Etiket: Evrim

Medeniyetler, Etnisiteler, Devletler, Kavramlar

Dawkins The Selfish Gene’i evrimin nesnesinin ne olduğu, seçilime konu olan unsurun tür mü, soy mu, birey mi olduğu­ tartışmalarının sıcak olduğu bir ortamda yazmış, seçilim oyununun gen üzerinde oynandığını iddia etmişti. Tartışma nereye evrildi, bir fikrim yok. Ama evrim denen şeyin ne kadar kolaylıkla ne kadar çeşitli yanlış anlamalara mevzu olabilir olduğunu, söz konusu

Kadınlar, Erkekler, Barbarlar, Medeniler

Berktay devam etmese de ben şu kadın, evlilik, özgürlük meselesine devam etmek niyetindeydim. Tam da az sonra yapacağım gibi devam etmeyi düşünüyordum. Ki… Berktay yine şahane bir pas attı. Ortaçağ Avrupa’sında barbar kavimlerin evrimleşme süreçlerinde fevkalade özel bir takım muammalar görmüş ve çok derin olduğunu varsaydığı sorular soruyorken diyor ki mesela (imlaya dokunmadım): “ “Her

Avrupa’da Evlilik ve Aile

Berktay’a üzülmeyi sürdürüyorum. Ama kendi açımdan seviniyorum, çünkü bazı şeyleri dile getirmeyi fena halde kolaylaştırıyor Berktay’ın halleri  (alıntılarda imlaya dokunmadım). “Oysa Kavimler Göçü büyük bir hendek, hattâ bir uçurumdu gerçekten. Birinden diğerine evrimci bir geçiş söz konusu değildi” demiş. Duby’i okumadım, Berktay’ın anlattığı şekliyle hadise nasıl olmuş? Avrupa denen coğrafyada Roma düzeni varmış. O düzenin

Muhtemel ve Mümkün

Virüs dalgasının çarptığı anda pek üzerinde durulmasa da, aradan geçen süre içinde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı neredeyse herkes tarafından idrak edildi gibi duruyor. Herkes? Pek sayılmaz. İşkilli Süleyman ve patronu mesela, patronun damadı mesela, kırılan vazonun parçalarını toplayıp restore edebileceklerini düşünüyorlarmış gibi davranıyorlar —düşünmek fiili de kendisini bu cümlede kullandığım için bana hesap

Faturayı Ödemekten Kaçmak

Âlem Aydınlanmanın kavradığı gibi olsaydı… Yani geçmiş nesillerin aymazlığı ve cehaleti yüzünden birikmiş, her biri çözüm bekleyen bir problemler havuzu olsaydı âlem… Biz de nihayet problemleri çözmenin mekaniğini keşfetmiş şanslı nesiller olsaydık… Önümüzdeki çözülmemiş problemlerden birini alır, çözer, heybeye atar, sonrakine bakar… Makul bir süre içinde de… Anladınız siz onu. Âlem öyle değil ve öyle

Küresel ve Yerel

Dennis Carroll’la yapılan bir söyleşiyi Tarkan Tufan Gazete Duvar için tercüme etmiş, sağ olsun. Carroll’ü Netflix’in Pandemic dizisinde görmüştük. Olmayacak yerlerde karşımıza çıkıyor ve haritaya yukarıdan bakan bir bilge insan gibi bize yol gösteriyordu, bir nevi. İşbu söyleşide de akıllıca bir yığın laf etmiş. O da sağ olsun. Carroll’ün ne yapmaya çalıştığını tam olarak anlamış

Yağmur ve Bireysellik

Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.

Ekosistemimize Ne Olacak?

Bir canlı türü canlıların genetik kodlarıyla oynama kabiliyetini kazanınca neler değişir? Nasıl değişir? Bilmiyoruz. Ama kaygı duymak için kâfi sebebimiz var gibi görünüyor. Kaygılar da iki ayrı başlık altında tasnif edilebilir gibi görünüyor. Birisi “toplumlarımıza ne olacak”, diğeri ise “ekosisteme ne olacak”… Toplumlara ne olacağını sonraya bırakalım. “Ekosisteme ne olacak” sorusu ise çok katmanlı. Unnatural

Düşmanca Bir Yakınma

Bereketli bir gün. Altlık T24’ten: Caretta caretta yavrularını denize siz taşırsanız, balıklara yem yaparsınız diyor. Şöyle oluyormuş, yavrular denize doğru sürünürken vücutlarındaki yumurta sarısı bağından kurtuluyor, kan ve besin kokusunu kaybediyorlarmış. Bu sayede de balıklara yem olma riskini minimum düzeye indiriyorlarmış. Ayrıca kasları çalıştığı için tıpkı bir sporcu gibi uzun yüzüş deneyimine hazırlanıyorlarmış.  Ay ama

Şehir Özgürleştirir, Kenar Mahalleleri de…

Daha önce de söyledim, Murat Sevinç’i zevkle okuyorum. Ancak her dediğine katıldığımı da söyleyemem. Hatta kavram haritalarımızın hatırı sayılır ölçüde örtüştüğünü söylemek bile kolay değil. Yetiştiği mahalle hakkında yazdığı son yazılar, kavram haritalarımızın arasındaki farkları göstermesi açısından çok şey söylüyor mesela. Devam etmeden önce söyleyeyim, ben de az çok Sevinç’in yetiştiğine benzer mahallelerde büyüdüm. Zamanla