Mamdani, Çomarlar, Cadılar Bayramı

Mamdani New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı.
Müslümanlığı konuşuluyor. Halbuki kimin Müslüman sayılacağını tayin etme yetkisinin kendisinde olduğunu vehmeden müptezellere kalsa, hiç şüphe yok ki , elleri arkasından bağlanıp diz çöktürülerek boynu vurulması gerekir —öyle bir yaşantısı var.
Sosyalistliği konuşuluyor. Eski tüfek sosyalistlerin yargıç olduğu bir halk mahkemesinin önüne getirilirse, sosyalist davaya verdiği hasar yüzünden idama mahkûm edilir —davası beş dakika sürmez.
Mamdani’nin kendine göre Müslümanlığının veya sosyalistliğinin önemsiz olduğunu iddia etmiyorum. Bundan on yıl önce mesela, “ben Müslüman’ım” veya “ben sosyalistim” diyen biri, ne kadar ve nasıl Müslüman veya sosyalist olduğuna bakılmadan reddedilirdi. Aday bile olamazdı. Bir biçimde aday olsa, yüzde üç filan oy alamazdı. Yani Müslümanlık ve sosyalistlik, New York’ta “seçim kazanmamanın” garantisi gibiydi, başka birçok etiketle birlikte.
Öyle görünüyordu.
Belki de öyle değildi ama biz öyle görüyorduk. Öyle göründüğü için test edilemiyordu, test edilemediğinden de öyle olup olmadığını bilmiyor, öyle olduğunu varsaymayı sürdürüyorduk.
Yani?
Ya dünya son derece yüksek bir hızla değişti veya biz dünyanın bizim zannettiğimiz gibi olmadığına dair bir güçlü bir delil elde ettik.
Mamdani —özellikle de New Yorklular— Mamdani’nin seçilmesini bir “başlangıç” yapabilirlerse ne iyi. Eğer bu galibiyetin zafer sarhoşluğundan kurtulamazlarsa, lig sonunda hep birlikte müthiş bir hayal kırıklığı yaşarız. Hep birlikte, yani Mamdani, New Yorklular, Amerikalılar, Batılılar ve dünya. Mamdani’ye ve onun kişiliğinde kristalize olan faktörlere sempati duyan duymayan herkesi kastediyorum. Yeni ve başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmasa bile yeni bir dünyanın kuruluşundan faydalanacak olan herkesi…
Kendi hesabıma Mamdani’ye veya New Yorklulara fazla güvenmiyorum. Trump’a ve eski dünyanın bekçilerine güveniyorum. Öyle salakça şeyler yapacaklar ki, Mamdani’nin başarısızlıkları “Mamdani’nin başarısızlıkları” olarak görülmeyecek diye ümit ediyorum.
Doğan Gürpınar’ın —yayınlanmadan önce kendisinin bile şöyle bir editör gözüyle okumadığı anlaşılan— “Türkiye’de Özel İsimlerin Tarihi” kitabından öğrenmiştim. Activities Abroad adlı bir şirket, İngiltere’de seçkin ve kendisini seçkin hissetmek isteyen müşterilerine, yüksek fiyatla muhtelif tatil paketleri sunmaktaymış. Bir tanıtım mesajında, “orta sınıfa özgü isimler taşıyanların alt sınıfa özgü isimler taşıyanlara kıyasla bakalorya sınavı niteliğindeki GCSE’de başarılı olma ihtimalinin sekiz kat yüksek olduğunu” hatırlatmış ve eklemiş, “bizim tatillerimizde de durum böyle”. Yani demiş ki “bizim tatillerimiz apaçisizdir (chav-free activity holidays)”. Chav, herhalde bizdeki “çomar”ın karşılığı oluyor. Şirketin bu kampanyasından sonra kendi ölçeğinde bir kıyamet kopmuş beklenebileceği gibi. Ama şirket geri adım atmamış. Ve ne olmuş? Firmanın satışları % 44 artmış.
Mamdani kendi chavlarına, çomarlarına, çomar muamelesi yapmadı. Uzaktan görebildiğimiz kadarıyla —kendisi bir nepo-baby olarak yaşasa da— çomarların arasında hiç de uygunsuz biri gibi görünmüyordu. Yani samimiydi. Çomarları düzeltilmesi gereken “toplumun arızalı unsurları” olarak görmediği hissediliyordu. Onların katılamadığı/katılamayacağı tatiller yapsa da, tercihlerini “onlar katılamasın diye” yapmıyordu yani. Kendisini seçenlerin de çomarlar ve “çomarlarla aynı sofraya oturmaktan, aynı yerde tatil yapmaktan rahatsız olmayanlar” olduğunu zannediyorum.
Ve iddia ediyorum ki, içinde yaşadığımız dünyada mevzu iki taraf arasında bir meydan savaşından ibaret: (a) Artık her nedense kendisini çomar olarak gördükleri insanlardan farklı/yüksek bir mevkide gören ve hayatlarının yegane manası çomarlardan kaçmak olanlar ile (b) kendilerine çomar denenler ve onların yanında da nefes alabilenler. Maç bu “yeni sınıfsallaşma” sahasında oynanıyor. Neticesi her ne olacaksa…
Benim tarafım belli. Çomarlardan değilim. Çomarların arasına düşersem “eyvah yok mu bir kurtaran” diye paniklemiş değilim. Onların arasına girmek için ekstra bir motivasyonum olmasa da, onlardan kaçmak için sürekli bir alarm durumunda hiç olmadım. Benim esas katlanamadığım insan türünü tarif etmek için yine Activities Abroad vakasına müracaat edeyim. Hiç şüphem yok ki firmayı “böyle reklam mı yapılır, ne ayıp” diye topa tutanların önemli bir bölümü o reklamdan sonra “chav-free” olduğu için firmanın müşterisi olanlardır. Yani hem çomarlardan uzak kalmak için her şeyi yapan, sonra da eşitlik, adalet, insan hakları, demokrasi, medeni değerler ve saire gibi kavramları çiğneyip çiğneyip tükürenler var. Çoklar. Onlara katlanamıyorum.
Türkiye’de Cadılar Bayramının yayınlaşması, iddia ediyorum ki, çomarlardan kaçma hevesinin bir türevidir. “Aman ne var canım eğleniyoruz alt tarafı” diyenler ya budalalar veya bizi budala yerine koymaya çalışıyorlar. Eğleniyorlardır, bir itirazım yok. Ama eğlenmek için şu veya bu vesileyi değil de Cadılar Bayramını “seçmenin” bir sebebi var. Neticede Activities Abroad müşterileri de tatil yapıyorlar ama muhtelif tatil seçenekleri arasından onu seçmelerinin sebebini, firmanın yapmış olduğu kampanya faş etmiş yani. Tekrarlayayım, kendilerini toplumun bir kesiminden daha matah görenlerin, kendilerini seçkin hissedebilmek için Cadılar Bayramı kutlamasına da bir itirazım yok. Ama sonra herkesi budala yerine koymalarına, kendilerini demokrasinin, sekülerliğin, muhalifliğin, insani ve medeni olan her şeyin tarafıymış gibi konumlandırıp konuşmalarına katlanamıyorum.
Mamdani şüphesiz başarısız olacak. Çünkü kendilerine katlanamadığımı söylediğim kesimin ABD’deki muadilleri, somut olarak söyleyecek olursak Obamalar filan, Mamdani’ye takoz olacaklar, onu seçmiş olanlara yukarıdan bakarak Mamdani’yi zor duruma düşürecekler. Ama Trump ve müesses nizam, öyle görünüyor ki, Madani’ye oy vermiş olanları daha şiddetle itecekler. Onlara güveniyorum.
Trump denen musibet, benim açımdan aşikâr ki, Obama denen, bütün marifeti “ABD’nin ilk renkli başkanı” olmaktan ibaret olan çapsızın ürünüdür. Tıpkı Erdoğan’ın şimdi ona en karşı olanların kendileri olduğunu iddia eden bu “çomarfobik” zümrenin ürünü olması gibi. Bahse konu olan zümreye sorarsan siyaset kimliklere indirgenmemeli. Ama aynı zamanda Obama onlar için bir umut ışığıydı, Trump karanlığında telef edildi. Ve yine aynı zamanda Obama’nın “kıymeti” kimliğinden kaynaklanıyordu. Tuhaf çelişkiler değil mi? İkiden sonrasını (bir biz, iki onlar, çomarlar) saymasını bilmeyen ama kendilerinde müthiş kıymetler vehmeden zibidilerin kavrayışları o kadar.
https://mubi.com/tr/tr/films/american-fiction
…ya da bir gün bir bakmışsınız Hıdırellez “partilerinden” geçilmiyor. Cadılar Bayramını hatırlayan yok! Hatta cadılar bayramı üstünden anlatmaya çalıştığınızı anlamak istemeyenler, otantik ve bulaşıcı bir samimiyetsizlikle ve tabi ki şevkle yaptıkları Hıdırellez partileri üzerinden bir itiraz geliştirerek bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz! Irkçılıktan, Siyah edebiyatı fetişizimine savrulan Birleşik Devletler beyazları gibi, öteki üzerinden varlığını hissettirmek isterken aynı zamanda dayak yiyen ve ne o ne bu olmayan ama arada ötekilerin ötekilere attığı dayaktan nasiplenen ve şikayet eden Cemalettin Taşçı’ya yine şaşırmak düşmüş:))))
Hocam iki senedir Cadılar Bayramı’yla ilgili çok sığ varsayımlara dayanan tespitler yapıyorsunuz. Seneye Eskişehir’de bir bara akıp bu konuda önyargılı olup olmadığınızı birince elden test etseniz keşke.
Sevgiler
Cadılar Bayramı’na da Yılbaşı üzerinden Noel geleneklerinin alınmasına da aşırı takıksınız. Burnunuzun ucundaki gerçeği göremiyorsunuz, bunu artık yaşınızdan kaynaklanan ısrara verip ageism mi yapsam yoksa Kılıçdaroğlu’yla yarışan hasletlerinize mi bilemedim hocam. Bu düşünme yöntemiyle hala kızınızı küstürmediyseniz kızınızda peygamber sabrı var demektir. Hadi eyvallah.