Filozof Krala Hasret

Geçen gün kulak misafiri olduğum kadarıyla…

Yaşlı, Kürt-Alevi bir kadın, bir önceki mahalli seçimlerde, ilçesindeki AKP’li adaya rey vermiş. Neden? Çünkü İlçede MHP’li belediye varmış. MHP’li belediye partili olmayan belediye çalışanlarına mobbing uyguluyor, sokak hayvanlarına eziyet ediyormuş. Bu zulümler sona erer ümidiyle, mevcut başkanı geçme ihtimali olan tek adaya, AKP’li adaya oy vermiş, hep CHP’ye oy vere gelmiş olan kadın.

İyi mi!

Tam da Alper Görmüş’ün, demokrasiye bir ayar lazım geldiğini söyleyenlerden bir seçki sunmasının ardından işittim bu hikâyeyi. Neymiş, “demokrasi, insanların bilgiyi önemsemesini ve ona saygı göstermesini; bu âleti kullanarak düşünmesini ve düşünme süreci sonunda iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırma becerisini elde etmesini ister”miş. Halbuki bay Rosenberg’e göre insan özünde önyargılı ve bencilmiş, doğrudan kendi çıkarları ile bağlantılı olmayan verileri gözardı edermiş. O halde insanoğlunun gelişimi modern demokrasinin talepleriyle uyum içinde değilmiş. İnsanlar, bu özellikleri nedeniyle kendilerini “zora koşan” demokrasiler yerine düşünmede ve sorumluluk almada kendilerinden hiçbir talepleri olmayan popülist liderlerin önerdiği rejimleri destekliyorlarmış.

Canım benim.

***

İnsanlar biliyorlar. Olağanüstü çok şey biliyorlar. Hemen herkes, bay Rosenberg’in ve —Görmüş’ün yazısında onun arkasından arz-ı endam eden— Özkırımlı’nın ve Zizek’in bilmediği birçok şey biliyor. Elbette mezkûr zevat da bizim bilmediğimiz pek çok şey biliyor ama mesela yaprak sarmasını annem kadar iyi yapamayacaklarına eminim. Veya Mesnevi’yi babam kadar bilmediklerinden de…

“Demokrasinin yürümesi için bilinmesi lazım gelenler” listesi hazırlamalarını istesek, herhalde şüphe etmemiz gerekmiyor, mezkûr zevat yaprak sarma ve/veya Mesnevi’yi o listeye koymayacaklar. Kendi bildikleri neyse onları koyacaklar. Fenerbahçe tarihi, patenle kayma, Sait Faik, Akçaabat’ın topografyası, Çin astrolojisi, İstanbul’da en iyi sushi yenebilecek mekân, bir çocuğun matematik korkusunu yenmesine yardımcı olmak, Oscar ödülü almış filmlerin listesi, üzüm yetiştirme… Bu bilgiler de o listelerde yer almayacak. O listelerde yer alanlar ise, muhtemelen, size, bana, Mars’ın deprem haritası kadar yabancı görünecek.

Hatırlamanın tam yeri herhalde. Eski zaman, Osmanlı züppesi Beşiktaş’tan kayığa binmiş, Beyoğlu’ndaki âlemden Üsküdar’daki haneye dönüyor. Kayıkçıya “sen Aristo bilir misin” demiş. Öteki “bilmem” deyince, “gitti ömrünün yarısı” diye ukalalık etmiş. Az sonra “sen coğrafya bilir misin” demiş, yine aynı cevabı almış, “gitti kalanın da yarısı” diye ukalalığa devam etmiş. Böyle böyle boğazın ortalarına geldiklerinde kayık alabora olmuş. Kayıkçı “yüzme bilir misin” diye seslenmiş. Beriki “bilmem” deyince yapıştırmış cevabı: “Gitti ömrünün tamamı.”

Herkes için, kendi bildiklerini bilinmesi gerekenler olarak kodlamak kolaydır. Neticede herkes, o bildikleriyle bir hayat yaşıyor. Bildiklerinden birisi eksilse hayatının nasıl imkânsızlaşacağını tahmin edebilir herkes.

Ama…

Bilmediği bir şeyi bilse hayatının nasıl seyredecekti olduğunu bilemez, tahmin de edemez.

Durum —bir defa daha— asimetrik yani.

Mesele bu hususlarda değil ama. Mesele, insanların kendi hayatlarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları bilgi meselesi değil. Birileri, “demokrasinin sağlığı için başkalarının neler bilmesine ihtiyaç olduğu” konusu gibi konularda ahkâm kesmeye başladıklarında bir derdimiz oluyor. Birileri bu kadar küstahlaşmakta bir tuhaflık görmemeye başladıklarında…

Kimsiniz yahu siz? Kayık batsa hayatta kalamayacak kadar hayati bilgileri bilmeden, kendi bildiklerinize bu kadar yüksek kıymet biçen sizler, kimsiniz? Nereden kaynaklanıyor bu özgüven? Yazının başında sözünü ettiğim yaşlı kadının komşusu olsanız, muhtemelen ilçenizdeki belediyenin işçilere ve sokak hayvanlarına neler yapıyor olduğunu bilmeyecektiniz. Kimin kazanma şansı olduğunu da… Kitaplarınızın başından kalkıp oy vermeye gitmeye tenezzül ederseniz, kafanızdaki Platonik dünyada hangi tercih gerekirse ona göre davranacaktınız. Sonra sandıktan bambaşka bir şey çıktığında da… “Ulan bu ahaliye bırakılır mı tercih hakkı, işte böyle kendilerinden hiçbir talebi olmayanları tercih ederler” filan diye yeni yazılar yazacak, yeni nutuklar atacaktınız.

Demokrasi, herkes her şeyi bilmediği için işledi ve bundan böyle işleyecekse de herkes her şeyi bilmediğinden işleyecek.

Platon zibidisinin binlerce yıl önce zırvaladığı filozof kral zırvalıklarını günün terminolojisine uygunlaştırıp tekrarlamaktan başka bir şeyi akıl edemeyenler demokrasiye kılık kıyafet, ömür biçiyorlar. Sonra, lazım geleni bilmediklerini düşündükleri insanlar, onların bu hezeyanlarından bezmiş, hadlerini bildirmeye karar vermiş bir ruh durumuyla, Trump’ları filan seçip…