Etiket: Bilim

Vicdan Otoritesi

Geçen gün demiş oldum ki başka şeylerin yanı sıra… Termodinamik derslerine girince termodinamik öğrenmezsiniz ama müfredatta olmayan birçok şey öğrenirsiniz. Sizin bilmediğinizi bilenler var. Onlar uzman. Onlara boyun eğmelisiniz. Bilgi dediğiniz şey, işte böyle belirli noktalarda yoğunlaşır ve oralardan yayılır. Dersin müfredatında olmayan bu tür bilgileri, dersin formu vasıtasıyla öğrenirsiniz. Yani? Hani şimdi geniş yığınları

Belirsizliği N’apmalı?

Pınar Öğünç Gazete Duvar’da belirsizlik üzerine yazmaya karar vermiş. Bence iyi yapmış. Öğünç’ün meseleyi ortaya koyarken kullandığı kiplerden ve kelimelerden hissediyoruz ki, belirsizlik denen şeyden pek hoşlanmıyor. Bizim de hoşlanmadığımızı, kimsenin hoşlanmadığını varsayıyor olabilir, bilemedim. Daha çok, “bakın belirsizlikten siz de hoşlanmıyorsunuz ama belirsizlik sizin bildiğinizden de fena” der gibi geldi bana. Belirsizlik, bence de,

Tarihin Tarihi

Berktay Osmanlı’nın modern sayılıp sayılamayacağı sorusunu fırsat bilip, tarihçilerin Avrupa merkezli yaklaşımlarının tarihini eleştirmeye soyundu (bağlantı bugüne kadarki son yazıya, devamı olacak mı, bilmiyorum). İyi yaptı. Biz tarihçilerin yaklaşımının tarihi hakkında bir şeyler öğrendik ama esasen Berktay hakkında zaten biliyor olduğumu düşündüğüm şeyleri teyit etti. Şöyle olmuş anladığım kadarıyla. Avrupa bir şeyler başarmış, zenginleşmiş. O

Boyun Eğme, Eğdirme

Kendilerine solcu diyenlerin sol derken nasıl bir şeyden söz ettiklerini tarif etmeye çalışıyordum. Onların yapıp ettiklerinin benim zihnimde oluşturduğu failin bir robot resmini çıkarmaya yani. Gazete Duvar’da Mücahit Bilici’nin “Sol nedir, sağ nedir?” başlıklı bir yazısını görünce duyduğum hevesi tahmin edebilirsiniz yani. Ama o heves çok kısa sürdü. Muhayyel bir dünyanın solu ve sağı üzerine,

Nedir Bu Sol?

“Pandemi her şeyi değiştirecek” derken… En azından iki şeyi şimdiden fena halde değiştirdi. Birincisi, her bir insan tekinin içindeki filozofu açığa çıkardı. “Ay hayat benim yaşadığım değilmiş” veya “kendimi tanımıyormuşum” makamından söz ediyorum. Bir de, her solcunun içindeki solcuyu açığa çıkardı. Hanidir utangaç bir biçimde içlerinde sakladıkları ne varsa… Ben de “acaba daha önce kendisini

10 Nisan’ın Faturası

Şu piyasa muhabbetini bitirmedim ama bir mola vereyim. Meşum 10 Nisan gecesi hatırınızdadır. Hani şu, gece 22:00 civarında, 24:00’ten sonra iki gün sokağa çıkmanın yasak olacağının ilan edildiği gece… O gece ve hemen sonrasında konuşulanlar, yazılan çizilenler de hatırınızdadır. Kimilerine göre dört yüz bin, kimilerine göre iki buçuk milyon kişi, daracık aralıkta marketlere hücum etmiş

Piyasa ve Müzakere

Çok yıllar önce, yine bir 24 Nisan’da, yine 1915 mevzuu alevlendiğinde, “kardeşim açsınlar arşivleri, bütün tarafların tarihçileri incelesinler, karar versinler, biz niye birbirimizi paralıyoruz” mealindeki görüşümü kayda da geçirmiştim. Kimdi bunları yazıp çizen? Ben. Kim yani? “Bilim sizin ondan beklediğiniz işi yapamaz, kararları veremez” diyen ben. Yaptığım zevzekliği, yıllar sonra, Şükrü Hanioğlu, Sabah’taki köşesinde, mevzu

Karar Vermek Karar Vereni Değiştirir

Uzun süredir —belki de hiç— vermek zorunda kalmadığı kararları vermekteki acemiliği yüzünden insanları suçlayıp, “böyle olmuyor, kararları ulema versin” demekle, “böyle olmuyor, bilim insanları versin” demek veya “böyle olmuyor, ben vereyim” demek arasında bir fark yok. Bu tür meseleler, din ile bilim, din ile karizma ve/veya bilim ile karizma arasındaki farklar vurgulanarak bilim lehine çözümleniyor

Piyasa Değilse Kim

Kompleks sistemcilerin pek sevdiği, benim de sıklıkla verdiğim misali tekrarlayarak başlamak zorundayım —şehir misalini. Önce zıddını, fabrikayı tarif edelim. Fabrikada üretim planlanır. Hangi tarihte, hangi saatte, hangi tezgâhta, hangi operasyonun yapılacağı, belirli bir süre öncesinden bellidir yani. Dolayısıyla o tezgâhta o saatte, o operasyonun yapılması için gereken malzeme de, miktarı da bellidir ve orada bulundurulması

Bilim ve Siyaset

Başımıza bir iş geldi. Körlerin fili tarifi gibi, her birimiz tuttuğu yerden tarif etmeyi sürdürüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde… İşin tuhafı, fil odanın ortasında belirmeden ne diyordu isek, aynı şeyleri demeyi sürdürüyoruz. Şu kapitalizm, neoliberalizm, küreselleşme şeytan üçlüsü hakkında söylene gelmiş olan ne varsa, “işte gördünüz mü, demiştik biz” edasıyla, ses yükseltilerek