Etiket: Gezi

Fil

Tablonun ortasında bir beyaz polis var. Ümit Kıvanç onu şöyle tarif etmiş: “İri kıyım George Floyd’u yere yatırmış, diziyle boynuna basan, eli cebinde, evet, cebinde!, bir insanı bu şekilde işkence ederek öldürürken en ufak rahatsızlık duymadığı belli olan, aksine, hep aradığı fırsatı bulmuş birine özgü memnuniyeti derisinin bütün gözeneklerinden havaya saçan, öyle ki, o saçılanların

Gezi’de Kim Vardı?

Gazete Duvar’da Tuncay Birkan söylenmesi gerekeni söylemiş. Ben de hiçbir şey eklememiş olarak kalmayayım, tekrar pahasına bazı noktaların altını çizeyim. “Sorulması gereken soru çok açık: Gezi’de milyonlar vardı, bu bildirinin altında neden 1376 imza var?” diye sormuş Birkan. Ben söyleyeyim, olmamızı istemiyorlar da ondan. Gezi’yi eksik kalmış, tamamlanmamış bir şey olarak görmelerine sebep olan dünya

Erdoğan Gezi’yi Neden Sevmiyor?

Gezi, benim açımdan, hiç beklemediğim bir şeydi. Hayatım boyunca şahit olduğum onca şey içinde, muhtemelen, gerçekleşmesine en çok şaşırdığım birkaç şeyden biri… Ama başlangıcının üzerinden 24 saat geçmeden ne olmakta olduğunu hissettim. Saygı duydum. Minnet duydum. Bugün Gezi hakkında dile getirilen olumlu görüşlerin hemen hepsini, daha o ilk günde dile getirdim. Kendimi sevmeyi severim de,

Mal

Daha önce anlatmış olmalıyım, Gezi’nin hemen ardından, bir vakitler zat-ı şahanelerinin iltifatına mazhar olmuş ama bir zamandır eski parıltılarından uzak olan bir grupla sohbet ediyorduk. “Ah ne vardı Reis, ‘nedir derdiniz çocuklar’ diyeydi” edasında sitemlerinden sıkıldığımda, “siz bu adamın eteğinde onca dolaşmışsınız ama adamı hiç tanımamışsınız” dedim. “Artık o kubbede sesinizin yankılanma şansı yok, gün

Liman, Gemi ve Rüzgâr

Dünyayı lise tarih kitaplarının ima ettiği biçimde, “Trump şu kararı verdi, Putin bu kararı verdi, Erdoğan şöyle yaptı, falanca kazandı, filanca kaybetti ve tarih oldu” şemalarıyla okuyanlar anlayamayacak olsa da… Meseleyi Berktay’ın Franco dünyaya hükümdar olmaz tespitiyle örnekleyeyim. Evet, Franco şöyle yaptı, Hitler böyle yaptı, Britanya hükümeti şöyle davrandı, filan… Böyle şeyler olmadığını söylemiyorum. Ama

Vekalet Savaşları

19 yaşında bir genç kız düşünün. Biyoteknoloji okumak istiyor. Türkiye’de bu alanda eğitim veren kurumları incelemiş ve hiçbirini yeterli görmemiş. Yurt dışında şurada veya burada eğitim görürse uluslararası bir kariyer için iyi bir başlangıç olacağı kanaatine varmış. Oralara kabul edilmenin yollarını arıyor. Buraya bir virgül koyup işaret edelim. Biyoteknoloji doğru bir tercih midir? Genç kızımızın

Biz ve Başkaları

Gençken, kendilerine sosyalist diyen, kendilerini sosyalist olarak gören arkadaşlarımla yaptığımız, bugünden bakınca çok sığ görünen tartışmalarımızda beni teyakkuzda tutan en azından iki soru vardı: (a) İşçiler ve köylülerin kendileri için neyin iyi olduğunu bilmediklerini varsayarak yaptıklarımız, başkalarına, benim kendim için neyin iyi olduğunu bilmediğim varsayımıyla bana buyurma hakkını vermiyor mu ve (b) benim kendim için

Erdoğan’ı Yenmek

Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından

Beklenen Değer

Nişanyan twitter hesabında, anladığım kadarıyla demiş ki (mealen): Erdoğan bir siyasi dehadır. İstanbul seçimini tekrarlattığına göre kazanacağına emindir, çalışacağından şüphe etmeyeceği bir planı vardır —kaybederse kendi koltuğunun sallanacağını biliyordur. O plan, galip ihtimal, Kürt reylerini İmamoğlu’nun arkasından çekmeye matuftur. Kemalist CHP, Kürtçülük suçlamaları karşısında —Kürt düşmanı olduğunu ispatlama gayretiyle— meydanı boşaltacağı için, Erdoğan’ın stratejisi çalışır.

Nihilizmin Gel-Gitleri

Alper Görmüş Serbestiyet’te laik nihilizm diye adlandırdığı ruh halinin gel-gitlerini özetlemiş. Türkiye’de belirli bir çevrenin temel belirleyeninin laikçilik olduğu tespitine itirazım yok. AKP’ye muhalif olanların altında toplanacakları başka bir bayrak açılmadığı/açılamadığı —açılmasına Baykal tarafından mani olunduğu— için, bütün muhalefetin laikçi hassasiyetlerin şemsiyesi altında tasnif edilmesine ise itirazım var. Türkiye’de laikçi olarak nitelenebilecek sosyoloji, dinci olarak