Bir Adayımız Oldu

İki ay kadar önce İhsanoğlu isminin zikredildiğini ilk işittiğimde, “zannetmem” demiştim. Yanıldım. Kılıçdaroğlu’nun götürdüğü bir isme Bahçeli’nin “uygundur” demesinin “olmayacak iş” olduğunu düşünüyordum. Yanıldım. Haziran sonundan önce aday açıklanabileceğine ihtimal vermiyordum. Yanıldım.

Aşağıdaki uzun bir tahlil olacak. Yanıldığım hususları bilerek karar verin okuyup okumayacağınıza diye belirteyim dedim.

***

Tahminlerimin hepsi, başta Kılıçdaroğlu ve Bahçeli olmak üzere, belli başlı aktörler hakkındaki varsayımlarıma yaslanıyordu.

Ama bir dakika, şöyle başlamakta fayda var:

Kendi hesabıma Büyükerşen’in aday olması için çabalıyordum. Önceki gün, İhsanoğlu ismi açıklanmadan bir gün önce, adı mühim değil biri (adı Ayhan değil), “beyhude uğraşma, aday çok daha yukarıda tayin edildi ve Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’ye tebliğ edildi” dedi. Sonra dün, Güven, İhsanoğlu’nun adının açıklanmasından sonra, “bana bu iş çok Amerikan kokuyor” mealinde bir tespit yaptı.

Tahmin hatalarımın hepsini, böyle, aklına aklımın ermeyeceği bir yüksek otoritenin işe vaziyet etmesiyle açıklayabilirdim. Birkaç saat için kendi kendime böyle açıkladım da… Ama şimdi bana öyle de görünmüyor. Bu İhsanoğlu işi, pekâlâ yerli bir mutfakta, ortalama akıllarla da kotarılmış olabilir.

Şöyle düşünüyorum: Eğer İhsanoğlu ismi büyük ölçekli bir projenin taşıyıcı unsuru olsaydı, dün Genel Başkanlar onun adını açıklarken, İhsanoğlu da kameraların önünde olurdu. Sanki olması gerekirdi gibi görünüyor bana. Zannediyorum ki bir reklamcıya sorulsa, “eğer lansman sırasında aktörün kendisi olmazsa ben yokum” der herhalde (siz yine de bana güvenmeyin, bir reklamcı tanıdığınız varsa sorun). İhsanoğlu sadece iki Genel Başkanın yanında yer alsa da yetmez. Onların memuru gibi görünmesine mani olacak, tabir caizse “onların üstünde” bir konumlamayla sunulması da gerekirdi.

Ben yanılıyor olabilirim elbette, İhsanoğlu’nun böyle, kendisinin olmadığı bir ortamda sunulmasından bir değer çıkarabilecek reklamcı da mevcut olabilir. Veya, bir Amerikan projesi Turkish sahneleniyor da olabilir. Bilemem.

***

Gelelim asıl meseleye. İhsanoğlu doğru bir aday mı?

Beni bilenler bilir, doğru aday diye bir kavrama inanmam. Hani demiştim ya, Nisbett Yunanlıların âlemi şeylerden müteşekkil, Çinlilerin ise bağlamdan müteşekkil bir şey olarak okuduklarını söyler. Çinli değilim ama âlemin bağlamdan müteşekkil olduğuna kalıbımı basarım. Dün de demeye çalıştım, futbol yıldızlarının performansları elbette neticeyi etkiler. Ama maç dediğimiz şey, iki takımın futbolcularının, saha içinde takım arkadaşlarına ve rakip oyunculara göre pozisyonlarından zuhur eder.

Dolayısıyla İhsanoğlu’nun adaylığına bakarken, onun sahip olduğu vasıflara bakmak yetmez. İhsanoğlu’nun vasıflarının, CV’sinin hiç ehemmiyeti olmadığını söylemiyorum. Ama bunların rolü, İhsanoğlu’nun çıktığı sahnenin topografyasının rolünün yanında son derece sınırlı.

***

O halde, önce sahneye bakalım. Ona da şu sorunun cevabını arayarak bakalım: Biz bu seçimi niye yapıyoruz?

Biz derken bizi, yani hepimizi (Ayhan da dâhil) kastediyorum. Hepimizi, yani Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar da dâhil hepimizi.

Bu benzetmeyi zaten kullanacaktım da, Ezgi Başaran’ın yazısı ekstra bir gerekçe sağladı. İhsanoğlu Başaran ile yaptığı bir mülakatta “Fenerbahçe-Galatasaray kavgası enerjimizi tüketiyor, Dünya Kupası için çalışalım” mealinde bir laf etmiş.

Daha önce defalarca dedim: Fenerbahçelilerin ve Galatasaraylıların olması iyi. Herkes için iyi. Yani bizim (hem Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar, hem de Türkiye’deki futbolseverler) için iyi. Bu sayede Türkiye ligi, Premier ligden izlenme payı çalabilir, eğer rekabet doğru dürüst yürürse. (Biz, bağlama bağlı, değişken bir şey. Türkiye liginin mevcudiyeti ve performansı da, UEFA için, yani hem Türkiye liginin hem İngiltere liginin patronu için, yani bütün futbol camiası için iyi.) Dolayısıyla İhsanoğlu’na, daha başlarken, bir düzeltme yollayayım. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın mevcudiyetine, birbirleri ile rekabetine karşı çıkarak, Dünya Kupasına yaklaşılmaz. Uzaklaşılır.

Ayrıca şunu da söylemiş oldum: Bu seçimi yapan biz, birbiriyle rekabet halinde olan hepimiziz. Bu seçim hepimizin seçimi. O halde, sorayım tekrar, bu seçimi yapan özne seçimi ne için yapıyor?

Bu da soru mu şimdi? Seçimi birisi kazanacak, kimin kazanacağını tespit etmek için yapıyoruz. Ağustos sonunda münhal kalacak olan Cumhurbaşkanlığı koltuğunu doldurmak için yapıyoruz.

Hal buysa, o koltuğa kimin oturacağının, bizim halimizi nasıl, hangi istikamette değiştireceğine bakmak lazım gelir. Oraya oturacak kişinin sahip olduğu özelliklere elbette bağlı bir şey ama onlardan ibaret hiç değil.

İhsanoğlu kim? Birçok özelliği var. Bir erkek mesela. Eşinin başı açık mesela. Hangisi olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen bir takımı tutuyordur mesela. Vikipedi’deki doğum tarihine göre, Oğlak burcu mesela. Saymakla bitmez. Sahip olduğu özelliklerin hangileri Cumhurbaşkanlığı makamı ile alakadar derseniz, o konuda herkesin başka bir listesi olur. Kimileri cinsiyeti önemser mesela. Önemseyenlerin kimi için erkek olmak olumludur, kimi için olumsuzdur. Ve saire…

Benim açımdan İhsanoğlu’nun siyasi bir kimliği olmaması, nakıstır. Cumhurbaşkanlığı makamı siyasi bir pozisyon ve o koltukta oturacak insanın siyasi bir kimliği olması yarayışlı bir şey olur. O makamda oturan siyasi kimlikli insanlar, makama ve memlekete muhtelif zararlar verdiler. Lakin siyasi kimliği olmayanlar kıyas kabul etmeyecek kadar çok zarar verdiler.

Amaaa…

Memleketin politikasının zaten apolitik olduğu ve bu halin (sadece Türkiye’de değil, neredeyse bütün dünyada) sarkacın topunu tersine iterek, bu defa her şeyi politikleştirdiği hesaba katılırsa, yani sahnenin böyle bir sahne olduğunu kabul edersek, İhsanoğlu’nun bu defosuna katlanabiliriz. Miyiz? Bilemedim.

***

İhsanoğlu’nun —doğru değil— uygun aday olup olmadığını çözemedik ama biz yine de bir adım öte gidelim. İhsanoğlu seçilebilir mi?

Bence seçilebilir. Bu da onun sahip olduğu vasıflardan büyük ölçüde bağımsız bir kanaat. Çünkü, eğer aday olursa, Erdoğan’ın seçimi kazanamayacağını düşünüyorum. Eğer İhsanoğlu ve onu aday gösterenler zırvalamazlarsa…

Erdoğan neden seçilemez? Ona geçmeden önce söyleyeyim: İhsanoğlu’nun vasıfları seçilebilir olmasına mani değil en azından.

Erdoğan seçilemez, çünkü…

  1. Erdoğan 30 Mart’ta, alabileceği maksimum oyu aldı. Canhıraş bir çabayla aldı. Benzer bir çabayı bu defa sergileyemez. Birçok sebeple… Süre kısa. Mevsim uygunsuz. Ve saire. Ama zaten 30 Mart’ın olmuş olması, bir defa daha olabilir olmasının şartlarını ortadan kaldırdı.
  2. Kampanya döneminin önemli bir bölümü Ramazan. Ramazan’ın, özellikle Erdoğan seçmeni açısından özel bir atmosferi var. Bu atmosferde, çocuğunu kaybetmiş bir anneyi yuhalatmak türü işler geri teper. Eh bu tür seviyesizlikler yapamadığında da, Erdoğan’ın repertuarında dişe dokunur bir şey kalmıyor.
  3. Genellikle tahmin edilenin aksine, Erdoğan’a oy vermeyecek olanlar, Ramazan’da ve Bayram’da tatillerini yapıp, 10 Ağustos’ta sandığa kayıtlı oldukları yerlere dönecekler. Erdoğan’a oy vermesi daha muhtemel olanlar ise o tarihlerde tatile çıkacaklar.
  4. Tatile çıkmak veya —bir genel seçim olsa Erdoğan’a oy verecek oldukları halde— Cumhurbaşkanlığı seçiminde İhsanoğlu’na oy vermek için makul bir sebepleri de var: “Biz Erdoğan’ın zaten Başbakan kalmasını istiyoruz” diye kendi kendilerine açıklama geliştirebilirler. Bunu hafife aldığınızı zannediyorum, almayın. Bu seçimin en tayin edici psikolojik faktörü bu olacak. Seçimler de psikolojiktir her daim. (Her şey öyle zaten.)
  5. Bu seçim Cumhurbaşkanlığı seçimi. İlk defa olan bir şey ve herkes acemi. Seçmen de… Seçmenin bilinçaltında, bugüne kadarki Cumhurbaşkanlarının profilleri önemli bir yer tutacak tercih yaparken. Cumhurbaşkanlığı hakkında, herkesin bir algısı var yani. Bu algı da Erdoğan’ın çizdiği profile hiç uygun değil.

Ya Erdoğan aday olmazsa?

O vakit kimi aday gösterdiğine, nasıl gösterdiğine filan bağlı olarak, bütün kartlar yeniden dağıtılmış olur. Bir nevi, hakem sağ çaprazda bir serbest vuruş kararı vermiş ve stoperler bildik yerlerini terk edip rakip ceza sahasına yönelmişler gibi… Top uygun yere düşerse, Erdoğan dışındaki bir aday seçimi alıp gidebilir. Düşmez de rakip stoperler karşılarsa, hızlı bir hücumda…

Neyse…

***

İhsanoğlu’nun seçilebilirliği hususunda çok mühim bir başka faktör var. Topografya (veya siz bağlam olarak okuyun) üzerine…

Ben bilgi sistemciyim. Bilgi Sistemleri dersi verirken, her ders yılının başında, “fark yoksa bilgi yoktur” diye başlardım söze. Bilgi (information anlamında) dediğiniz şey, farkın türevidir. Hepimiz, her şeyi bağlamı içinde, yani diğer şeylere göre değerlendirir, adlandırır, satın alır veya reddederiz. İhsanoğlu’nu da öyle yapıyoruz. Ama İhsanoğlu’nu yerleştirdiğimiz bağlam değişti. Bu bağlamda bir defa daha değerlendireceğiz. Önümüzdeki elli gün zaten bu iş için.

Bu süreçte İhsanoğlu’nu sadece rakibine (Erdoğan veya değil) veya rakiplerine göre değerlendirmeyeceğiz. Sahadaki herkese göre değerlendireceğiz.

Sadece bir misal olarak söylüyorum: Nur Serter’in çıkışı, İhsanoğlu ile Serter arasındaki eski ilişkileri de gün yüzüne çıkardı. Kendisini Serter’e yakın hissedenler, İhsanoğlu’ndan biraz daha uzaklaştı. Ama bunun bir mukabili var. Kendisini Serter’e (ve kendisini Serter’e yakın hissedenlere) uzak hissedenler de İhsanoğlu’na yaklaştı.

Size abartılı bir düşünce deneyi… Nur Serter ve birkaç arkadaşı, İhsanoğlu’nun aday gösterilmesini bahane edip CHP’den istifa ederlerse ne olur? Elcevap: İhsanoğlu’nun başka şey yapmasına lüzum kalmaz, ilk turda, elini kolunu sallaya sallaya, en az yüzde 60 oy alır.

İhsanoğlu ve onu aday gösterenler, zannediyorum ki, Sertergilleri ikna etmeye çalışacaklar. Bence —eğer seçim kazanmak yegâne faktörse— aksini yapmalılar.

***

Ama işte zurnanın zırt dediği yere geldik.

Serter bilmiyor mu, İhsanoğlu’nun seçimi kazanmak konusunda mesela kendisinden daha çok şansı olduğunu? Elbette biliyor. Kendisini Serter’e yakın hissedenler bilmiyorlar mı, CHP’nin İhsanoğlu’nu aday göstermesi seçimi kazanma ihtimalini artırır? Elbette biliyorlar. Ama seçimi kaybetme pahasına da olsa, kendileri gibi birinin aday olmasını istiyorlar.

Çünkü siyaset, sadece seçim kazanmak için yapılmaz. Ya ne için yapılır?

Tahmin ettiğimden de çok uzadı. Bu husus da yarına kalsın.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et