Bundan Sonrası Daha Zor

Kılıçdaroğlu çok zor bir işi başardı. Bundan sonra başarılması gereken ise, başarılmış olandan da daha zor. 

Kılıçdaroğlu CHP’nin iç dinamikleri ile Genel Başkan olmadı. Birkaçını tanıdığım CHP delegelerinin belki de hiçbiri, kendi tenhalarında kaldıklarında, Kılıçdaroğlu’na yüklenen anlamı tasvip edecek insanlar değiller. Toplum istikametinden esen rüzgâra direnemeyeceklerini hissettikleri için, yelkenlerini rüzgâra açma uyanıklığını sergilediler, o kadar.

Mesele sadece delegelerle sınırlı değil, CHP’ye oy veren veya verebilir görünen, hani şu Cumhuriyet mitinglerine fiilen veya fikren katılan milyonlar için de Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği şeylerin çok makbul şeyler olduğunu zannetmiyorum.

***

Tablo biraz Çiller’in ilk seçildiği DYP kongresini andırıyor. Çiller’in DYP’nin dokusuna hiç uygun olmadığı, kendisine oy veren bütün delegeler tarafından neredeyse kesinlikle biliniyordu. Paradoksal görünebilir ama, zaten bu yüzden oy verdiler.

Hatırlayacaksınız, varoşların partisi ANAP, şehirli, şık, gelecek vaad eden bir görünüm veriyordu. DYP ise geçmişte kalmış, biçimsiz, köylü bir parti olarak algılanıyordu. DYP delegeleri oy hesabıyla değil (zaten iktidardaydılar), bu algının dayanılmaz ağırlığını taşımayı sürdüremeyecekleri için Çiller’i seçtiler.

Emekli yargıç veya emekli öğretmen edalı, hüküm ve hikmet sahibi görünmeye çalışan CHP delegeleri, partiyi kravatsız birine, 1993’te DYP delegelerinin sahip olduğuna benzer bir ruh durumuyla teslim ettiler. Kılıçdaroğlu, normal şartlarda, aralarına bile almayacakları biriydi, Genel Başkan seçtiler.

***

Tablo biraz Çiller’in ilk seçildiği kongreyi andırıyor ama galiba fazlası da var.

Mesela benim de mezunu olduğum ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunlarının bir bölümü, “Kemal varsa biz de varız” diye ilan vermişler. Memleketin orasında burasında yaşanan haletiruhiyeye tercüman olmuşlar.

İlanın altında imzası olanların önemli bir bölümü kendi alanlarında başarılı insanlar. Hemen hepsi siyasete son derece ilgi duydukları halde, Baykal’a muhalefet etmekten fazlasını yapmamakla itham edilip durduklarına şahit olduğum şahıslar. Zaten ilanda “tribünden inmek” tabirini kullanmaları da, kendi aralarındaki tartışmalarda, tribünden slogan atmakla yetindikleri suçlamalarından kaynaklanıyor.

Tribündeydiler, çünkü sahaya inmelerine imkân yoktu. Şimdi de dertleri, sahadaki kaptanın değişmesinden ibaret değil. Kılıçdaroğlu’nun peşinden sahaya inmeye hevesliler. Oyunun hissedarı olmak istiyorlar. Kılıçdaroğlu da bu talebin farkında gibi görünüyor. Ama farkında olmak kâfi değil. En azından iki önemli mesele var.

Birincisi, “Kemal varsa biz de varız” diyenlerin, üzerinde mutabık kalacakları bir Türkiye hayali inşa etmek neredeyse imkânsız. Bu başarılabilse, bugüne kadar dışarıda bırakılmışlar ile Kurultayda Kılıçdaroğlu’na oy vermiş olanların aynı paydada buluşturulması daha da imkânsız. Bu mesele, iktidar hayali sürdürülebilirse, yine de aşılabilir. Bugüne kadarki iktidarlar nasıl geniş koalisyonlar idiyse, şimdi de benzeri başarılabilir.

İkincisi, belki daha da önemlisi, ne CHP’nin ve ne de Kılıçdaroğlu’nun, rüzgârın taşıdığı emtiadan işe yarar bir şeyler yapmak konusunda idmanları yok. Onlar, inşa etmek istedikleri projeye göre sipariş verip, tam da gerekli malzemenin istiflenmesi esasına göre çalışmaya alışmışlar.

İşleri çok zor. Ancak dünyanın ve Türkiye’nin konjonktürü dikkate alınırsa, mutlaka başarmalılar. Ne diyeyim, kolay gelsin.

Cemalettin N. TAŞCI

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et