İstişare

Memleketin istişareyle belirlenmiş yeni Başbakanı bugün tescil edilecek. AKP Kongresiyle…

Bir medeniyetin sonu geldi mi, önce lisanının içi boşalırmış. Nasıl?

***

Parti Kongresi dediğimizde, bugün Ankara’da toplanacak olan içi boş —ama gürültüsünün çok olacağı şimdiden belli— olan şeyi kastetmediğimiz, zannederim aşikâr. Herhangi bir normal parti kongresinde, adaylar çıkar, yarışır… Neyse.

Bugünkünü en çok andıran Kongre, benim hatırladığım, Akbulut’un atandığı kongreydi. O Kongre bile şimdikinden farklıydı. ANAP Genel Başkanlığına hevesli çok sayıda isim vardı. Aralarındaki mücadeleyi, takvimin hızı sebebiyle neticeye bağlayamamışlardı. Dolayısıyla hepsinin gözüne kestirdiği, “nasılsa alt ederiz” dediği Akbulut’un ismi üzerinde bir mutabakat sağlanmıştı. Bir ateşkesti yani.

Şimdi ortada herhangi bir şeye talip olan herhangi birileri yok. Eğer var iseler, birbirleriyle güreşerek değil, diğerlerinin mindere çıkmamasını sağlayacak manevralarla şampiyon olmayı hayal ediyorlar. Başkalarıyla güreşmeyi göze alamayacak kadar vasıfsızlar.

Belki de başkalarıyla güreşmekten bu kadar da korkuyor değillerdi. Ama şimdi korkuyorlar. Bu hale gelmiş adamların heyeti ve adamları bu hale getirmiş olan süreç, memlekete bir başarı hikâyesi gibi satılıyor. Yerseniz.

***

İstişare kelimesinin de bir manası vardı. İstişareyi mücadelenin yerine ikame eden zihniyetin referanslarına bakılırsa, Kuran’ın Şura suresinde müminlerin işlerini kendi aralarında istişare ile görmeleri övülmüş. Eh, benim anladığım şöyle: Siz bana ve başkalarına, ben size ve başkalarına, herkes birçok kişiye danışacak. Yoksa adamın biri, aklına gelenlere danışacak ve kararı verecek değil.

Kaldı ki, istişarelerin hiçbirinden Davutoğlu da çıkmadı yani. Ne parti tabanında yapılan anketlerden, ne milletvekillerinin tercihlerinden, ne de diğer görüşmelerden… Erdoğan, anlaşılan, istişareyi şöyle anlıyor: Muhtelif kişilere fikirlerini sor, sonra da onların istemediğini uygula. Ne de olsa biricik akıllı Erdoğan olduğuna göre…

***

İdarenin keyfiliği bir şey. Hoş değil, sürdüğü sürece ağır hasar da verebilir ama zamanla aşılır. Hukuku keyfi olarak uygulamak daha ağır ve kalıcı hasarlar bırakır ama tarih boyunca sıklıkla yaşanan bir süreç. Onun da aşılabildiğini tecrübelerle biliyoruz. Ama lisan bu kadar keyfileştiğinde, bir kelimenin imasının zıddını o kelimeyle adlandırmaya başladığınızda…

Yani farklı fikirlerin sergileneceği ve yarışacağı bir ortamın adı olan Kongre kelimesini, Kongreden önce belirlenmiş bir kararın onay süreci için kullandığınızda, yani karar vermek için farklı fikirlerin araştırıldığı sürecin adı olan istişare kelimesini verilmiş bir kararın kabul ettirilmesi sürecini adlandırmak için kullandığınızda, yani en antifaşist olduğunuzu iddia edip dururken bir görüntüde bir piksel olmaya gönüllü razılık sergilediğinizde, yani halkın tercihlerine saygı göstermek anlamına gelen halkçılık kelimesini halk için iyi olduğunu sizin bildiğiniz şeyi halka dayatmak olarak kullandığınızda…

Ört ki ölem.