve anlayanların söylediklerine itimat edecek olursam, “bizim Kürtleri döverken görmezden gelelim, hatta değneği taşıyalım tamam ama elin Kürt’ünü döverken onların da işe iştirak etmesini sağlamak lazım” demişler.

Öyledir CHP’miz. Kurallara, uluslararası nizama saygılıdırlar. Başkasının evine destursuz girecek, onun evinde onun Kürt’ünü dövecesin. Olmaz. Hani dövülenin Kürt olmasına bir itirazları yok, olamaz da… Yine de dövülen Kürt olacak olsa bile ev sahibine de fırsat tanımak gerekir. O da keyfini sürsün ama değil mi!

Esas problemimiz CHP’nin bu tavrı, tamam. Ama bir de biçimsel sayılabilecek bir meselemiz var. Tekrarlayıp durduğum problem. Bir iş yapıyorsun, bir mesele var onunla ilgili bir konferans düzenliyorsun. Ne dediğini kimse işitmiyor, işiten anlamıyor, anlayan bir mana veremiyor. “Ama bak kimse işitmedi” dediğinde “ne yapalım mecramız yok” mazereti hazır. “Anlaşılmadı” dediğinde “ahalide iş yok.” Hani beylerimiz her bir şeyi yapılması gerektiği biçimde yapmışlar da… İşitilmemiş, anlaşılmamış.

Tekrar futbol metaforuna müracaat edeyim. Sahaya çıkıyorsun, maç başlıyor. Doksan dakika boyunca doğru dürüst bir pas üretmemiş, golcünü rakip ceza sahasında topla buluşturamamışsın. Ya toplar hızlı gitmiş, ya golcün uzak kalmış ve saire… Maç bitiyor, filanca pozisyonda hakemin tacı yanlış verdiğini filan konuşup duruyorsun. Haklı mısın? Muhtemelen haklısın.

Da…

Meselemiz bu değil ki. Zaten maç başlamadan önce, futbolculardan ve futboldan ziyade teknik adamlar, başkanlar, hakemler konuşulmuş. Maç bitmiş yine teknik adamlar, başkanlar, hakemler konuşuluyor. Çünkü… Hakkında konuşulacak bir futbol yok. “Bu futbolcu malzemesiyle bu kadar” desen, değil. Aynı futbolcular başka takımlarda pekâlâ doğru dürüst işler yapmışlar.

Sadece CHP’nin değil, bütün partilerin hali bu. Bütün takımlarımız gibi… Yapmaları gereken işi yapamıyorlar, teknik direktörlerin ağız dalaşı ile o eksikliği ikame etmeye çalışıyorlar. Bize de “futbol bu işte” diyorlar. Yemezsek? Ahalide iş yok.

***

Bitirmeden esas meseleye dair de bir laf edeyim.

Bir devleti yok, zamanında kendi devletini kur(a)mamış diye Kürtleri dövmenin meşru bir hak olduğunu düşünmek bence zırva. Ama zihinsel formasyonunu ulus-devletlerin dünyasında almış birilerinin dünyaya böyle bakmasında anlaşılır bir hal yine de var. Saçma, insanlık dışı, manasız ama anlaşılır. Mesele şu: Türkiye’de bu malı gönüllü olarak satın alabilecek olanlar, benim gördüğüm kadarıyla, CHP’nin kadrolarının bir bölümünden ibaret. Bırakın CHP’ye oy vermeyenleri, bırakın CHP’ye oy verenleri, CHP’de –güya– politika yapanların bile pek azı “madem devletleri yok, Kürtleri dövmek serbest” anlayışından giderek uzaklaşıyor –anlamak da zor değil, bu anlayış, öte yandan, Kürtlerin devleti olmasına da meşruiyet kazandırıyor.

Yani o salonda oturup gevelediğiniz şeylerin, o salonun dışında pek müşterisi yok. Siz de biliyorsunuz. O yüzden öyle dilinizi ısırarak konuşmak, lafa sayılmayacak laflar etmek zorunda kalıyorsunuz.

Sonra da…

Eh lafa sayılmayacak laf da dolaşıma girmiyor işte. Mecrasızlıktan ve/veya ahalinin umursamazlığından değil, sizin çağdışı kalmış –ve ortalığa döküldüğünde birilerine “hah işte” dedirtecek bir laf edemiyor– olmanızdan…