Hevesli Amatörler

Soner Yalçın’a kızıyordum. Asıl mevzuu deşifre ettiği yazını okuyunca, kendisine fevkalade haksızlık ettiğim kanaatine vardım. Kızılacak biri değilmiş, zavallının acilen yardıma ihtiyacı varmış.

Her daim olduğu gibi, hevesli istihbaratçımız arşivindeki zırvaları RAND Corporation anahtar kelimesiyle bir biriyle ilişkilendirmiş ve yan yana gelenler arasında bir nedensellik vehmederek döktürmüş. Lakin mesele şu ki, bu defa Oyun Teorisini de (Game Theory) suça ortak etmiş.

Hevesli istihbaratçımız olur da hevesli şairimiz olmaz mı? Bahçeli geçen gün karambol ve şarampol kelimelerinin arasındaki kafiyeyi keşfetmiş ve dünya durdukça hatırlanası “Şurası da bir gerçektir ki, karambole teslim olmuş toplumlar şarampole devrilmeye mahkûmdur” vecizesini şeytmişti. Yalçın’ın arşivi gibi onun da bir kafiye sözlüğü var zannımca. Rasgele açtığı sayfada karşısına ne gelirse onu mu kullanıyor, yoksa hangi sayfayı açacağına —mesela günün tarihinden yola çıkarak— bir takım hesaplarla mı karar veriyor bilmiyorum ama kafiyeli kelimelerden şiir yaptığını zanneden bir hali olduğu kesin. Soner Yalçın’ın yan yana gelen isimlerden hafiyecilik oynayarak komplo yapması gibi…

Bahçeli demişken… Birkaç gün önce “Şam’a gidelim” diye kükreyen şeyden, Ruslar çocuklarımızı öldürdüğünde bekledim ben, “Haydi Moskova’ya, potinlerimizi Putin’e yalatmaya” filan diyecek diye… Demedi. Neden? Potin ve Putin kelimeleri arasındaki benzerlik mutlaka içini gıcıklıyordur, şüphem yok. Ama memlekete vaziyet eden zevatın bir tek ortak özelliği var, daha önce işaret etmiştim. Hepsi güçsüze karşı güçlü, güçlünün karşısında ise el pençe… Güney sınırına gidip Şam’a doğru —bütün kötüleri kahredecek kahramanlıkla— haykırırken, sesleri yolda kazara Rus kulaklarına değmişse diye, derhal arkalarına —Kuzeye— dönüp, “size değil, size değil” demeyi ihmal etmemelerinden de görüyorsunuz işte…

Eh, ben aksini tercih ederdim. Araplara, Kütlere, Ermenilere, Yunanlılara filan müşfik, muhabbetli, Ruslara ise —demiyorum ki dayılanın, Moskova’ya sefer edin ama— en azından buğz etmiş olanı tercih ederdim. Mesele sadece benim tercihimden ibaret olsa, hadi ihmal edelim. Bana/bize öğretilen kahramanlık da öyle bir şeydi. Türk’ün kahramanlığı, Müslüman’ın kahramanlığı…

Eh her şeyi kendi çaplarına sığacak kadar küçültünce… İstihbarat, şiir, kahramanlık hevesli amatörlerin eline düşünce…

İstihbarat öyle, şiir şöyle, kahramanlık da böyle oluyor işte.