Ay: Mayıs 2020

Fil

Tablonun ortasında bir beyaz polis var. Ümit Kıvanç onu şöyle tarif etmiş: “İri kıyım George Floyd’u yere yatırmış, diziyle boynuna basan, eli cebinde, evet, cebinde!, bir insanı bu şekilde işkence ederek öldürürken en ufak rahatsızlık duymadığı belli olan, aksine, hep aradığı fırsatı bulmuş birine özgü memnuniyeti derisinin bütün gözeneklerinden havaya saçan, öyle ki, o saçılanların

Boyun Eğme, Eğdirme

Kendilerine solcu diyenlerin sol derken nasıl bir şeyden söz ettiklerini tarif etmeye çalışıyordum. Onların yapıp ettiklerinin benim zihnimde oluşturduğu failin bir robot resmini çıkarmaya yani. Gazete Duvar’da Mücahit Bilici’nin “Sol nedir, sağ nedir?” başlıklı bir yazısını görünce duyduğum hevesi tahmin edebilirsiniz yani. Ama o heves çok kısa sürdü. Muhayyel bir dünyanın solu ve sağı üzerine,

Fevkalade Müteessir

Hasan sekiz, on yaşlarındaydı, köye traktör geldi. Tarlada, tapanda Hasan’a iş kalmadı. Ümit Hasan’ı tanımıyordu ama Hasanların akıbetini yakından takip ediyordu. Hasan’ın işsiz güçsüz, sebepsiz kalmasından fevkalade müteessir oldu. “Ne yapacak bu Hasanlar şimdi” diye Hasanların yerine de düşündü. Hasanların yerine düşünmekte bir tuhaflık görmedi. Okudu, düşündü. Düşündü, okudu. Bu arada Hasan okudu. Abileri tarlada,

Nedir Bu Sol?

“Pandemi her şeyi değiştirecek” derken… En azından iki şeyi şimdiden fena halde değiştirdi. Birincisi, her bir insan tekinin içindeki filozofu açığa çıkardı. “Ay hayat benim yaşadığım değilmiş” veya “kendimi tanımıyormuşum” makamından söz ediyorum. Bir de, her solcunun içindeki solcuyu açığa çıkardı. Hanidir utangaç bir biçimde içlerinde sakladıkları ne varsa… Ben de “acaba daha önce kendisini

Şeker Bayramı Kimin Bayramı?

Simon Sinek The Infinite Game adlı kitabının başlarında bir hatırasını paylaşıyor. Sinek’i, Microsoft bünyesindeki bir çalıştaya konuşmacı olarak davet ediyorlar. Çalıştayda sunuş yapan Microsoft temsilcilerinin büyük çoğunluğunun, sunuşlarının önemli bir bölümünü Apple’ı nasıl yenecekleri mevzuuna tahsis ettiklerini gözlemliyor Sinek. Bir süre sonra Apple’da benzer bir çalıştaya davet ediliyor. Oradaki sunuşlarda Microsoft hiç mevzu olmuyor. Hikâyenin

Marangoz

Murat Sevinç’e laf edince, en yakınlarım dâhil birçok kişi rahatsız oluyor. Seviyorlar onu. Sevsinler, ne güzel… Pide kokusundan başlayıp talaş ve tutkal kokusuna doğru seyahat ederken… “Ahşap sevgisi modaya dönüşünce işler değişmeye başladı. 1990’larda orta sınıf ahaliyi ‘antika’ merakı sardı Ankara’da. Zaten o tabaka neye merak sarsa onu berbat eder” de desin mesela. Her şeyi,

Yolun Başındayız

Bir ay kadar önce, virüs sonrası hakkında genel ve derli toplu bir değerlendirme yapayım diye klavyenin başına oturdum. Çok uzadı. “Bunu blogda yayınlayamam, kitap yapmaya çalışayım” dedim. Ağır ağır ilerliyor ama bir hale yola girer mi, emin değilim. Başlangıç noktam şöyle bir şeydi: Bu pandemi, bir yanıyla son derece sıradan bir şey —teslim edersiniz ki,

10 Nisan’ın Faturası

Şu piyasa muhabbetini bitirmedim ama bir mola vereyim. Meşum 10 Nisan gecesi hatırınızdadır. Hani şu, gece 22:00 civarında, 24:00’ten sonra iki gün sokağa çıkmanın yasak olacağının ilan edildiği gece… O gece ve hemen sonrasında konuşulanlar, yazılan çizilenler de hatırınızdadır. Kimilerine göre dört yüz bin, kimilerine göre iki buçuk milyon kişi, daracık aralıkta marketlere hücum etmiş

Piyasa Değilse KPSS

Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine asistan olduğumda dikkatimi ilk çeken şeylerden biri, Akademinin telefon rehberinde aynı soyadını taşıyan insanların çokluğu idi. Çok geçmeden öğrendim ki, Büyükerşen, personelin kuruma bağlılığını pekiştirmek amacıyla, herhangi bir pozisyon doğduğunda, personelin yakınlarına öncelik veriyordu. Bu metotla, yetiştirdiği elemanların başka kurumlara kaçışını da zorlaştırmayı amaçlıyordu. Çok geçmeden öğrendim ki Endüstri