Etiket: Ümit Kıvanç

Mengü ve Özdemir’e göre “Yeni”

Bir kâğıdın üzerine damlatılmış farklı renklerdeki mürekkeplerin zamanla genişlemekte olduğunu tasavvur edin. Genişleyen lekeler genişledikçe daha açık tonda da olsa, orijinal damlanın rengini muhafaza ederler. Sonra? Lekeler birbirlerine temas ettikçe… Başlangıçtaki halden çok daha çapraşık, görmeyene tarif edilmesi çok daha zor bir hal alır. Tasavvur ettiğinizi düşündüğüm bu dinamiğin, “her şeyin dinamiği” olduğunu düşünürüm. Biri

Cadılar ve Rönesans

Önceki gün Ümit Kıvanç’tan yaptığım alıntıda şöyle bir cümle vardı: “Ulan, sen bir yandan Rönesans’lara kalkışırken öbür tarafta cadı avlayan bir şuursuzsun!” Aynı cümleyi şöyle kurmayı deneyelim: “[Buraya uygun bir hitabı siz bulacaksınız], sen bir yandan cadı avlarken öbür tarafta Rönesans’lara kalkışan bir [buraya uygun sıfatı bulmayı da size bırakıyorum]!.” Gördüğünüz gibi, iki cümlenin muhtevası

Bir Devrimin İçinde

Benim açımdan insan, evrimin göz kamaştırıcı bir ürünüdür. Evrim bir özne olsaydı, insana baktığında gözleri kamaşır, göğsü kabarır mıydı, bilemem. Demek istediğim şu ki, benim açımdan insanın göz kamaştırıcı bir şey olması, mesela insanı fevkalade estetik bulmam totolojidir. Evrim insanı, insanı göz kamaştırıcı bulacak biçimde yapmış. Son derece vahşi bir rekabet ortamından ibaret olan tabiatta

Dantel

Ümit Kıvanç geçenlerde şöyle şık bir yazı yazdı. Yazıda son derece ekonomik bir biçimde hikâye edilenlere ilave edebileceğim hiçbir şey yok. O hikâyenin son derece mühim, üzerinde düşünülmesi gereken bir hikâye olduğundan da hiç şüphem yok. Ve lakin… Kıvanç’ın veciz bir biçimde kurduğu evrene paralel bir evren daha var: Dantellerin, mangalların evreni. O paralel evrende

Fil

Tablonun ortasında bir beyaz polis var. Ümit Kıvanç onu şöyle tarif etmiş: “İri kıyım George Floyd’u yere yatırmış, diziyle boynuna basan, eli cebinde, evet, cebinde!, bir insanı bu şekilde işkence ederek öldürürken en ufak rahatsızlık duymadığı belli olan, aksine, hep aradığı fırsatı bulmuş birine özgü memnuniyeti derisinin bütün gözeneklerinden havaya saçan, öyle ki, o saçılanların

Yolun Başındayız

Bir ay kadar önce, virüs sonrası hakkında genel ve derli toplu bir değerlendirme yapayım diye klavyenin başına oturdum. Çok uzadı. “Bunu blogda yayınlayamam, kitap yapmaya çalışayım” dedim. Ağır ağır ilerliyor ama bir hale yola girer mi, emin değilim. Başlangıç noktam şöyle bir şeydi: Bu pandemi, bir yanıyla son derece sıradan bir şey —teslim edersiniz ki,

Uzun Bir Gezinti

Biri bir video paylaşmış, Çin’den… Paylaşılan videonun kendisi daha çeşitli bir şey ama yüklemeyi beceremedim. Az çok şöyle bir şeydi. Sizinle paylaşmaya çalıştım ama başından sonuna izlemedim, izleyemedim. Zıplaya zıplaya baktığım karelerin hemen hepsi, midemi bulandırdı. Bir başkası videonun altına, “vay be ne disiplin, bu sayede pandeminin hakkından geliyorlar işte” diye yazmasa, aşağıda diyeceklerimi bambaşka

Devlet ve Tekalifi Milliye

Ümit Kıvanç, Britanya Tıp Birliğinin bir genelgeyle triyaj yetkisini hekimlere devretmesi üzerinden, medeniyetimizin iflasını ilan etmiş. Suçluyu da teşhis etmiş —zaten o suçlu hep elinin altında, araması gerekmiyor. Önce… Solunum cihazı yetersizliği sebebiyle triyaj ihtiyacının hâsıl olması, evet, Kıvanç’ın öfkesini, hatta daha fazlasını haklı çıkaracak kadar büyük bir basiretsizlik. Hele ki benzer bir şeyin Türkiye’de

Kelimelerin Yerleri

Osman’la sohbet ederken, laf nasıl geldi hatırlamıyorum, “çok iyimsersin” dedi. Şaşırdım. Biraz eşeleyince… Galiba belirtmek gerekiyor. İnsanlık bu badireyi atlatınca başka bir faza geçecek. “Aha tam da benim istediğim kıvama gelecek” filan demiyorum. “Dünya şimdiki haliyle bana layık değil, hayat beni hak etmiyor ama ben, efendiliğimden, katlanıyorum bütün bu biçimsizliklere de, pandemi sonrası dünya kendisine

Tevazu ve Vurdumduymazlık

New Yorklu biri, sosyal medyada aşağıdaki mesajı paylaşmış —kırık dökük tercümemle dikkatlerinize sunuyorum. “Büyük bir değişim olacak gibi hissediyorduk. Berkeley’de öğrenciydim. 1968 yılıydı. Hepimiz insanların sadece şarkı söyleyip dans ederek yaşayabileceğini, bir ‘kurum insanı’ olma düşüncesinin tuzağına yakalanmamak gerektiğini düşünüyorduk. Bakış açımızı kendisine bağlayabileceğimiz birer şamandıra sağlayan bol miktarda parlak teorisyene sahiptik. Bize, fikirlerimizi müdafaa