Ruh ve Su

Ertuğrul Özkök Daniel Dennett’i keşfetmiş ve kendi ifadesiyle allak bullak olmuş.

Polemik filan gibi bir derdim yok. Sadece, yaygın akıl yürütme tarzı ve siyaset hakkında söyleyegeldiğim birçok şeyi dile getirebilmek için iyi bir fırsat olduğu için ıskalamak istemedim.

Dennett’in akıl yürütme tarzının izleri, sayın Özkök’ün yaptığı alıntılarda da görülüyor. Böleriz bedeni daha küçük parçalara. Organları böleriz dokulara, dokuları hücrelere. Var mı ortada ruh filan? Rastladık mı? Hayır. O halde ruh yoktur.

Evet, biraz karikatürize ettim, ama emin olun çok değil. Şuna da işaret edeyim, bu akıl yürütme tarzını hepimiz az çok istihdam ederiz.

***

Gözümüz bir yığın hücreden meydana gelir. Bu hücrelerin hiçbiri görmez. Görme fiiline tahsis edilmiş olan nöronlarımız da görmez. Görmenin ne demek olduğunu bile bilmezler. Ama biz görürüz. Görme fiili, hücrelerin bir vasfı değil yani. Hücreler bir araya gelince zuhur eder.

Daha basit bir misal vereyim. Bir bardak suda bir yığın su molekülü yer alır. Her molekülde iki hidrojen ve bir oksijen vardır. Hidrojen ve oksijen atomlarının kendilerinin daha temel parçacıkların koleksiyonu olduğunu dile bile getirmiyorum.

Hidrojen atomları oksijen atomlarından başka atomlarla da birleşebilir, başka moleküller meydana getirebilirler. Oksijen atomları da hidrojen atomlarından başka atomlarla bir araya gelip muhtelif şeyler yaparlar. Ama hidrojen atomları başka atomlarla bir araya geldiklerinde ortaya çıkan şey su gibi, veya suya benzer şekilde davranmaz. Mesela içinde hidrojen barındıran her şey, diğer her şey gibi, basıncı görünce, daha dar bir hacme sıkışır. Hâlbuki su, basınç altında genişler.

Suyun basınç altında genişleyip daha geniş bir hacim kaplamasının çok mühim neticeleri var. Biri de biziz. Yani canlılar.

Ama hidrojen veya oksijen atomlarına ayrı ayrı bakınca, başka şartlarda nasıl neticeler verdiklerini hesaba katınca, suyun sıkıştırılınca genişleyeceğini kestirmenin imkânı yok. Suyun bilgisi oksijen veya hidrojende yoktur yani. Suyun davranışı, parçalar bir araya gelince, sadece bu birlik için zuhur eder.

Dennett ve tayfasının içlerine sindiremedikleri şey de bu. Sudaki bilginin parçalar halinde hidrojen ve oksijen atomlarında mevcut olması gerektiği gibi bir ön kabulleri var. Bu ön kabulün bir dayanağı yok. Bu, katıksız bir iman meselesi. Onlar da müminler. Bunu da reddetmezler.

***

Evet, ruhun ve canın özel atomları veya hücreleri yok. Mesela bilincin de yok.

Dennett’in dediği gibi, bizi meydana getiren atomların Barselona veya Boston umurunda değil. Zaten umurunda olma halinin de atomları yok. Atomları olmadığına göre umurunda olma diye bir şeyin mümkün olmadığını söylemek ne kadar manalıysa, Dennett’in diğer dedikleri de o kadar manalı.

Bizim hücrelerimizin hiçbir şey umurlarında değil, ama Barselonalılar kendi şehirleri yerine Boston tercih edilirse içerlerler. Siz de bir şeylere içerler, birilerini özler, bazı şeylerden nefret edersiniz. Bu tutumların hepsi, sadece hücrelerin kolektifi tarafından geliştirilebilir tutumlar. Hücrelerde bu tutumların küçük parçalarına rastlayamazsınız.

Benzer şekilde, hücrelerimizin hiçbirinin ruhu yok, ama bizim pekâlâ olabilir. Eğer ruh yoksa, olmadığı Dennett’in akıl yürütme tarzıyla gösterilemez.

***

Parça ile bütün arasındaki fark, toplum, siyaset ve demokrasi gibi konularda kafa yorarken de faydalı. Ama bugünkü kotam doldu, izninizle Perşembeye devam edeyim.

Cemalettin N. TAŞCI