Ahali Ne Yapsın?

Alper Görmüş Serbestiyet’te, mealen, “kutuplaşmış toplumlarda okurların yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmayabileceğini öne sürmüş. Türkiye’deki son dönem uygulamalarından misaller vermiş.

Benim kafam karıştı. Türkiye ahalisi ne yapsa yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmış olacaktı?  Yalan söyleyen, olayları tek taraflı olarak sunan gazetecileri cezalandırmak için bir okur ne yapabilir? Mesela o gazeteciye ve gazetesine itibar etmemek, o gazetecinin yazdığı gazeteyi satın almamak bir ceza sayılabilir mi?

Eğer sayılabilirse… Türkiye ahalisi, gazetecilik kisvesi altında sürdürülen maskaralığı pekâlâ cezalandırdı diyebiliriz gibi geliyor bana.

Türkiye’de, ben kendimi bildim bileli, tuhaf bir akıl yürütülüyor. Birileri bir araya geliyor, gazete görünümlü bir şeyler üretiyorlar. Yeterince satamıyorlar. Zaman zaman oturup, dünyanın başka yerlerindeki tirajlar ile Türkiye’deki tirajları mukayese ediyor ve ahaliye “ne biçim insanlarsınız, gazete okumuyorsunuz” diye atarlanıyorlar. Gazete görünümlü şeyleri satın almadığı için ahali suçlu oluyor.

Sonra başkaları çıkıyor, o gazete görünümlü şeylerin ne biçim yanlı ve yalancı, ne kadar ahlaksız olduğunu anlatıp, sanki bütün ahali o gazetelerin müşterileriymiş gibi, “ne biçim insanlarsınız, yalan söylediğini bile bile yalan söyleyen gazeteleri satın alıyorsunuz” diye yine ahaliyi suçluyorlar.

Türkiye’nin ahalisinin işi zor yani –bu vesileyle bir defa daha teşhis etmiş olduk.

***

Piyasanın neden elzem olduğunu da bu misale yaslanarak tespit edebiliriz.

Piyasa belirleyici ise, gazete yapanlar, yaptıkları şeyi ahaliye satmak zorundadır. Dolayısıyla gazete satın almayanların neden satın almadığını anlamak için çaba harcarlar. Ahalinin “şöyle bir gazete olsa alırım” demesinin manası yoktur, beyan değil fiil tayin edicidir. Dolayısıyla piyasa işliyor ise, gazete satın almayanların da gazete satın alması için denemeler yapılır. Bazıları tutar –yani bir ihtiyacı karşılar. Toplam tirajlar yükselir.

“İyi gazetenin ne olduğunu ahali bilmez, biz gazeteciler biliriz ve yaparız” diyerek referansı “dışarıda” tesis ederseniz… Reklam, promosyon…

Neyse…

Esas mesele şu: Gazete satın alanların aldıkları gazeteler, o gazeteleri satın alanların tercihleri hakkında kesin konuşmaya imkân vermez. Adam veya kadın “tam istediğim gazete bu” diyerek mi alıyor gazeteyi, “hiç tatmin edici değil ama daha iyisi yok” diye mi alıyor, bilemezsiniz tutuma bakarak. Ama gazete satın almayanların tutumlarına bakarak, onlar hakkında hiçbir hüküm veremezsiniz. Nasıl bir gazete olsa alacaklardı, bilemezsiniz.

Ama Türkiye’de öyle olmuyor. Gazete alan hakkında da, almayan hakkında da fütursuzca konuşulabiliyor. Neticede biz Türkiye ahalisi hakkında hemen hiçbir şey bilmiyoruz ve bilmeden yol almaya çalışıyoruz.

Ve hatta bilebildiğimiz pek az şeyi bile, mesela yalan artınca gazete tirajlarının trajik bir biçimde düşmesinden yola çıkarak ahalinin gazete görünümlü şeylere itibar etmediğini bile bilmezden gelebiliyoruz.