Biraz da İktisat

İnsanların büyük çoğunluğu ekmeklerini evde yapıyorlardı. Neredeyse her ekmek, yeneceği evde yapılıyordu yani. Fırınlar filan, son derece yeni bir moda sayılır —tarihlerini bilmiyorum ama üç yüz yılı aşacağını da zannetmiyorum.

Bundan elli yıl kadar önce, Türkiye’nin köylü nüfusunun neredeyse tamamı —yani ülke nüfusunun yüzde yetmiş kadarı— hâlâ ekmeklerini kendileri yapıyordu. Buna mukabil, şehirli nüfusun neredeyse tamamı ekmeğini fırından satın alır hale gelmişti. Ama yemekler, şehirde de, hâlâ evlerde yapılıyordu. Ağırlıklı olarak… Elbette restoranlar filan vardı ama nüfusun küçük bir bölümü ve pek seyrek olarak dışarıda yemek yiyordu.

Ekmeği fırından almak, tipik bir işbölümü olarak görülebilir. Ekmeği sizden iyi yapan birileri ekmek yapacak, siz de onlardan daha iyi yaptığınız işleri yapacaksınız, herkes zenginleşecek. Ama yemeği dışarıda —veya dışarıdan— yemek hususunda aynı şeyin söylenebileceğini zannetmiyorum.

Diyelim ekmek fırında iki lira olsun. Aynı ekmeği siz evinizde yapsanız, diyelim elli kuruşa mal edeceksiniz. Hane halkı olarak —diyelim üç kişi— günde iki ekmek tükettiğinizi varsayalım. Günde üç lira, ayda doksan lira tasarruf edersiniz, ekmeğinizi kendiniz yapsanız. Yani dışarıdan ekmek almakla, ayda maksimum doksan lira maliyete katlanıyorsunuz. Karşılığında da ekmek yapmak için harcayacağınız zamandan tasarruf ediyorsunuz.

Aynı üç kişinin dışarıda yiyeceği bir tek öğün, muhtemelen daha yüksek bir maliyet farkına yol açıyordur —tasarruf edilen zamanı ödeyemeyecek bir maliyet farkına. Ama yine de dışarıda yemek yaygınlaştı. Ciddi ölçüde yaygınlaştı. Hafta sonları sabah kahvaltısı için dışarı çıkan nüfus, ciddi bir orana ulaştı. Üç kişinin gözde bir mekânda yaptığı bir tek kahvaltının maliyeti, muhtemelen, evde yapılan bir aylık kahvaltının maliyetini buluyor olabilir.

Bu tespitleri bir kenara koyalım —meselenin sadece yemek sektörü olmadığını, yemek sektörünün sadece bir misal olduğunu unutmadan.

***

Endüstri Mühendisliği hoş bir branş. Birbiriyle pek alakasız sektörlerde çalışabiliyorsunuz. Meslektaşlarımızdan bazıları finans sektöründe çalışıyorlardı. Kalanlara pek tepeden bakıyorlardı, çünkü çok kazanıyorlardı. Çok kazanıyor olmalarını, kendilerinin daha iyi olmalarıyla, mesela daha iyi Endüstri Mühendisi olmalarıyla açıklıyorlardı. Sonra bir kriz geldi. Hemen hepsi işini kaybetti. İşler yoluna girecek ümidiyle, hemen hepsi, aylarca, ücret almadan çalıştı.

Marifet onlarda değildi, finans sektöründe idi. Diğerleri ile aynı vasıflara sahip olduğunuz halde, finans sektöründe daha çok kazanabiliyordunuz, çünkü finans sektörü kazanıyordu.

Bir iktisatçı, bir antikapitalist, bir komplo teorisyeni, finans sektörünün o dönemki aşırı kazancını kendi adabınca açıklayabilir. Bir sistemci olarak ben de başka türlü açıklıyordum. Geleneksel para yaratma mekanizmaları, uzun sürmüş yüksek enflasyon dönemlerinin kötü hatıralarının da tesiriyle, olması gerekenden daha muhafazakâr takılıyorlar, para arzını olması gerektiği seviyenin altında tutuyorlardı. Hâlbuki üretim kapasitesi çok büyümüş, paranın dolaşım çevrimi çok kısalmıştı. Dolayısıyla piyasanın, enflasyona yol açmadan absorbe edebileceği para miktarı, arz edilenin çok üstündeydi. Finans sektörü, muhtelif cambazlıklarla, kaldıraçlarla, türev piyasalarla, para yaratıyordu. Çok ciddi ve acil bir ihtiyacı karşıladığı için de karşılığını alıyordu.

Sonra —marifeti kendilerinden bilmek olarak da tezahür eden küstahlıkları yüzünden— başta kendileri olmak üzere hepimizin başını fena halde derde soktular.

O süreçte, herhangi bir beyaz yakalı işte çalışan hemen herkesin saat ücreti yükseldi. Finans sektöründeki kadar olmasa da, mesela sanayide çalışan bir beyaz yakalının zamanı da izafi olarak ciddi ölçüde değer kazandı. Ama… İddia ediyorum ki, Koç, Sabancı filan gibi ailelerin fertleri hariç kimsenin, ücretli çalışan kimsenin saat ücreti, bir kahvaltıyı dışarıda yapmayı iktisadi kılacak kadar yükselmedi. Yani evde yapılsa yirmi liraya mal olacak bir kahvaltı için dışarı çıkıp iki yüz lira ödeyenler, aradaki yüz seksen lirayı, evde kahvaltı hazırlamak için harcayacakları on dakika çok daha değerli olduğundan yapmadılar bu işi. Kaldı ki, o kahvaltıyı yapacakları yere ulaşmak için genellikle daha uzun süreleri harcadılar ve üstelik de kahvaltı faturasına ilave olarak muhtelif masraflara da katlandılar.

Net bakiye şöyle oldu: Evinde yemek yapsa ayda bin lira harcayacak olan bir aile, dışarıda —veya dışarıdan— yiyerek ayda beş bin lira harcamaya başladı. Aradaki dört bin lirayı kazanabilmek için de, evde yemek yapmak için harcayacağından çok daha fazla vakit bedeli ödemeye başladı.

Hiç iktisadi görünmüyor.

Peki, ne demeye on binlerce, yüz binlerce insan, ayda en az sekiz on defa dışarıda yemek yemeye, kahvaltı etmeye başladı? Niye daha da sıklıkla evine dışarıdan yemek sipariş etmeye başladı? Bu işin bir sosyalleşme boyutu var ki, çok mühim. Kendisi sosyal bir rutine dönmüş olsa da, bir rutini kırmakta iş gördü. Bir de sosyal statü boyutu var. Daha doğrusu, dışarıda/dışarıdan yiyenlerin diğer bütün kazançlarını sosyal statü diye bir başlık altında toplayabiliriz.

***

Ekmeği evde yapmak yerine fırından almak iktisadi bir şeydi, yaygınlaştı. Bugün, benim çevremde, ekmeğini kendisi yapanların sayısı hızla artıyor. Ama birasını ve/veya rakısını evde yapmaktan farklı bir motivasyonla bu işi yaptıklarını, herhalde onlar da teslim ederler. Bira ve/veya rakı, anladığım kadarıyla, devletin aşırı vergileri sebebiyle, çok pahalı ve evde yapmakla ciddi bir tasarruf sağlanabiliyor. Ama aynı durumun ekmek için de geçerli olduğunu zannetmiyorum. Bir defa ekmeğini evde yapanlar, zaten, öyle çok ekmek tüketen insanlar da değil. Bu iş sağlıklı yaşam modası çerçevesinde bir moda gibi görünüyor.

Buna mukabil, göstermiş olduğumu ümit ediyorum ki, dışarıda yemek aynı kategoride değil. İktisadi görünmüyor.

Ama iktisadi bir yanı var. Dışarıda/dışarıdan yeme alışkanlığı yaygınlaştıkça, aksi halde işsiz —ve dolayısıyla da gelirsiz— kalacak milyonlarca kişiye istihdam imkânı doğdu. Böylelikle onlar da, siz her ne üretiyorsanız onu tüketebilir hale geldiler. Yani teker teker fertler gözüyle bakıldığında iktisadi görünmeyen hadise, toplum açısından iktisadi idi.

Mezkûr mekânlar uzun süredir kapalı. Hemen herkes kendi yemeğini yapmak zorunda. Kimse de aç kalmıyor. Muhtemelen tüketilen gıdaların lezzetinde ciddi bir kayıp yok, sağlık açısından ise daha uygun. Yani dışarıda yemek yeme işi elzem bir iş değilmiş. Dışarıda yemek yenmediğinde, beyaz yakalıların hanelerinde, ciddi bir tasarruf da mümkünmüş.

Mesele şu ki, yemeğini evinde yaparak ciddi bir tasarruf yapabilen bankacı da, kendisi olmadan da işlerin yürüyebildiğini tecrübe ediyor. Neticede nüfusun küçük bir bölümü dışındaki kimsenin iktisadi faaliyeti elzem değil —faaliyetleri elzem olmayanların başında, bana kalırsa, “sahilden yürümek yasak” diye anons yapmak için devriye gezen polisler geliyor.

Kendi hesabıma, yukarıda söylediklerimi söyleyebilmek için pandemiye, pandemi yüzünden eve tıkılmaya ihtiyacım yoktu. Beni bilenler biliyor, yıllardır söylüyorum bunları. Şimdi neden tekrarlıyorum?

Bir defa… Pandemi sonrasında ekonomi hakkında fevkalade karamsar tahminler yapılıyor. Bana öyle geliyor ki işbu tahminler, yapılmazsa olmayacak üretim faaliyetlerinin toparlanmasının güçlüğü hesaba katılarak yapılıyor. Hâlbuki iktisadi sistemin zaten büyük bölümü o faaliyetlerin dışında gerçekleşiyordu. Zaruri üretim dışındaki —dışarıda yemek gibi— iktisadi faaliyetler, esas itibariyle, bölüşümü daha makul kılma fonksiyonunu üstlenen faaliyetlerdi. Görünüşe göre, sözünü ettiğimiz faaliyetlerin, en azından sosyal mesafe denen şey bir süre daha bizimle yaşayacaksa, toparlanması zor. Üstelik hemen herkes ciddi ölçüde gelir kaybına uğrayacağı için, toplum için olmasa da kendisi için daha iktisadi olanı tercih edip evinde yiyecek mesela.

Dolayısıyla pandemi öncesinde zaten sıkıntılı olan bölüşüm, pandemiyle birlikte daha da sıkıntılı hale gelecek.

İkincisi… Yapılmazsa olmayacak olan üretim faaliyetlerinin —yani iktisatçıların ve/veya iktisat hakkında konuşanların esas önemsediği iktisadi faaliyetlerin— kırılan tedarik zincirleri ve saire sebebiyle toparlanamayacağı düşünülüyor gibi geliyor bana. Bu hususta manasız ölçüde iyimser bulunabilirim. Ama bana kalırsa, benim varsaydığım kadar esnekleşmiş ise, imalat sektörü kendisini kısa süre içinde toparlayacaktır.

Ancak…

Ekonominin toparlanmasının öncelik halini almış olmasından istifade, hemen bütün sektörlerde, lüzumsuz bütün istihdam gözden çıkarılacaktır. “Canım şurada beş kişiye daha iş bulacağız diye koca firma batsın mı” mantığıyla, imalat sektöründeki istihdamın da ciddi oranda erozyona uğramasına mazeret üretilecek diye düşünüyorum. İnsansızlaştırılabilen hemen her faaliyet insansızlaştırılacak, aynı sektörde yer alanların arasında insana daha az yer verenler diğerlerini saf dışı bırakacak. Tedarik zincirleri kolaylıkla yeniden kurulacak ama uluslararası asimetrik —ve şimdiki halde henüz öngörülemez— bir avantaj/dezavantaj denklemi doğacak.

Sistemin insansızlaştırılması sürecinde, mesela büyük online pazarlama zincirleri, şimdi yakaladıkları momentumu sürdürecekler. Neticede pandemi yüzünden sizin iktisadi durumunuz fenalaşmış/fenalaşıyor olabilir ama teknoloji devlerinin sahipleri milyarlarına milyarlar katıyorlar.

Bakiye olarak…

Bana öyle görünüyor ki, herkese genel ve oldukça yüksek bir evrensel gelir sağlanmadan, pandemi sonrasındaki çarkları döndürmek imkânsız olacak.