Etiket: Sosyal Değişim

Trump Kaybetti mi?

1970’lerde bir roman okumuştum. ABD’de Başkan ölüyor, Başkan Yardımcısına —şimdi hatırlamadığım— bir şey oluyor, onun yerine Başkanlığa vekâlet etmesi gereken her kimse bir sebeple devre dışı kalıyor filan… Başkanlık siyahi bir yargıca kalıyordu. Romanın üslubu, pek de saklamaya ihtiyaç duymadan, ABD’de böyle katlanılmaz bir halin de ihtimal dâhilinde olduğunu, kazara işler böyle gelişirse ABD’de ne

İşçi Sınıfı Bir Temenniydi, Gerçekleşmedi

Barış Soydan T24’te, işçi sınıfının Trump ve Erdoğan’ı desteklemeye devam edip etmeyeceğini sormuş. Yazının gidişatı ümit verici. Birilerinin alıp başını gittiğini, kendilerini geride bıraktığını, unuttuğunu düşünen geniş kesimler var. Kendilerine çomar —veya Amerikanca chav— diyen zevzeklere karşı Trump ve Erdoğan’ı destekliyorlar. Filan. Sonra, son paragrafa geliyoruz: “Emekçi sınıfların siyasette eski gücü, havası kalmamış olabilir ama

Hekimler ve Hastalar

Bir hekim, son yirmi yılda gerçekleşen sosyal dönüşümü, kendi mesleki gözlemlerine yaslanarak tarif etmiş. Yirmi yıl önce hekimin odasına süklüm püklüm giren, aldığı hizmet sanki bir lütufmuş gibi davranan hastaların yerini, hekimin odasına kapıyı tekmeleyerek giren ve hekime uşağıymış gibi davranan hastalar ve hasta yakınları almış. “Bir hekim” dedim ama siz de farkındasınız ki, benzer

Bir Diziden İlhamla…

Netflix’te Borgen adında 2012 yapımı bir Danimarka dizisi var. Birkaç bölüm izledikten sonra kritiklerine baktım ki, zamanında çok ses getirmiş. Digitürk’te de oynamış. Esasen yıllar önce benim yapmaya heveslendiğim bir dizi denebilir. Tesadüfen denebilecek şekilde başbakan olan bir kadın var, Birgitte. Birgitte’nin bir kocası, ergen kızı ve küçük oğlu var. Bir de cevval bir basın

Choluteca Köprüsü

Akşener’e yapılan “evine dön” çağrıları üzerine yaptığımız ve özetle “yığınağınızı yüzde elli artı bire göre yapıyorsunuz ama sabah kalktığınızda o kural ortadan kalkmış olabilir” dediğimiz video yayınlanmıştı ki, WhatsApp’ıma bir haber linki düştü. Habere göre Honduras’ta Choluteca nehri üzerine, her türlü afete mukavim bir köprü yapılmış. Sonra bir kasırga gelmiş. Japonların yaptığı köprü, evet, talep

Ah Crusoe!

Adam bir avuç bahçesine birkaç domates fidesi dikmiş. Kediler musallat olmuş. Günümüzün refleksiyle, “benzer bir problemle karşılaşıp makul bir çözüm bulmuş olan var mı” diye sosyal medyada durumu paylaşmış. Bir hanımefendi derhal ekşimiş, “hayvancıkların doğal yaşam alanlarını işgal ediyorsunuz, sonra da…” filan gibilerden. Yaşadığımız dönemin ruhunun neredeyse eksiksiz bir röntgeni sayılabilecek sıradan bir vaka. Üç

O Dağ Artık Yok

Halimize dair enteresan bir yazı var bağlantıda. Bir yandan, “ahlakçı sol” dediği bir öznenin zorbalığı hakkında mesela, vurucu tespitlerde bulunuyor Fisher ve böylelikle bünyenin güncel bir tomografisini çekiyor. Öte yandan, güncel epikrizi bir kenara koyup, antika bir reçete yazıyor. Yazının neredeyse her paragrafı didiklenmeye değer. Ama öyle yapsam iş çok uzayacak, daha kestirmeden gitmeye çalışayım.

N’olacak Bu ABD’nin Hali?

ABD’de Trump diye bir adam seçiliyor, kıyamet tellalları başlıyor, “biz diyorduk ‘insan kötü’ diye, inanmıyordunuz, demokratik değerler ancak bizim mensup olduğumuz küçük bir azınlığın geliştirdiği, sahip çıktığı, kırılgan değerler, yığınlar berbat, dünya da medeniyet de onlara bırakılamaz” filan diye. Fotoğrafa bakıyorlar, aynı ABD’de daha önce Obama’nın iki defa üst üste seçilmiş olmasını filan umursamıyorlar, ellerindeki

Düğünü Sabote Etmek

94’te ilk defa kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığımda da gençler ile ebeveynleri arasında siyasi tercih farkları vardı. Oranları hatırlamıyorum ama belki de şimdiki kadar da büyüktüler. 70’lerde akranlarım sokakta vuruşuyorlarken de dünya düzeni hakkında ebeveynlerimizin kavrayışından çok farklı kavrayışlarımız vardı. Yani mesele, eğer meseleyi bir nesil çatışmasına indirgeyecek olursak, hiç de yeni bir şey değil. Muhtemelen

Komşuyu Seçmek

Daha ilk gençliğimde, şu birey olma hikâyesine kafam basmamıştı. O vakitler birey olmak matah bir şeydi. Şimdilerde işbirliğine yatkın olmak daha matah görünüyor galiba. Genellikle bireycilik ile işbirlikçilik (cooperation) de ayrık setler olarak ele alınıyor. Bence meseleleri tarif etmekten uzak kavramlar bunlar. Şehirliler deyip durduklarım mesela, daha mı birey? Veya işbirliğine daha mı yatkın? Kasabalılar?