Beni Yak, Kendini Yak, Her Şeyi Yak
Amerikalıların Irak’ta işlerini 24 saatte mi, 48 saatte mi bitireceği bahisleri sürerken, bu işin birkaç ayda bitmeyeceğini, bitmesinin ABD’nin işine gelmeyeceğini iddia etmiş, alenen deli muamelesi görmüştüm. Öncesi de vardı. Kâğıdı dolara dönüştürmenin simyasına sahip olan Amerikalıların petrol için çocuklarını ölüme yollamayacakları kanaatindeydim. Petrol fiyatı umurunda mı olur, basarsın doları, lazım olduğu kadarını alırsın.
Meselenin petrol edinmekten ibaret olmadığı, ABD’nin petrol bölgelerini kontrol etmek istediği izahı da kesmedi beni. Irak’ta, bölgeyi ABD adına kontrol etmeye hevesli ve bu işe koskoca bir ABD ordusundan daha ehil bir yığın adam olduğundan hiç şüphem yoktu. ABD’den bir ışık görseler kâfiydi. Hatta Saddam’ın çocuklarının bile bu ihaleye talip olacağından emindim.
Benim çok daha yalın bir teorim vardı. Jandarması ABD olan dünya düzeni yalama olmuştu. Vidalar ancak tedhiş uyandırarak sıkılabilirdi. Marazanın sebebi marazaydı yani. Korkunun bütün yüreklere yerleşmesi için de marazanın kısa sürmemesi, kabadayının uzun süre mahallede boy göstermesi elzemdi. Irak’ta ABD, tahmin ettiğimden de uzun süre oyalandı. Bu arada vidalar da sıkıldı. Ama bir defa gevşemişse, vidaları sıkıştırmak kâr etmez. Çok geçmeden yeni ve daha zahmetli bir operasyon gerekir. Bir sonraki sahnenin İran’da kurulacağından fena halde korkuyordum.
Korkuyordum, çünkü İran Irak’a benzemez. İran’da kimse gönlünce naralanamaz. Delerler adamı. Kabadayının, kendi yerine delinmeyi göze alacak bir fedai bulması gerekir yani. Yıllar önce, civarda bu işe Türkiye’den daha münasip bir namzet olmadığı iddialarıma, böyle bir maceraya razı edilmemizin imkânsız olduğu cevabını verdiler, susturdular beni. Zeminde ufak tefek tadilat gerekiyordu elbette. Bana kulak veren olsaydı, belki de ne tür tadilat gerektiğini tahmin etmeye çalışabilirdim.
Mesela aritmetiği pekiyi, fiziği zayıf bir iktidar işe yarar. İktidarsızlığa sebep olan meşruiyet probleminin kaynağı dine dair bir şeyler olursa ne iyi. Köktendinciliğin kalesi İran’a insanlık namına bir Osmanlı tokadı aşk ederse meşruiyet kazanacağı, fiziğinin kodumu oturtabilecek kadar düzeleceği hayali kurdurulabilir mi iktidara, kurdurulabilir.
TSK’nın itibarını da aşındırmak gerekir. Kolaydır, çünkü siz işi kotarırken TSK laikliğin başında nöbet beklemekle meşguldür, farkına bile varmaz. Kaldı ki memleketin sahibidir, cahil cühelanın kanaatlerini iplemez. İş işten geçtiğinde, eski güzel günleri ihya etmek için bir kahramanlık destanına ihtiyaç duyacak hale gelir mi, gelir.
Milliyetçisini de açılım, maçılım, köşeye sıkıştırırsınız. “Bölüşelim gitsin memleketi” diyemez, Kürdü olan ama Kürtçesi olmayan imkânsız bir memleket projesini geveler dururken “insanlığa bir hizmet verelim, Kürtlerin defterini dürmemize göz yumulur belki” noktasına getirilebilir mi, getirilebilir.
Kalanlar zaten yıllardır, yalancı çoban gibi, İran sınırında şeriat kaçakçılığı çığırtkanlığı yaptılar. Şimdi “yalan söylemiştik” deseler kimseleri inandıramazlar.
Böyle, “bir kıvılcım yeter, hazırım bak” kıvamına gelince, çakarsın İran sınırına birkaç füze rampası. İran da mukabele eder haliyle, sınırın öte yanına dizer Rusya’dan alacağı oyuncaklarını. “İran’dan Türkiye’ye büyük tehdit” diye yaygarayı basarsın…
Böyle kâbuslar gördüm, uykum kaçtı yıllardır. Budalalığa bakın.
Cemalettin N. TAŞCI