Princip Ne Yaptı?

Ertuğrul Özkök bugünkü yazısını şöyle bitirmiş:

“Gavrilo Princip cani bir terörist miydi, yoksa halkının özgürlüğü için her şeyi göze almış bir kahraman mı…

“Milyonlarca insanın hayatına mal olmuş bir savaştan 100 yıl sonra dahi ortak bir hakikat üzerinde birleşemiyorsak gelecek için umutlu olabilir miyiz…”

Soru kipinde kurulmuş olsa da cümlenin üç nokta ile bitmesine yaslanarak, Özkök’ün bir yargı beyan ettiği neticesini çıkarıyorum. Yani Avusturya-Macaristan veliahdını kurşunlayarak Cihan Harbinin fitilini çektiği varsayılan Princip hakkında hep beraber aynı yargıyı paylaşmazsak, gelecek için ümit besleyemeyeceğimizi düşünüyor Özkök.

Yazı, Özkök’ün notuna göre, John F. Burns’ün New York Times’daki dünkü yazısından derlenmiş. Ben de merak edip baktım, acaba bu yargı da oradan devşirme mi diye. Elbette hiç ihtimal vermiyordum, Amerikalı bir gazetecinin bu tür tuhaf yargılar imal edebileceğine, ama yine de emin olmak istedim. Dünya bir tuhaf ne de olsa.

Burns’ün böyle —veya başka türlü— yargıları yok. Olması gerektiği gibi, bir dizi kıymetli tespiti var. Gerçekten de güzel bir özet. Bu arada yazıda, Saraybosna Üniversitesinden Vera Katz’ın bir ifadesi de yer alıyor, bölgenin bugünkü şartlarının yüz yıl öncekine benzerliğine dikkati çeken ve “bir mesafe kat etmiş gibi görünmüyoruz” yargısıyla biten. Burns’ün yazısında Özkök’ün yargısına en çok yaklaşan ifade bu. O da bambaşka şey söylüyor. Milliyetçiliğin ve sekterliğin hiç de gerilememiş olmasından bir tür şikâyet.

***

Özkök’ün ettiği laftan şunu anlıyorum: Gelecek hakkında ümitli olabilmemiz için, mesela Princip’in terörist mi kahraman mı olduğu hususunda —hiç değilse aradan yüz yıl geçtikten sonra— bir mutabakata ulaşmış olmamız gerekiyordu. Ulaşamamış görünüyoruz. Heyhat! İstikbal mahvoldu.

İnsanoğlu, üzerinden yüz değil binlerce yıl geçmiş vakalar hakkında da —tarihin hiçbir döneminde— bir mutabakata sahip olmadı. İstikbali de kararmadı. Hep bir istikbali oldu ve onu da kurdu. Bu bir.

Ama asıl mühim olanı şu: Eğer Princip hakkında maaile aynı yargıyı paylaşmazsak gelecekten ümitli olamayacağımız kanaati nasıl bir zihne düşer? Nasıl bir zihin böyle bir korelasyon kurabilir? O zihin nerede, nasıl imal edildi? Bence bu sorular mühim. Zaten onları sorma fırsatı vermese, Özkök’ün ettiği lafı ciddiye alıp bu kadar laf etmem.

***

Birçok tarihçi, mesela Hobsbawm ve Lucaks da, 20. Yüzyılı 1914’te başlatıp 1989’da bitirirler. Bence bu tutum, utanılacak ne varsa hepsini 20. Yüzyıl çıkınına tıkıştırma işgüzarlığından kaynaklanıyor. Hâlbuki bence Cihan Harbi, her haliyle, 19. Yüzyıl aklının bir ürünüydü. Princip bir köşe başında veliahdı vurdu diye çıkmadı Cihan Harbi. Zaten hanidir, tarihte herhangi bir savaş için benzeri görülmemiş bir hevesle kotarılıyordu. Daha başlamadan önce adı konmuştu, savaşa son verecek savaş diye.

İnsanlığın geleceğindeki bütün savaş ihtimallerini bir tek hamleyle, bir defada ortadan kaldırma iddiası, mesela 17. Yüzyılda akla bile gelemezdi. 18. Yüzyılda ağır ağır biçimlenmeye başladı bu tür iddialar. Ama bahse konu olan ruh durumuna 19. Yüzyılın alameti farikası gibi bakabiliriz zannediyorum. Savaştan birkaç yıl önce, aynı ruh haliyle, asla batmayacak gemiyi sefere koymuşlar, gemi ilk seferinde batmıştı. 19. Yüzyıl ruhu, yani Aydınlanma aklı, müthiş bir coşkuya sahipti. Böyle ağır yenilgilerden bile yara almadan çıkabiliyordu. Kıskanmamak elde değil. Russell ile birlikte Principia Mathematica’yı yazan Whitehead’e göre mesela, 19. Yüzyılın en büyük buluşu, buluş tekniğinin bulunmuş olmasıydı. Fazla söze lüzum var mı? Eğer buluş tekniğini bulmuşsanız, artık bulunmaya değer hiçbir şey kalmamış geriye.

İnsan sahiden kıskanıyor, bugün sahip olduğumuz teknolojilerin soluk birer kopyası bile sayılamayacak birkaç şeyden bu kadar büyük hacimli coşku, ümit ve iddia üretilebilmiş olmasına. Ama işte madalyonun bir de karanlık yüzü var.

Russell Aydınlanma aklı dediğim, Platon’un zehirli mirası olarak gördüğüm şeyin belki de zirvesi. Ona göre bütün insanlık tarihi boyunca, herhangi bir disiplini olmayan avare gezilerde gelişigüzel keşfedilen bir kavramsal haritaya ulaşılmıştı. Ama işte birden, bir yamacı tırmanırken bir sis bulutunun ardından aniden beliriveren göz kamaştırıcı bir saray gibi, hakikat gözümüzün önüne serilivermişti. Artık sancılı, gelişigüzel seyahatlere lüzum yoktu.

Aydınlanma aklı, orada bir hakikatin mevcut olduğu, o hakikate ulaşmanın kurallarının keşfedildiği, o kuralları doğru dürüst uygulayan her bir insan aklının tastamam aynı neticelere ulaşacağı varsayımlarına yaslanır. Özkök’ün sorgulamadan kabul ettiği varsayımlara yani. Cihan Harbini Princip çıkarmadı, bu akıllar çıkardı. Hakikati bulmuşlar, insanlığın en büyük belası olan savaşı ortadan kaldırmanın yolunu da akıl etmişlerdi. Eski düzenin, herkesin kendi gelişigüzel serüveniyle hakikati bölük pörçük keşfetme alışkanlığının ortadan kaldırılması, tarihe gömülmesi için de, büyük çaplı bir bahar temizliği gerekiyordu. Cihan Harbi, onu kotaranlar için tam buydu.

***

Fotonlar farklı frekanslara sahipler. Bazıları yeşil bir cisme çarptıklarında soğuruluyorlar. Yansıyanlar, yani yeşil olanlar gözümüze ulaşıyor. O cismi o yüzden yeşil görüyoruz. Başka bir cismi, mavi olmayan fotonları soğurduğu için mavi görüyoruz. Ve saire… Eğer bütün fotonlar kendi aralarında anlaşıp, herhangi bir tek frekansta mutabakata varsaydı…

Hakikat, üzerinde mutabakat sağlanacak bir hakikatin mevcut olmadığından ibaret. Vera Katz, Kusturica, Saraybosna Belediye Başkanı İvo Komsic ve kimbilir kimler, Princip’in hatırasına çarpıp bambaşka renklerle yansıyorlar. Burns bu yansımaları kendi kapasitesi ölçüsünde, kendi prizmasından geçirip okurlarına sunuyor. Sonra Özkök bu zenginliğe bakıp…

***

Bitirmeden önce demesem olmaz.

Kansaslı bir kasiyerin, Kayseri’deki McDonalds kasiyerinden fazlası yok. Denebilir ki, göbeğini kaşıyan bir bidon kafalı. Ama işte Burns ile Özkök (veya onun kurduğu sirkte gösteri yapan Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil ve saire) arasında çok büyük klas farkı var. Türkiye ile Amerika arasındaki fark burada.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et