Etiket: Emek

Bir Diziyi Seyretmek

Adam bir dizi yaptı, herkes üzerine konuşuyor. Gazete Duvar’da Fırat Mollaer de yazmış mesela. Anladığım kadarıyla, kültürelcilikle meselelere yaklaşmanın doğru olmadığını, sınıfsallığı unutmamamız gerektiğini söylemiş. Ve sonra şöyle bitirmiş yazısını: “O zaman bu resim kime hizmet eder? Tekno-muhafazakârlığın kapitalist HES projelerine karşı mekânlarını savunan köylüler bu büyük resimde anlatılan mahallenin neresinde dururlar? En temel insan

O Dağ Artık Yok

Halimize dair enteresan bir yazı var bağlantıda. Bir yandan, “ahlakçı sol” dediği bir öznenin zorbalığı hakkında mesela, vurucu tespitlerde bulunuyor Fisher ve böylelikle bünyenin güncel bir tomografisini çekiyor. Öte yandan, güncel epikrizi bir kenara koyup, antika bir reçete yazıyor. Yazının neredeyse her paragrafı didiklenmeye değer. Ama öyle yapsam iş çok uzayacak, daha kestirmeden gitmeye çalışayım.

Hak

Mutlaka işittiniz, geçenlerde bilgisayar oyunları üreten bir Türk firması —Peak— 1,8 milyar dolara el değiştirdi. Teferruatı es geçersek, kaba değerlerle kaba bir hesap yaparsak, yaklaşık yüz kişinin çalıştığı bir firma, diyelim on yılda, demek ki bin insan-yıllık emeğin neticesinde, 1,8 milyar dolarlık bir değer üretmiş. Demek ki bir insan-yıllık emeğin artı değerinin, kabaca, 1,8 milyon

Dertleşme

Celal’le yaptığımız videoların sonuncusunun altına, Ali Dikkat adlı bir izleyici “Hoca odtü zamanlarında günyüzüne çıkan hasletlerini köreltememiş” diye yorum yapmış. Ne kastettiğini tamamen yanlış anlamış olabilirim ama ODTÜ ile sosyalistlik arasında bir korelasyon kurduğunu, “temel gelir haktır” dediğimde de o ODTÜ’lülüğün bende depreştiğini düşündüğünü vehmettim. Eğer ben yanlış anlamamışsam, bizi izleyen Sayın Dikkat beni tamamen

Bir Dönüm Noktası Olarak Pandemi

Gazete Duvar, John Gray’in kriz sonrasına dair düşüncelerinin tercümesine yer vermiş. Başlığa da, “bu kriz tarihte bir dönüm noktasıdır” ibaresini çıkarmışlar. Bu vesileyle ve Gray’in yazısını karşıma alarak, pandemi sonrasına dair düşüncelerimi biçimlendirmeye çalışayım. Öncelikle söylemek gerekiyor ki, tarihte bir dönüm noktası tespitine katılıyorum. Ama dönüm noktasına pandemiyle gelmiş değiliz. Pandeminin kendisi —yani sebep olduğu

İstihdam, Üretim, Gelir ve Virüs

Son dönemde tartışıp durduğum mevzular için şahane bir misalle, bugün Gazete Duvar’da, Şenol Sırma’nın yazısında karşılaşıyoruz. Sosyalist olduğunu hissettiğimiz Sırma bir yerde diyor ki… “Temel gelir kavramı, bir toplumda yaşayan bütün insanlara, çalışma hayatındaki bugünkü veya geçmişteki yerlerinden bağımsız olarak, sadece toplumun bir ferdi oldukları için, koşulsuz olarak sağlanan nakit geliri ifade eder. Kavramın yansıttığı

Muhtemel ve Mümkün

Virüs dalgasının çarptığı anda pek üzerinde durulmasa da, aradan geçen süre içinde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı neredeyse herkes tarafından idrak edildi gibi duruyor. Herkes? Pek sayılmaz. İşkilli Süleyman ve patronu mesela, patronun damadı mesela, kırılan vazonun parçalarını toplayıp restore edebileceklerini düşünüyorlarmış gibi davranıyorlar —düşünmek fiili de kendisini bu cümlede kullandığım için bana hesap

Kapitalizm Yaşlıları N’etsin?

Kapitalizm gençliği yüceltiyor, yaşlılığı aşağılıyormuş, çünkü yaşlıları lüzumsuz bir yük olarak görüyormuş. Artık üretici olmayan, dolayısıyla emeğini sömüremeyeceği yaşlıları… Filan. Akıllar böyle uzayıp gidiyor. Başkaları da diyorlardı ki, “ah eskiden yaşlılık böyle miydi?” Nasıldı? Yaşlı insan haddini ve yerini bilir, gençlere özenip kendisini sokaklara, kıyılara atmaz, lüks ciplerin direksiyonlarına kurulmaz, Louis Vuittonların filan peşinden koşmaz,

Biyolojik Savaş

Thatcher, uyguladığı vahşi politikaların yol açtığı işsizliğin tetiklediği infiale karşılık, “siz de başkalarının talep edeceği bir şeyler üretmeyi öğrenmelisiniz” mealinde çıkışmıştı. Thatcher’dan ilhamla… Küreselleşme denen olgunun Çin’e ulaşmasıyla gerçekleşen şey, ta derinde, Çinlilerin başkaları tarafından talep edilen bir şeyler üretmekte rol almaya başlamasından ibaret. Çinliler eskiden de üretim yapıyorlardı herhalde ama sizin benim talep edeceğimiz

Performans mı Dediniz?

Son dönemde büyük bir zevkle okuduğum isimlerin başında Kemal Can geliyor. Bende hiç olmayan çok şey onda var —mesela derdini tasarruflu bir biçimde ifade kabiliyeti, derli toplu bir kavramlaştırma ve saire… Dünkü yazısını ise muazzam bir şaşkınlıkla okudum. Bir noktasında “Hayatın pek çok alanında olduğu gibi siyaset de, yaşamak da bir performans meselesine dönüşmüş durumda”