Etiket: Ulus-Devlet

Choluteca, Hac, Ulus-Devlet ve Saire

Choluteca Köprüsünün serencamı bize ne diyor? “Kasırga gelecek, yollar kaybolacak, nehrin yatağı değişecek, yaptığınız her şey beyhude, kasmayın” mı diyor? Bence hayır. Dediğim gibi, dört yanımız Choluteca Köprüleri ile dolu. Sadece Mısır Piramitleri, Efes, Roma yolları gibi maddi unsurlardan söz etmiyorum, mesela Mısır medeniyeti bir Choluteca Köprüsü olarak görülebilir. Antik Yunan medeniyeti de nesiler boyunca

Napolyon ve Chappe Telgrafı

Geçende Celal, fırında para üstü beklerken, Ruşen Çakır’ın Medyascope’da Sırrı Süreyya Önder ile bir program yaptığını söyledi. Ertesi gün, “şunu bir izleyeyim” dedim, televizyonun başına oturdum. YouTube’un açılmasını beklerken, içim sıkışarak, uzaktan kumanda ile minimum tuşa basarak programa nasıl ulaşacağımı düşünüyordum ki… YouTube, Çakır ile Önder’in programını en üstte, gözüme sokarcasına, “sen bunu izlemek istersin”

Bir Dönüm Noktası Olarak Pandemi

Gazete Duvar, John Gray’in kriz sonrasına dair düşüncelerinin tercümesine yer vermiş. Başlığa da, “bu kriz tarihte bir dönüm noktasıdır” ibaresini çıkarmışlar. Bu vesileyle ve Gray’in yazısını karşıma alarak, pandemi sonrasına dair düşüncelerimi biçimlendirmeye çalışayım. Öncelikle söylemek gerekiyor ki, tarihte bir dönüm noktası tespitine katılıyorum. Ama dönüm noktasına pandemiyle gelmiş değiliz. Pandeminin kendisi —yani sebep olduğu

Ahali ve Düşmanları

Bu pandemi geçip gidecek ama ağır hasar verecek. Bir açıdan bakınca başımıza daha önce benzeri gelmemiş, orijinal bir dert değil. Savaşlar da öyle şeyler değiller. Mesela bir uzaylı istilasına maruz kalsaydık, “aha bu orijinal bir şey” diyebilirdik ama maruz kaldığımız şey, insan türünün belalar ansiklopedisinde yeni bir başlık açmayı gerektiren bir şey değil. Ve fakat

Uf Olmuş

Geçen gün dediğimi bir de başka türlü söyleyeyim. Başımıza kötü bir şey geldiğinde, onun kötücül bir öznenin marifeti olması gerekmez. Yani kötülüğün varlığı, kötü bir öznenin varlığını gerektirmez. Başımız dertte, eyvallah. Ama orada bir yerlerde, kapitalizm, küreselleşme, üst akıl ve sair bir veya birkaç özne “ulan şunların başını bir derde sokayım” demiş de başımıza gelenler

Küresel ve Yerel

Dennis Carroll’la yapılan bir söyleşiyi Tarkan Tufan Gazete Duvar için tercüme etmiş, sağ olsun. Carroll’ü Netflix’in Pandemic dizisinde görmüştük. Olmayacak yerlerde karşımıza çıkıyor ve haritaya yukarıdan bakan bir bilge insan gibi bize yol gösteriyordu, bir nevi. İşbu söyleşide de akıllıca bir yığın laf etmiş. O da sağ olsun. Carroll’ün ne yapmaya çalıştığını tam olarak anlamış

Değişince…

Klasik misali hatırlayalım, bir fincan kahveyi masanızın üzerinde unutursanız, zamanla kahve ile oda arasındaki sıcaklık farkı ortadan kalkar. Kahve soğur, sıcaklığı oda sıcaklığına yakınsar. Oda sıcaklığı? Odanın her yeri aynı sıcaklıkta mı? Değil. Ama aradaki farkları ihmal edebiliriz. Ne de olsa, kahve misali de bize gösteriyor ki, yeterince zaman verilirse, aradaki bütün farklar ortadan kalkacak.

Yağmur ve Bireysellik

Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.

Dünya Nereye Gidiyor?

ABD’de Trump, Britanya’da Johnson. Dünya nereye gidiyor? Hep birlikte nereye gidiyoruz? Yeni bir Hitler-Mussolini dönemi mi? Korkmalı mıyız? Endişelenmeli miyiz? Telaşlanmalı mıyız? Kendi hesabıma Trump’ı değil, Trump’a oy verip Beyaz Saray’a taşıyanları önemsiyor olduğumu biliyorsunuz. Johnson vakasında benzer bir durum da yok —onu Britanyalılar değil, çoğu benden bile yaşlı Muhafazakâr Parti delegeleri seçti, musallat etti

Yabancı Kim?

Yıldıray Oğur, sarışın İsveçli IŞİD’çilerin hikâyeleriyle süslediği yazısında, doğru anladıysam, dünyanın çok kozmopolitleşmesi, küreselleşmesi sürecinde Türkiye toplumunun direndiğini ima ediyor. Bence yanılıyor. Direnen toplum değil, devlet. Zaten saf (katıksız), monoton, yabancısız bir toplum fikri bir devlet projesi olarak duhul etmişti bu topraklara. 1. Türkiye’de yabancı görünce tüyleri diken diken olanlar yok, demiyorum. Çoklar. Her türlü