Pandeminin Mevcut Manzarası

Nisan’ın ilk günü, daha önce yaptığım tahmini revize etmiş ve “eğer tahminlerim mertebe olarak tutarsa kendimi başarılı addedeceğim” demiştim. Özetle, Mayıs’ın ilk haftasında dünya genelinde ölüm oranlarının zirve yapacağını ve o zirvenin de günlük 25 000 ile 32 000 arasında olacağını iddia etmiştim.

Mertebe olarak bile tutturamadım.

Aşağıdaki grafikteki mavi çubuklar, 10 Mart ile 29 Nisan arasındaki can kayıplarını temsil ediyor. Her çubuk, ilgili günün öncesindeki iki günde, sonrasındaki iki günde ve kendisinde gerçekleşen can kayıplarının ortalamasıyla hesaplanmış bir değeri gösteriyor —böylelikle günlük arızi dalgalanmalar yumuşatılmış olsa da, toplam can kaybı değeri değişmemiş oluyor.

Grafikten de açıkça görüldüğü gibi, Nisan ortasında ve günlük 7500 civarında can kaybıyla zirve noktasını geçmiş gibi görünüyoruz.

Grafikteki turuncu eğri, muhtelif varsayımlara yaslanarak hesapladığım, eğer sosyal temas bu kadar kısıtlanmasaydı gerçekleşebilecekti olan can kayıplarını temsil ediyor. Bence bu eğri kötümser bir eğri, yani tedbirler daha makul seviyelerde tutulsaydı bile can kayıpları bu değerlere tırmanmayabilirdi. Ama “ille de tedbir, daha sıkı tedbir” diyenlerin hatırı kalmasın diye, elimi biraz bol tuttum.

Eğer turuncu eğri gerçekleşseydi, bugüne kadar 230 000 değil, 400 000 civarında kişi hayatını kaybetmiş olacaktı. Teoriye —ve tedbir konusunda ısrarlı olanların varsayımlarına— göre, eğriyi bastırarak, aradaki 170 000 civarındaki kaybı erteledik. Tez zamanda bir tedavi geliştirilmezse, o canları da ileride kaybedeceğiz. Ama eğer bu arada sağlık sistemlerinin üzerindeki baskı sebebiyle kayıplar gerçekleşecekti ise, onlardan kurtulduk. Bana öyle geliyor ki, eğer turuncu eğride çok büyük bir hata yoksa, sağlık sistemlerinin kapasite sınırları pek de zorlanmayacaktı.

Şimdi eğriyi bastırdık, çok sayıda ölümü belirli bir süre için erteledik ve neticede de tedbirli olmamız gereken süre uzadı.

Grafiğin gidişatından görüldüğü kadarıyla, günlük can kayıpları yavaşça beş binin altına düşecek. Muhtemelen bir veya iki ay daha günlük iki binin üzerinde can kaybı yaşayacağız. O durumda da toplamda can kaybı da 650 000’i geçmeyecek gibi görünüyor.

Ancak…

İstanbul’da ölüm sayılarının geçen iki yıldaki değerlerin çok üzerinde seyrettiği, aradaki farkın Covid-19 sebebiyle hayatını kaybettiği ilan edilenlerle açıklanabilecek olmadığı söyleniyor, biliyorsunuz. Bu hal İstanbul’a ve/veya Türkiye’ye has bir hal değil. Bize —özellikle de gerçek veriye ulaşmamızı imkânsızlaştırmak biçiminde— her türlü çiğliği yapa gelmiş bir iktidarımız var ve dolayısıyla Türkiye’nin verilerinin gerçeği yansıtmadığından şüphelenmemiz için zaten kâfi sebebimiz vardı. Ayrıca verilerin gerçek olamayacak düzgünlükler göstermesi de, şüpheleri teyit ediyor.

Öte yandan, dünyanın hemen her yerinde, yakın geçmişteki ölüm istatistiklerine yaslanan beklenen ölüm sayılarına Covid-19 sebebiyle gerçekleştiği bildirilen değerleri ekleyerek bulacağınız değerden çok daha fazla ölüm gerçekleşiyor. Bu hal, kısmen, verileri sağlayan öznelerin kasıtlı tutumlarından kaynaklanıyor olmalı. Çin’in ve Rusya’nın verilerinde çok fazla tuhaflık var mesela. Türkmenistan’da zaten Covid-19’dan ölmek yasak. Bizdeki verilerin de biraz inceltildiğini zannettiğimi söylemiş oldum.

Ancak hiçbir kötü niyet olmadan da hata yapmak mümkün. Hatta hata yapmamak neredeyse mümkün değil. Çünkü bazı hastalar gerçekten de herhangi bir semptom göstermeden, başka bir rahatsızlıktan vefat ediyorlar. Covid-19 olmasaydı muhtemelen daha yaşayacaklardı ama kaçı ve ne kadar süreyle daha, bilemeyiz. Kaldı ki, gerçekten de Covid-19’dan kaynaklanmayan ama hayatın rutininin aşırı bozulmuş olması sebebiyle erken gerçekleşen ölümler de vardır.

Nispeten güvenilir verilerine ulaşılabilen yerlerin verileri üzerinde yapılan analizlere yaslanarak tahmin edebiliriz ki, yakın geçmişteki ölüm istatistiklerinden beklenen değerler ile gerçekleşen değerler arasındaki farkı bulmak için, Covid-19’dan kaynaklı olduğu açıklanan can kayıplarına bir yüzde altmış kadar daha eklemek gerekiyor. Öyle yaparak, bu musibetin geçip gittiğinde, arkasında kabaca bir milyon civarında erkene alınmış ölüm bırakmış olacağını tahmin edebiliriz.

Yukarıdaki tahminlere, ılımlı bir ikinci dalga da dâhil. Ancak son dönemde önce Britanya’da ve sonra Fransa’da çocuklarda görüldüğü bildirilen hastalığın sebep olabileceği kayıplar dâhil değil. Umarım sözü edilen hastalık, aşırı yükselmiş bir hassasiyet sebebiyle verilmiş bir yanlış alarm olsun.