Müslüman mı, Muhammedi mi?

Bu yazıyı yazarken kullandığım Microsoft Word yazılımı, herhangi bir kelimeyi yanlış yazarsam veya sözlüğünde yer almayan bir kelime yazarsam beni uyarıyor. Muhammedi kelimesini de tanımayabileceğini düşünmüşüm. Ancak herhangi bir itirazda bulunmadı. Demek ki Muhammedi kelimesi, Word’ün çok da zengin olmayan Türkçe sözlüğünde yer alıyor.

Ama eminim ki, hangi dine mensup olduğunuz sorulduğunda, çoğunuz, bugüne kadar bir defa bile “Muhammedi’yim” diye cevap vermediniz. Yani Muhammedi kelimesi, evet, sözlüklerde yer alan bir kelime olabilir ama, özellikle de Muhammedi olanlar tarafından hemen hiç tercih edilmeyen bir sıfat.

***

Bir vakittir, bu durumun değişmeye başladığını düşünüyorum. Bundan mesela kırk yıl sonra, özellikle de Türkiye’de yaşayan Müslümanların, kendilerini tanımlarken Muhammedi kelimesini daha sık kullanacaklarını tahmin ediyorum. Komplolara pek itibar etmem ama bana öyle geliyor ki, üstelik, Muhammedileşme süreci kendiliğinden gerçekleşmiyor. Bu bir tasarı.

Şu Kutlu Doğum Haftası icadı da, bana öyle geliyor ki, bu tasarının bir parçası.

Bence Kutlu Doğum Haftası yetmez. Mesela Michelangelo veya Da Vinci üslubuyla tablolar yapılmalı. Kompozisyon konusunda yardımcı olabilirim. Bulutların sardığı Hira dağında, elinde Kuran’la, etrafını küçümseyici bir edayla süzen bir Hz. Muhammed yakışır mesela. Dağın eteklerinde aciz ve çaresiz bir yığın insan, Kuran’ın nurunu peygamberden alabilmek için birbirlerini eziyor olabilirler, filan.

Sonra haçın yerini tutacak, stilize edilmiş bir şey de lazım. Nihayet, camilerin kubbelerine de Hz. Muhammed heykelleri oturtur, İslam’ın Rönesans’ını ikmal ederiz artık.

Sonra, bizim neyimiz eksik? Neden bizim de bir Christmas’ımız olmasın? Hediyeleşmek de sünnettir zaten. Kutlu Doğum Haftalarında hediyeleşiriz, piyasa da canlanır ne güzel. Değil mi canım?

***

Ne tür itirazlarla karşılaşacağımı tahmin etmek müşkül değil. Denecek ki âlemler onun hatırına yaratılmış, Hz. Muhammed’in kıymetini ve önemini abartamayız. Yani kendisine ne kadar vurgu yapılsa, Hz. Muhammed’in hakkı teslim edilmiş olmaz.

Ama, bu masum akıl yürütmenin çok tehlikeli neticeleri var. Dahası, Kutlu Doğum Haftası filan gibi bidatler pazarlanırken bu akıl yürütmeye müracaat edilse de, tasarlayan aklın bu kadar masum olduğunu zannetmiyorum. Bu Kutlu Doğum Haftası icadı, bir tür zamane Faust’unun aklından çıkmış gibi duruyor. İslam’ın günümüzdeki başarısızlığından yılmış, onu yeniden başarılı kılmak için kolları sıvamış olan bir Faust’un… “Benim aklım kafidir, bana milyonlarca el lazım” deyip yığınla insanı kullaştıran zat-ı muhterem, anlaşılan o ki, başarılı örnek olarak gördüğü Hıristiyanlığın (yani Christ’in, yani İsa’nın dininin) kavram ve kalıplarını, birer birer İslam’a ithal ediyor.

***

Kişi kültünün, soyut kavramlardan daha kolay müşteri bulabildiğine tarihte sayısız delil var. Ama unutmamak gerekiyor ki İslam, biraz da kişi kültünün soyut kavramlarla ikamesi olduğu için bir devrimdir.

Aptalların soyut kavramlardan ziyade insanları konuşmayı ve takip etmeyi sevdiği de bir vakıadır, evet. Kişi kültü vasıtasıyla aptalları bile harekete geçirebilirsiniz. Ancak bu stratejinin mühim bir riski var: Aptallara göre tasarlanmış olan Faustvari düzenlerde akıllılara yer kalmaz.

Cemalettin N. TAŞCI

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et