Etiket: Eşitsizlik

Okul Çökmüş, Duydunuz mu?

Eğitim —malumunuz— fiilen çökmüş durumda. “Eğitim” derken, hani şu çocukların sabah gidip öğleden sonra döndükleri okulları ve orada yürütülüyordu olan faaliyetleri kastediyorum. O faaliyetlerin eğitim diye adlandırılması ne kadar doğruydu, bahsi diğer. Daha doğru bir deyişle, demek ki, adına eğitim diye geldiğimiz ve ne üretmesi gerektiği hususunda az çok mutabık kalsak da onu üretmediğini hepimizin

Muhtemel ve Mümkün

Virüs dalgasının çarptığı anda pek üzerinde durulmasa da, aradan geçen süre içinde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı neredeyse herkes tarafından idrak edildi gibi duruyor. Herkes? Pek sayılmaz. İşkilli Süleyman ve patronu mesela, patronun damadı mesela, kırılan vazonun parçalarını toplayıp restore edebileceklerini düşünüyorlarmış gibi davranıyorlar —düşünmek fiili de kendisini bu cümlede kullandığım için bana hesap

Virüsten Sonra

Derya Bengi, 50’lerin, 60’ların, 70’lerin ve 80’lerin gündemini, ayrı ciltler halinde, sözlüğe benzer bir formatta, popüler kültür, özellikle de müzik üzerinden hatırlatmış. 60’lara ayrılmış olan Dünya Durmadan Dönüyor adlı cildin bir yerini rastgele açıyorum ve Transistor başlığı geliyor önümüze. Uzunca bir alıntı yapmam gerekecek. “Evin baş köşesinde, salonun merkezinde, ailenin meclisinin en saygıdeğer üyesiymişçesine kurulmuş

Marifet Değil

Amin Maalouf’un Uygarlıkların Batışı’nı okudum, ciltlerle yazılacak mevzu çıktı. Şu gelir ve servet dağılımı hakkında —daha doğrusu eşitsizlik denen şey ile dünyanın mevcut halinin ilişkisi hakkında— da yazmak istiyorum, Işık’ın yardımıyla bir hayli malzeme birikti. Ama gündem, malum. Esasında Amin Maalouf’tan çok uzaklaşmak zorunda da değiliz. İçinde yaşadığımız coğrafyanın, kültür ikliminin son yüzyılda yaşadıklarını iç

Elazığ’dan Sonra

Elazığ’da bir deprem oldu. Resmi verilere göre 41 kişi hayatını kaybetti. Her biri, geride bıraktıkları için, dünyada hayatta olan milyarlarca insanın muhtemelen hepsinden kıymetli 41 kişi… Geride kalanlara sabırlar dilerim. İnsanın, insan hayatının sayılara indirgenemeyecek kadar kıymetli olduğunu bilmeyecek kadar nobran biri değilim —öyle olmadığımı zannediyorum. Ama… Benzer ölçekte bir deprem eğer yüz yıl önce

Kürtler Anadilde Eğitimi Neden Almamalı?

Neo-Darwincilerle —ki kendimi de onlardan sayıyorum bir bakıma— anlaşamadığım bir husus var. Nasıl ifade edeceğimi de pek bilemiyorum. Christakis Blueprint kitabında, insanların eş seçmelerinin biyolojisi üzerinde uzun uzun oyalanmış. Okurken, belki de derdimi ifade etmenin bir yolunu bulmuşum gibi geldi. İşin içinde bir yığın asimetri var, kadınların kokuyu bir kılavuz olarak kullanmalarına karşı erkeklerin görünüşü

Toplumlarımıza Ne Olacak?

Bir yakınınız yaşlılıktan —veya kan kanserinden— vefat etse, içiniz yanar. Ama mesela sıtmadan vefat ederse? Burkina Faso’da da insanlar muhtelif sebeplerle ölüyor ve hep ölüyordu. Bu sebeplerden biri de, mesela bundan üç yüzyıl önce de, sıtma idi. Aslında Burkina Faso’ya da, üç yüzyıl önceye de gitmeye lüzum yok, yüz yıl önce de, dünyanın hemen her

Kimin, Neye Hakkı Var?

Netflix‘te dört bölümlük bir belgesel var: Unnatural Selection (yani doğal olmayan seleksiyon). Neden doğal değil, ona sonra gelelim. Önce belgeselin muhtevasının dışında kalan üslubu ve yaklaşımı gibi mevzuları eşeleyeyim. Bir vakittir belgeseller böyle, bilgi veriyorlar ama ders vermiyorlar. Hayatında izlediği ilk belgesel BBC’nin yaptığı Televizyon olan benim gibiler için arada kat edilen mesafe manidar. Düşünün

Referans

Dünden devam edeyim. Ama önce… Daha önce defalarca ve muhtelif vesilelerle ifade ettim ama pozisyonumu bir de şöyle sabitlemekte fayda var: Şu meşum kapitalizm şeytanı doğru dürüst tarif edilirse, taşlamaya herkesten önce koşacağıma söz veriyorum. Ve fakat… İnsanların yanmaz kefen, pusulalı seccade, Atatürk kitapları, yaşam koçlukları filan gibi şeyler için para ödemelerine mani olunacaksa ve/veya

Elleşmeyin, Dağınık Kalsın

İrfan Özet’in Fatih Başakşehir’inde de görülüyor, Fatih’i Romanlardan arındırmak amacıyla gerçekleştirilen Sulukule’yi nezihleştirme projesi, Romanların kendilerine verilen uzaklardaki evleri satıp Fatih’e dönmeleriyle neticelendi. Ama artık Sulukule yoktu, nerdeyse bütün Fatih’e yayıldılar. Sulukule’de yaratılan rantı yiyenler yedi, Sulukule’nin manzarasından rahatsız olup göz zevki sebebiyle projeyi destekleyen Fatihliler Romanlarla kucak kucağa yaşama durumunda kaldı. Netflix belgeseli The