Etiket: AKP

Gösterişçi Ahlakçılık

Geçenlerde Gazete Duvar’da The Guardian’dan bir yazının tercümesi yayınlandı. Yazının aslına, oradan onun bağlantılarına filan gidince, aylardır, muhtemelen yıllardır rahatsız olduğum, zaman zaman —edepli olmasına çalıştığım ifadelerle— gündeme getirdiğim bir haletiruhiye hakkında, Batı’da uzun süredir tartışmalar yürütülüyor olduğunu öğrendim. Bugüne kadar bilmiyordu olmak benim ayıbım. Yazıyı zaten gündeme getirecektim. Başka hiçbir sebeple olmasa, terimlere uydurulan

Konut Fiyatları, Politik Tercihler

ABD, Britanya, İtalya ve Fransa’da yapılan araştırmalar —kuzey ülkelerinde yapılanlara paralel olarak— konut fiyatları ile politik tercihler arasında bir korelasyon bulmuşlar. İlk tespit şöyle: Konut fiyatları her şehirde ve şehirlerin her bölgesinde aynı hızla değişmiyor. Mesela İstanbul’da ortalama konut fiyatları iki katına çıkarken, Malatya’da ancak bir buçuk katına çıkıyor gibi… Veya Nişantaşı’nda iki katı artarken

“Kahraman” ve Performansı

Dün dedim ki mealen, performansı, performans beklentisini, bir şeyleri performansa endekslemeyi kim kaybetmiş de biz bulmuşuz? Burada işler, uzun süredir, “ne performansı kardeşim, ben o işi bizim oğlana yaptırıverdim, pekâlâ oldu” güzergâhından yol alıyor. Bir de… “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” güzergâhı var, unutmak olmaz. Aktüel bir misal üzerinden de görebiliriz/görüyoruz. Önce giriş. Daha önce, yeri

Konfor

Toplumların—şu veya bu eksiklikleri sebebiyle— popülizm yapan liderlere gönül indiriyor oldukları, dolayısıyla da karar mekanizmalarından toplumların uzaklaştırılması için uygun, yakışıklı bir yol bulunması gerektiği gibi tezler… Bana şöyle görünüyorlar: Oğlunuz matematikten çakıyor, final imtihanına onun yerine girecek birini bulup oğlanın okuldan atılmasına mani olmaya çalışmak gibi… Diyelim uygun birini buldunuz, oğlan geçer not aldı. Problem

Karafatma

Cemal Tunçdemir T24’te “Büyük Resmi Kimler Görebilir” diye sormuş. Siz onun yazdıklarını okumadan hemen cevaplayayım, elbette ben. Şöyle oldu mesela… Kendi haline bırakılırsa dünyayı parmağında oynatacak dehalarla dolu olan Türkiye, bildiğiniz gibi, yüzlerce yıldır küresel güçlerin hedefinde. Zengin ve bereketli Türkiye’nin iliğini sömürerek hayatta kalan işbu güçler, muhtelif işler işledikten sonra, 1990’lara gelindiğinde, bir başka

Taarruz Altındayız

Efendim, sadece Büyükşehir seçimi değil de bütün İstanbul seçimi yenilenseymiş… Hiç değilse açıklanabilir olurmuş. Nasıl olacak da olacak? Evet, aynı zarflara atılan üç pusulanın ikisini kabul edip birini kabul etmemek ekstra bir zırvalık ama… İşte böyle bir haldeyiz, kanunsuzlukların küçüğünü büyüğüyle kıyaslayarak filan… Yapmayın, yapmayalım böyle bir şey. Seçimi yapmakla görevli olan bir heyet, seçimi

Ali Babacan

Ali Babacan ismi, bilhassa 31 Mart sonrasında, bir nevi serinletici olarak istihdam ediliyor. Birbirine oldukça uzak olan, herhangi bir hususta mutabık kalması zor görünen kişiler, Babacan’ın vaziyet ettiği bir Türkiye fikrine sert bir itiraz sergilemeyeceklermiş gibi… Başlamadan belirteyim, Babacan’ı tanımam. Babacan’ın İsminin etrafında oluşan hâle yeni bir şey değil. Özal’ın Kahveci’si neyse, Erdoğan’ın Babacan’ı da

Tommiks Değilsiniz

Haşim Kılıç sert konuşmuş. Başlamadan tespit edeyim, Haşim Kılıç hakkında kanaatimi… Kendisiyle üç saat yan yana seyahat etmeyi isteyebileceğim biri değil. Ama… Haşim Kılıç’ın ettiği lafları okurken, “şimdi sosyal medyada ne biçim linçe uğramıştır” diye aklımdan geçerken, kendisinden çok onu linç edenlerin akıllarına acıyacağımı da biliyordum. Malum, AKP’nin kapatılma davasında kullandığı reyle kapatılmaya mani olmuştu.

Herkes Akıllı, Başka Herkes Ahmak

Her şeyi olduğu gibi ekonomiyi de çürüten Reislerine belki birkaç rey kazandırır ümidiyle Abdülhamid’i zelil eden rezillerden, bu haftaki bölümde Yeni Zelanda’da bir camiye saldıran bir saldırgana karşı kükreyen bir Abdülhamid bekliyorum. Yeni Zelanda olmazsa mesela Hindistan da olur, gerçeklikle bir nebze irtibatı olsun denirse… Gerçeklik, irtibat… Bu reziller sürüsü… Neler diyorum ben! Malum heyetten

İnanmak, İnandırmak

Alper Görmüş, Serbestiyet’teki yazısına “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (ya da aynı manaya gelmek üzere iktidarın) şapka çıkartılacak, sihir gibi bir ustalığı var: Kendisinin inanmadığına dahi destekçilerini inandırabilmek…” diyerek başlamış. Sihir yok. Ustalık da yok. Çünkü… Destekçilerde inanma denebilecek bir hal, dolayısıyla da Erdoğan’da inandırma denebilecek bir marifet yok. Bu hususta ısrar ediyorum, edeceğim. Çünkü (a) şu alıntıladığım