Etiket: Alper Görmüş

Kırkıncı Yıl

12 Eylül —şu içinde yaşadığımız Türkiye şartlarını bir yana bırakırsak— başıma gelmiş en katlanılmaz şeydi, başlarken tespit edeyim. Bugünkü şartlara kırk yaş genç yakalansaydım nasıl hissederdim, onu da bilemiyorum. Neticede öznel değerlendirmeler yaptığımın, hepimizin öyle yaptığının, nesnellik diye bir şeyin mümkün olmadığının farkındayım. Esasen bugün yaşamakta olduğumuz her şeyin, öyle veya böyle 12 Eylül’ün çocukları,

Ahali Ne Yapsın?

Alper Görmüş Serbestiyet’te, mealen, “kutuplaşmış toplumlarda okurların yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmayabileceğini öne sürmüş. Türkiye’deki son dönem uygulamalarından misaller vermiş. Benim kafam karıştı. Türkiye ahalisi ne yapsa yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmış olacaktı?  Yalan söyleyen, olayları tek taraflı olarak sunan gazetecileri cezalandırmak için bir okur ne yapabilir? Mesela o gazeteciye ve gazetesine itibar etmemek, o gazetecinin yazdığı

Filozof Krala Hasret

Geçen gün kulak misafiri olduğum kadarıyla… Yaşlı, Kürt-Alevi bir kadın, bir önceki mahalli seçimlerde, ilçesindeki AKP’li adaya rey vermiş. Neden? Çünkü İlçede MHP’li belediye varmış. MHP’li belediye partili olmayan belediye çalışanlarına mobbing uyguluyor, sokak hayvanlarına eziyet ediyormuş. Bu zulümler sona erer ümidiyle, mevcut başkanı geçme ihtimali olan tek adaya, AKP’li adaya oy vermiş, hep CHP’ye

Yazı

Alper Görmüş Serbestiyet’te “derin sahtelik” üzerine bir yazı yazmış. Mevzua, yani derin sahtelik hususuna geçmeden önce, bir yazı ile benim ilişkim hakkında bir şeyler söyleyeyim. Yani Ümit Kıvanç’ın yazılarının çoğunu okuduğumda neden koltuğumda raptiye varmış gibi zıplıyorum da, Alper Görmüş’ün bu yazısı bende aynı reaksiyona yol açmıyor, tespit etmeye çalışayım. Görmüş tüylerimi diken diken edecek

Oyunda Olmak

Gençler hatırlamaz ama Beşiktaş’ın uzunca bir dönem boyunca Gordon Milne adında bir İngiliz teknik adamı oldu. Başkan Seba ile iyi bir eküri idiler, sanki birbirleri için —ve ikisi birlikte Beşiktaş için— yaratılmış gibiydiler. İstatistikleri harikaydı ama benim zatıâlileriyle yıldızım pek barışık değildi. Bana öyle görünüyordu ki, kafasında makine gibi çalışacak bir takım var. Bütün mesaisini,

Nihilizmin Gel-Gitleri

Alper Görmüş Serbestiyet’te laik nihilizm diye adlandırdığı ruh halinin gel-gitlerini özetlemiş. Türkiye’de belirli bir çevrenin temel belirleyeninin laikçilik olduğu tespitine itirazım yok. AKP’ye muhalif olanların altında toplanacakları başka bir bayrak açılmadığı/açılamadığı —açılmasına Baykal tarafından mani olunduğu— için, bütün muhalefetin laikçi hassasiyetlerin şemsiyesi altında tasnif edilmesine ise itirazım var. Türkiye’de laikçi olarak nitelenebilecek sosyoloji, dinci olarak

Keyfilik Bize Dokununca

Alper Görmüş, Yıldıray Oğur ile Ali Bayramoğlu arasındaki bir programdaki diyalogları, aklında kaldığı biçimde aktarmış: “Yıldıray Oğur, o günlerde yazdığı bir yazıdaki bilgileri kullanarak böyle bir ‘fikri katkı’nın [Otpor’un Gezi sürecine katkısı] söz konusu olmadığını, iddianameyi hazırlayan savcının bu sonuca kimi varsayımlarla ulaştığını ve dolayısıyla hukuki bir değerinin olmadığını anlatıyordu ki Bayramoğlu araya girip şöyle

Kemoterapiden Kalan

Önceki gün dedim ki, “Erdoğan’a inanıyorlar, dediklerine değil”. Aynı şey değil mi? Değil. Dediklerine inanıyor olsalar, o aynı lafları başkaları dediğinde de inanmaları lazım gelirdi. Dediklerine inansalar, neredeyse aynı gün içinde yüz seksen derece döndüğünde, Erdoğan’ın peşinden ayrılmış olurlardı. Hepimiz —siz, ben, Erdoğan, Erdoğan’dan nefret edenler, Erdoğan’a bayılanlar— biliyoruz ki, defalarca test ettik ki, hal

İnanmak, İnandırmak

Alper Görmüş, Serbestiyet’teki yazısına “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (ya da aynı manaya gelmek üzere iktidarın) şapka çıkartılacak, sihir gibi bir ustalığı var: Kendisinin inanmadığına dahi destekçilerini inandırabilmek…” diyerek başlamış. Sihir yok. Ustalık da yok. Çünkü… Destekçilerde inanma denebilecek bir hal, dolayısıyla da Erdoğan’da inandırma denebilecek bir marifet yok. Bu hususta ısrar ediyorum, edeceğim. Çünkü (a) şu alıntıladığım

Cem Karaca’dan Çıktım Yola

Lisede şair ruhlu bir arkadaşım —diyelim Hasan— bir gün, “ya Ayşe’ye bayılıyorum” dedi, durakladı, “ama…” diye ekledi: “Onun da tuvalete gittiğini düşününce…” Anladınız… Fena halde âşık olduğum oldu. Daha sonra evleneceğim kadına âşık olduğumda, onun kölesi olmayı bile bir imtiyaz olarak hissettiğim de oldu. Ama öyle hissettiğim anlarda bile “ama o da dışkılıyor” filan gibi