Etiket: Sosyal Değişim

Bir Diziden İlhamla…

Netflix’te Borgen adında 2012 yapımı bir Danimarka dizisi var. Birkaç bölüm izledikten sonra kritiklerine baktım ki, zamanında çok ses getirmiş. Digitürk’te de oynamış. Esasen yıllar önce benim yapmaya heveslendiğim bir dizi denebilir. Tesadüfen denebilecek şekilde başbakan olan bir kadın var, Birgitte. Birgitte’nin bir kocası, ergen kızı ve küçük oğlu var. Bir de cevval bir basın

Choluteca Köprüsü

Akşener’e yapılan “evine dön” çağrıları üzerine yaptığımız ve özetle “yığınağınızı yüzde elli artı bire göre yapıyorsunuz ama sabah kalktığınızda o kural ortadan kalkmış olabilir” dediğimiz video yayınlanmıştı ki, WhatsApp’ıma bir haber linki düştü. Habere göre Honduras’ta Choluteca nehri üzerine, her türlü afete mukavim bir köprü yapılmış. Sonra bir kasırga gelmiş. Japonların yaptığı köprü, evet, talep

Ah Crusoe!

Adam bir avuç bahçesine birkaç domates fidesi dikmiş. Kediler musallat olmuş. Günümüzün refleksiyle, “benzer bir problemle karşılaşıp makul bir çözüm bulmuş olan var mı” diye sosyal medyada durumu paylaşmış. Bir hanımefendi derhal ekşimiş, “hayvancıkların doğal yaşam alanlarını işgal ediyorsunuz, sonra da…” filan gibilerden. Yaşadığımız dönemin ruhunun neredeyse eksiksiz bir röntgeni sayılabilecek sıradan bir vaka. Üç

O Dağ Artık Yok

Halimize dair enteresan bir yazı var bağlantıda. Bir yandan, “ahlakçı sol” dediği bir öznenin zorbalığı hakkında mesela, vurucu tespitlerde bulunuyor Fisher ve böylelikle bünyenin güncel bir tomografisini çekiyor. Öte yandan, güncel epikrizi bir kenara koyup, antika bir reçete yazıyor. Yazının neredeyse her paragrafı didiklenmeye değer. Ama öyle yapsam iş çok uzayacak, daha kestirmeden gitmeye çalışayım.

N’olacak Bu ABD’nin Hali?

ABD’de Trump diye bir adam seçiliyor, kıyamet tellalları başlıyor, “biz diyorduk ‘insan kötü’ diye, inanmıyordunuz, demokratik değerler ancak bizim mensup olduğumuz küçük bir azınlığın geliştirdiği, sahip çıktığı, kırılgan değerler, yığınlar berbat, dünya da medeniyet de onlara bırakılamaz” filan diye. Fotoğrafa bakıyorlar, aynı ABD’de daha önce Obama’nın iki defa üst üste seçilmiş olmasını filan umursamıyorlar, ellerindeki

Düğünü Sabote Etmek

94’te ilk defa kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığımda da gençler ile ebeveynleri arasında siyasi tercih farkları vardı. Oranları hatırlamıyorum ama belki de şimdiki kadar da büyüktüler. 70’lerde akranlarım sokakta vuruşuyorlarken de dünya düzeni hakkında ebeveynlerimizin kavrayışından çok farklı kavrayışlarımız vardı. Yani mesele, eğer meseleyi bir nesil çatışmasına indirgeyecek olursak, hiç de yeni bir şey değil. Muhtemelen

Komşuyu Seçmek

Daha ilk gençliğimde, şu birey olma hikâyesine kafam basmamıştı. O vakitler birey olmak matah bir şeydi. Şimdilerde işbirliğine yatkın olmak daha matah görünüyor galiba. Genellikle bireycilik ile işbirlikçilik (cooperation) de ayrık setler olarak ele alınıyor. Bence meseleleri tarif etmekten uzak kavramlar bunlar. Şehirliler deyip durduklarım mesela, daha mı birey? Veya işbirliğine daha mı yatkın? Kasabalılar?

Erkekler Yurdu

Geçenlerde dedim ki “İnsanın doğal çevresi —birkaç defa değinmiş olmalıyım— diğer insanlardır. Bir defa insan doğal bir şey. İkincisi, insanın yaşadıklarını, insan-dışı tabiattan çok daha fazla etkiliyor diğer insanlar. Kasabalarda bile öyle, bırakın devasa şehirleri.” Bunu derken tereddütlerim vardı. Özellikle de “kasabalarda bile öyle” derken En azından iki sebeple… Birincisi, bir bakıma kasabalarda insanın insanlardan

Nereden Nereye!

1970’lerin ilk yarısında olmalı, bir roman okumuştum. Nasıl etkilendiğim hesaba katılırsa, romanın da, yazarının da adını hatırlamıyor olmam tuhaf. Mevzu ABD kırsalında geçiyordu. Ana yollardan uzak bir köyde… İlk anda bakıldığında, tamamen kendisine yeten köy, dönemin ruhuna uygun bir tür cennetti. O dönemlerde sosyolojik adalarda, içinde yaşadığımız biçimsiz sosyal düzenin alternatifini yaratmak ve o alternatif

Yağmur ve Bireysellik

Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.