Etiket: Kılıçdaroğlu

Süleyman’ın İşleri

T24’te Ali Akay, Isabelle Stengers’e göndermelerle dolu iki yazı yazdı. Stengers’i ben, Prigogine dolayımından biliyorum. Akay’ın yaptığı göndermelere bakacak olursam, “iyi ki araya Prigogine girmiş” diye düşündüm, bu felsefe lisanı fena halde midemi bulandırıyor. Bence siz yine de okuyun. Âlem hakkındaki bilgimizin mahiyet değiştirmiş/değiştiriyor olduğu kanaatinin benim fantazyam olmadığını görebilirsiniz en azından. Stengers’in bulanık dilinin

Performans mı Dediniz?

Son dönemde büyük bir zevkle okuduğum isimlerin başında Kemal Can geliyor. Bende hiç olmayan çok şey onda var —mesela derdini tasarruflu bir biçimde ifade kabiliyeti, derli toplu bir kavramlaştırma ve saire… Dünkü yazısını ise muazzam bir şaşkınlıkla okudum. Bir noktasında “Hayatın pek çok alanında olduğu gibi siyaset de, yaşamak da bir performans meselesine dönüşmüş durumda”

Boş Kostüm

Türkiye’nin Cumhurbaşkanının başkanlığındaki heyet, Ankara’da ABD Başkan Yardımcısının başkanlığındaki heyetle müzakerelerde bulunup bir mutabakata varıyor. Müzakere edilen mevzu Suriye’de geçiyor. Mevzuun tarafları TSK ve onun desteklediği Suriye Milli Ordusu denen tuhaf oluşum ile Suriye Kürtleri. Bütün bu olup biteni normal karşılıyorsanız, “kim kazandı, kim kaybetti” veya “kim daha az kaybetti” diye düşünmeye geçiyorsanız, “bundan sonra

CHP Yok, Başka Arzunuz?

Mümkünse önce şuraya bir bakın, sonra orada bırakıldığı yerden devam edelim. Evet, ortada üç lider var, üçünün profili birbirinden çok farklı. Trump’ın twitter hesabı, bildiğiniz gibi, ta başından beri ishaldi. Erişilmez dehasından âlemi faydalandırmak için kendini paralıyor adamcağız. Bizimkinin twitter’la filan pek işi yok gibi görünüyor –daha gelenekçi. Karşısında kameralar, hemen dibinde el pençe birileri

Memleketimde Alelade Bir Gün

Yürütmenin başı “birileri istedi diye Bakan değiştirilmez” demiş. Bence bir defa daha düşünmesinde fayda var. Burhan Kuzu’ya behemehâl Kabinede bir yer açmazsa fevkalade acıklı hadiseler vuku bulabilir, Kuzu kalpten gidebilir, gitmezse Boğaz Köprüsünde görebiliriz kendisini. Vebali de yürütmenin başının boynuna olur. İlaveten, daha ne yapsın adam ya! Ahir ömründe bir tek gün Bakanlık aracına binmesin

Tuhaf Bir Pazar Günü

Pazar günü, malumunuz, İmamoğlu’nun Maltepe mitingi vardı. Mitingden önce Çubuk’ta, Kılıçdaroğlu’na bir linç teşebbüsü oldu. Bu tür durumlarda iki soru öne çıkar: (a) Olan neden, hangi öznelerin hangi tercihleri sebebiyle oldu? (b) Olan, olacaklara nasıl tesir eder? Uzaktan görünen tablo şöyle: Mazbatası geciktirilip duran İmamoğlu, mazbatasını alır almaz, ilk Pazar günü, seçmenleriyle buluştu. Bu süreçte

Kolay, Zor ve Gülünç

Kişisel bilgiişlem endüstrisi için en cazip hedef kitlelerden biri, ta en başından beri, çocuklardı. Grafik arayüzler ve fare gibi cihazlar piyasaya sürüldüğünde de çocuklara yönelik uygulamalar geliştirildi. Ancak ikna edilmesi gereken kesim çocuklar değil, ebeveynleriydi —parayı onlar ödeyecekleri için. Dolayısıyla, birçok başka şeyin yanı sıra, bilgisayarda çizim yapmayı sağlayan programlar da geliştirildi. Basit bir fare

Tribünlerde Neler Oluyor?

Seçim bitti. Sayısız rakam ve isme maruz kaldık. Sayın ki bir futbol haftası geride kaldı, skorlar, golcüler, kart görenler ve saire konuşulup durdu. Konuşup duruyoruz. Ama bir de taraftarlar var. Kimisi boynu bükük, bayrakları ellerinde, sükût içinde, kimisi ise bağırmaktan sesi kısılmış bir halde, bayraklarını coşkuyla sallayarak evlerinin yolunu tutmuş olan taraftarlar. Ama bir üçüncü

Kemoterapiden Kalan

Önceki gün dedim ki, “Erdoğan’a inanıyorlar, dediklerine değil”. Aynı şey değil mi? Değil. Dediklerine inanıyor olsalar, o aynı lafları başkaları dediğinde de inanmaları lazım gelirdi. Dediklerine inansalar, neredeyse aynı gün içinde yüz seksen derece döndüğünde, Erdoğan’ın peşinden ayrılmış olurlardı. Hepimiz —siz, ben, Erdoğan, Erdoğan’dan nefret edenler, Erdoğan’a bayılanlar— biliyoruz ki, defalarca test ettik ki, hal

Politikanın Geleceği, Geleceğin Politikası

Dinçer Demirkent geçen gün Gazete Duvar’da “Yazıda açıklamaya çalışacağım iddiayı başta söyleyeyim” diyerek söylemiş: “Yüz yıl dönümünde Türkiye’nin kurucu çelişkilerine ilişkin bir tartışmayı başlatmak ve bunu ülkenin geleceğine ilişkin kurucu bir perspektif ile yapmak, mevcut siyasal ve anayasal boşluk üzerinde gerçek bir siyasal hat oluşturmanın koşuludur. Bugünün siyasetsiz, tartışmasız, Erdoğan’ın belirlediği gündemler içinde salınan, özneleşemeyen