Silahlara Veda

PKK’nın kendisini feshetmesi, Türkiye’nin sınırın güneyindeki —bence zaten muhataralı olan— askeri varlığını iyice tartışmalı hale getirecek. Mevzuun Kürtler tarafından gündeme taşınacağını zannetmiyorum, ABD veya Fransa’dan bir “durum tespiti” daha yakışıklı olur. Hatta belki de Erbil ve Şam’a bile ihale edilebilir bu vazife.
TSK’nın Irak ve Suriye’den çekilmesi ne manaya gelir? Esasen hiçbir manaya gelmeyebilir ama Ankara’nın “çıkın artık Irak ve Suriye’den” denmesini nasıl karşılayacağına bağlı olarak çok manaya da gelebilir. Hem dış politika zemininde ve hem de iç politika zemininde.
Önce varsayımlarımı sıralayayım.
PKK’nın kendisini feshetmesi ile neticelenen sürecin başından bu yana “devlet”in başta İmralı olmak üzere muhtelif aktörlerle yoğun bir görüşme trafiğinde yer aldığından şüphem yok ama “karar” —esasen— Kürtlerin kararı. Türkiye içinde “mücadele”den zaten çoktan vazgeçmişlerdi, verdikleri kararla Rojova üzerindeki baskıyı hafifletmeyi hesaplıyor olmalılar.
Erdoğan’ın ABD ve Rusya ile riskli bir dansı göze alarak “başardığı” işin —yani koruduğu grupların Esad’ı düşürmesinin— tadını çıkaramadığı malum. Şam’daki “adamları” çok güvenilir görünmüyor. ABD ve Fransa’nın baskısıyla Şam’ın Kürtlere yanaşması Erdoğan’ın işini iyice zorlaştırabilir. Belki Emevi Caminde bir namaz yine kılınır ama görünüşe göre bunun iç kamuoyuna bir zafer olarak pazarlanabilmesi giderek güçleşiyor.
Erdoğan ve Bahçeli’nin “iyi polis – kötü polis” oynadıklarını düşünmüyorum. İkisinin arasında, sebebini bilmediğim bir anlaşmazlık var. Bahçeli’nin bu işi “devlet adamı” aklı ve sağduyusuyla kotardığını da zannetmiyorum. Bambaşka ve bilmediğim bir sebeple başlayan hesaplaşmanın, Kürtlerin “fırsat bu fırsat” tutumu yüzünden bu safhaya geldiği kanaatindeyim. Ne Erdoğan ve ne de Bahçeli Kürtlerden böyle bir tutum beklemiyor idiyseler, şaşırtıcı olmaz.
Olup bitenin Kürt seçmenin oyu veya DEM Partinin parlamentodaki herhangi bir projedeki desteğiyle hiçbir ilgisi yok. Sonunda hiçbir talepte bulunmadan destek olacaklarsa zararı yok ama olmasalar da olur.
Bahçeli bu hikâyenin mimarı olarak görülmekten kendisine siyasi bir fayda üretemez, Türkiye’nin siyaset sosyolojisi böyle bir kayma için uygun değil. Erdoğan’ın da, hele askerlerin evlerine döndüğü bir senaryoda, süreç boyunca bu kadar ayak sürümüş bir görüntü vermişken, “PKK’yı bitiren adam” olarak kayda değer bir fayda elde etmesini mümkün görmüyorum —Erdoğan hesapsızca risk alan ve sonunda kazanan biri olarak kıymetli kendisine oy verenler gözünde, tedbirli bir biçimde kapalı kapıların ardında “doğru hesaplar yaptığı için” değil.
Varsayımlarım bunlar ve hiçbirine delil sunamam.
Bu şartlar altında Erdoğan bu süreçten kazançlı çıkamaz mı? Çıkabilir. Çünkü CHP’nin işi daha zor. PKK’nın kendisini feshetmesi, Erdoğan’a muhalif kamuoyunda biçimsiz bir reaksiyona sebep oldu. Olması bekleniyordu zaten. Bundan önce başka konularda da ne istedikleri pek belli olmayan özneler, bir defa daha “istemezük” diye gürlediler. Erdoğan başka bir sebeple değil ama Özdil, Altaylı ve benzerlerinin “istemedikleri” bir şeyi başarmış göründüğü için, kendisinden uzaklaşmış olanları yeniden geri kazanabilir. CHP’nin bu işi yönetebilecek bir kıvraklığı varmış gibi görünmüyor. Özel ve İmamoğlu’nun renksiz ve kokusuz çıkışları, mevzuun yakıcılığı hesaba katılırsa, derde deva olacak gibi değil.
Açıkçası bu defa CHP’yi eleştirmek de içime sinmiyor. Çünkü sahiden de içinden çıkılması zor bir kapana sıkışmış gibiler. Belki göz göre göre böyle bir çıkmaz sokağa girdikleri için eleştirilebilirler ama öyle bir eleştiriye de benim takatim yok.
https://medium.com/amor-mundi/democracy-and-power-thoughts-on-the-return-of-politics-b41e41c807c4
Hocam bu yazı ilginiz çekebilir diye düşündüm.
Hocam İlkan’la bir program yapsanız