Epikür Neden Mutlu Oldu?

“ABD’de kan gövdeyi götürüyor, pandemide ikinci dalga gelecek mi kaygısı bir yanda, ekonomik kriz ilmeği boynumuza geçirmiş sehpanın ne zaman tekmeleneceğini bekliyoruz, Epikür nereden çıktı şimdi” demeyin. Pandemiden önce de işler yolunda değildi, “acaba ilacı Epikür’ün formüllerinden türetebilir miyiz” diye finansman arayışına çıkmış olanlar vardı. Pandemiye gösterilen aşırı reaksiyon, bir manada, Epikür’ün telkinlerini hemen hepimize dayatmıştı da zaten. (Bu arada, “yahu tamam biliyorum Epikür’ü de, biraz hatırlatma da fena olmaz” diyenlere eğlenceli bir öneride de bulunabilirim.)

Dolayısıyla başlıktaki soru çok zamansız değil, inanın bana.

Başlamadan belirtmem gerekiyor ki, antik filozoflar içinde Protagoras olmasaydı, Epikür’ü tek geçerdim. Herif Platon’un okulunun karşısına bahçesini kurmuş, Platon budalasına cepheden bindirmiş, daha ne isterim! Kaldı ki, hem metodu ve hem de muhtevası itibariyle Platon’un açtığı yaralar için müessir bir merhem olduğunu da düşünüyorum. Bir defa bir denge arayışı var adamda, Platon’un tek kefeli terazisi, tek kutuplu mıknatısı gibi manasız bir dünya tasavvuru yok. Denge dediğin de, işte, tabiatı icabı dinamik bir şey, Platon’un dengeye ihtiyacı olmayan durağan dünyasından çok farklı ve cazip.

Ama bütün bu sempatim, Epikür’ün neden mutlu olduğunu sormama mani değil. Bu sorunun cevabı da, benim dünyayı kavrayışım hakkında, bugünden sonra dünyanın hangi istikamette yol alacağı hususundaki zannım hakkında da çok şey söylüyor.

Epikür’ün mutlu olup olmadığını, eğer mutlu olduğunu iddia etmişse o iddiasının sadece bir zan olup olmadığını, beyanının sadece kendisini aldatmakla sınırlı olmayıp bizi aldatmaya yönelik de olabileceğini filan geçiyorum —ki hepsi dibine kadar deşilmeyi hak eden sorular. Varsayarak başlıyorum ki, Epikür mutlu olmak için bir dizi ilke vazetmiş, kendisi o ilkelere uygun bir hayat kurmuş/yaşamış ve mutlu da olmuştu.

Peki, Epikür neden mutlu oldu?

  1. Sahiden mutluluğun formülü bulmuştu. Vazettiği ilkeler mutlu olmayı sağlayan ilkelerdi ve o ilkelere uyduğu için de mutlu oldu. Yani fikirlerinin muhtevası belirleyici idi.
  2. Bir formül arayabilmiş, bulmuş ve sonra da o formüle uygun yaşayabilmişti, o yüzden mutlu oldu. Ekstrem bir misal olarak, diyelim ki Epikür, toplumdaki mutluluğun aptalları öldürmekle gerçekleşeceği neticesine varmış olsun. Aptalları teşhis etme ve öldürebilme imkânına sahip olsaydı, yine mutlu olacaktı belki de. Yani Epikür’ün mutluluğunun kaynağı bulduğu formülün muhtevası değil, o formüle uygun yaşayabilmesi idi.
  3. Bir formül üretmiş ve ürettiği formül çok sayıda taraftara cazip gelmiş olduğu için mutlu olmuş olabilir Epikür. Yani mesela Epikür’den birkaç yıl önce bir Mepikür tastamam aynı formülü üretmiş olsaydı ve kendi bahçesini kurmuş olsaydı, Epikür de o formülü kendisi bulmadan önce Mepikür’den işitmiş olsaydı, bahçede hiç de mutlu olmayabilirdi.

Epikür eğer mutlu yaşamış ve çektiği acılara rağmen mutlu ölmüş ise, mutluluğunun hangi sebepten kaynaklanmış olabileceği hakkındaki spekülasyonları çoğaltabiliriz. Muhtemelen sıralayacağımız sebeplerin her birinin de az çok katkısı olmuştur mutluluğuna. Ve fakat ilkinin, bence, zerre kadar katkısı olmamıştır.

Uzatmayayım, herkes tatbik ederse herkesin mutlu olacağı ilkeler yok. “Var da Epikür onları bulamamış” değil yani.

Dünyada mutsuzluk çok ve yaygın. Bence birinci sebebi, herkes tatbik ederse herkesin mutlu olacağı ilkelerin mevcut olduğu zannı. Çünkü o zan ve üstüne “ben o ilkeleri biliyorum, Epikür’den öğrendim, yok Muhammed’den öğrendim, yok hayır Marks’tan öğrendim, ne münasebet Kemal söylemişti” zanları, yani dünyanın tamamını birilerinin bahçesi haline getirme hevesi tatmin edilemiyor ve… Epikür’ün de işaret ettiği gibi, o tatminsizlik muazzam bir mutsuzluk santrali olarak mutsuzluk üretimi yapıp/yayıp duruyor.

Hep söyleyegeldiğimi mevzua göre yeniden söyleyecek olursam, mutsuzluk ihtimalini dünyadan kazıma telaşı, mutsuzluğun en esaslı kaynağı olarak iş görüyor. Filancanın mutsuzluğunu giderme hevesinde bir sıkıntı yok ama mutsuzluk ihtimalini giderme, manasız bir meşgale. Ve herhangi bir mutsuzluğu giderme çabası ile mutsuzluk ihtimalini giderme talebi arasında muazzam bir mahiyet farkı var.

Hakkını yemeyeyim, Epikür dünyanın bütün mutsuzluklarını giderme hevesinde biri değilmiş gibi görünüyor. Ama derdi/niyeti/hevesi her ne olursa olsun, metodu —yani genel geçer ilkeler koyma çabası— onu ve bilhassa da Epikürcüleri baştan çıkarıyor.

Peki, buradan dünyanın istikbali hakkında nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz?

Dünya küreselleşiyor —du en azından. Küreselleşmenin vites büyüteceğini tahmin ediyorum. Ama öte yandan, paralel olarak, bahçelere de bölünüyordu. Bir yanda bütün dünyayı kat eden kurallar, ilkeler, öte yanda her birinde ayrı/özel ilkelerin geçerli olduğu bahçeler halinde örgütleniyordu dünya. Bu bahçelere bölünme eğiliminin de süreceğini tahmin ediyorum. Giderek daha küçük bahçelere bölünecek ve her bahçenin özerkliği de derinleşecek.

Her bir bahçe, başka yerde mutluluk bulamayanlara mutlu olma şansı —bir ihtimal, ya tutarsa— sağlamış olacak. Buna mukabil hiçbir bahçede, bütün dünyanın mutluluğu kimsenin derdi olmayacak. Bunun işaretleri zaten çoktan belirmişti ve bir hayli de derinleşmişti. Şu anda dünyayı —mesela özel olarak ABD’yi— kasıp kavuran çelişki, “benim bahçeme karışmayın” diyenler ile “bahçe de neymiş ulan, bütün dünyayı kurtaracak formülümüz var” diyenler arasında. Ama sanki “bütün dünyayı şu formül kurtarır yok, bu formül kurtarır” diyenler arasındaymış gibi sürdürülüyor.

Yani?

“Benim kararlarımı ben veririm, senin kararlarını da sen ver” diyenler ile “kararları şu ilkeye göre, yok bu ilkeye göre vermeliyiz” diyenler arasındaki kavga, sanki sadece ikinci grubun iç kavgasıymış gibi sürüyor/görülüyor. “Kendi bahçenizde ne haliniz varsa görün, bizim bahçemize karışmayın” diyenler, ağırlıklı olarak gençler. Formül sahibi simyacılar ise biz akran olanlar. Tabiatın kanunu işini görecek.

Epikür —eğer mutlu olduysa— galip ihtimal, kendi kararlarını verebildiği için mutlu oldu, o kararlar doğru olduğundan değil.