Kategori: Yazılar

Aile Sigortası

Kılıçdaroğlu Aile Sigortası projesini açıklamış. Projede iki anahtar kavram var. Birisi, yardıma muhtaç olanlara devlet yardım edecek. Diğeri, yüzde 99’u kadın olan birçok kişi istihdam edilecek. Zekâya bakar mısınız! Bir taşla iki kuş. Ahali yardıma muhtaç, “yardım” lafını duyunca bala üşüşen sinekler gibi CHP’ye üşüşecekler. Ahali işe muhtaç, “kadın istihdamı” lafını duyan da… Sizin bu

Musa

Atılgan (Bayar), “Musa’nın yaşamış olduğuna dair herhangi bir tarihi veri yok” demiş olan Celal Şengör’ün ifadeye çağrılması üzerine “bakalım savcı Musa’nın yaşamış olduğunu nasıl ispat edecek” diye bir mesaj attı. Ben de cevaben, “senin yaşadığın ülkede mahkemelerin böyle bir durumda kalsalar Musa’nın varlığını ispat etmeleri gerekeceğini öğrenmiş olduk, ne banal, bence Türkiye’ye gel, burada öyle

Türk Taksici ve Rus Kadın

Hakan Aksay taksiye binmiş. Taksici kendisini tanımış. Tanıyınca Rusya’yı sormuş. Ama birkaç cümle bile dinlemeden, Aksay’a Rusya’yı anlatmaya başlamış. Sizin de başınıza gelmiştir benzer hadiseler. Sizin içinizden de “bunu bari bilme be kardeşim” diye geçtiği olmuştur. Sizin de, tahmin ediyorum ki, tıpkı Aksay gibi, “her Türk doğuştan bütün konuların uzmanıdır” diye başlık atmak ihtiyacı hissettiğiniz

Gül Gibi Biri…

Fehmi Koru kendi Cumhurbaşkanı adayını açıklamış. Açıklamasına ihtiyaç yoktu, zaten Koru’yu bilen herkesin tahmin edebileceği gibi, Gül’den söz ediyor. “O olmasın” diyenlere de… “Gül gibi” birini bulmamızı da tavsiye etmiş. “Fehmi Koru kimdir” derseniz, başka kimseyi tarif edemeyeceğim kadar sadelikle tarif edebilirim. Aptal numarasına yatarak herkesi aptal yerine koymaktan usanmayan biri. Başkaları da bizi aptal

Sıradan Müminler İçin…

Kitaplı dinlerin en ayırıcı özelliği —adı üstünde— “kitaplı” olmaları idi. Pratikte pek az okuryazar vardı ama en azından teoride, siz de okuma yazma öğrenebilir, kitabı okuyabilir, ve aracıya ihtiyaç duymadan dini anlayabilir/yaşayabilirdiniz. Hâlbuki daha önceki dinlerde din, dinin icabı, bir ruhban sınıfının “iş”iydi. Kitaplı dinlerde de pratikte, kısa sürede bir ruhban sınıfı zuhur etti. Yine

Öğrenciler İçin…

Geçen gün bıraktığım yerden devam edeyim. Bu defa, az bildiğim, hiç anlamadığım sinema yerine bambaşka bir sektörden yardım alarak… Üniversitede okurken, bize, mesela Diferansiyel Denklemler dersinde, sanki matematikçi olacakmışız gibi davranıldığını hissetmiştim. İş Hukuku dersinde sanki hukukçu olacakmışız, Muhasebe dersinde sanki muhasebeci olacakmışız gibi… Sonradan, o dönemdeki intibaımın haksız olduğunu, esasen müfredatın bir hayli seyreltilip

Sıradan İnsanlar İçin…

Netflix’te The Movies That Made Us adlı bir belgesel dizisi var. İkinci sezonun ilk bölümünde Back To The Future filminin macerası anlatılıyor. Hikayenin başında 70’lere gidiyoruz, South California University kampusuna. İki Boblar, Robert Gale ve Robert Zemeckis orada sinema okuyorlar. Gale’in ifadesine göre biri senaryo yazmaya, diğeri yönetmeye hevesli. Ama… Ortam —Gale’in söylediğine göre— şöyle:

Elleşmeyin Fenerbahçe Taraftarına

İşitmişsinizdir, dün gece Kadıköy’de Fenerbahçe taraftarı tribünlerden koro halinde “Vladimir Putin” diye tezahürat yaptı. Beklenebileceği gibi kıyamet koptu. Sosyal medyada Fenerbahçeliliğinden utandığını açıklayanlar gördük. Rakip takımların taraftarları Fenerbahçe’nin bugüne kadar sergilediği rezillikleri sıralayıp dün gece yaşananları “hepsinden daha rezil bir hadise” olarak niteledi. Nihayet bugün Fenerbahçe kulübü resmi bir açıklamayla “ama kulübümüzü bağlamaz” dedi. Ve

Hem Okuyorum, Hem Çalışıyorum, Sınıfımın da Birincisiyim

Gecenin bir vakti, kendisine çok saygı duyduğum biri aşağıdaki videoyu paylaştı. Devam etmeden önce bir bakmanız gerekiyor. Muhtemelen görmüşsünüzdür, görünce tanıyacaksınız. Üzerine konuşulacak çok şey var. Hepsine herhalde gücüm yetmez. Birincisi… Mevzu Üsküdar meydanda geçiyormuş. Üsküdar, bildiğim kadarıyla, sığınmacılardan en az etkilenen yerlerden biri. Böyle biçimsiz bir tepkinin Üsküdar’da yaşanması, yani, beklenmeyecek şey. İkincisi… Çocuğa

Bunlar Nasıl İnsanlarmış!

Nihal Bengisu Karaca, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefatının ardından yükselen şirretleşmenin üzerine bir yazı yazmış. Yazının sonuna gelene kadar, hani kendimi biraz —tamam, biraz çokça— zorlarsam hanımefendi ile nihayet bir hususta mutabık kalacakmışız gibi hissettim. Bahsettiğim son şöyle: “Bir arkadaşım şöyle yazmış: ‘Biz de bu laikçi muhaliflerin sevdiği herkesi sevmiyor, hürmet etmiyoruz, ama hayatlarını kaybettiklerinde, yahut ölüm