Ağustos Böcekleri ve Karıncalar

Birbirinin tıpatıp aynı yüz elemandan müteşekkil bir elektronik sistemin iki notayı birbirinden ayırt etmesi hedeflenmişti. Sistemin bir saati olsaydı, mesele yoktu. Ama zaten işi cazip kılan husus, saati olmayan bir sistemin evrimleşerek bu işi becermeyi öğrenebilmesiydi.

4100 nesil sonra sistem iki notayı birbirinden ayırt etmeyi becerdi. Araştırmacılar sistemi incelediklerinde, elemanların sadece otuz ikisinde bir değişim olduğunu gözlediler. Mesele şu ki, herhangi bir biçimde sistemin notaları ayırt etmesine katkı yapmıyormuş gibi görünen altmış sekiz elemandan herhangi biri devreden çıkarılsa, sistem notaları ayırt etme becerisini kaybediyordu. Neden? Kimse bilmiyor. En azından şimdilik…

İnsan beyninden genoma, karınca kolonilerinin organizasyonuna kadar sayısız alanda benzer misaller verebilirim. Her birinde bizim aklımıza ters gelen bir şeyler oluyor, hiçbir etkisi yokmuş gibi görünen unsurlar hâsılat üzerinde rol sahibi oluyor.

***

Arif Nihat’ın, “La Fontaine Ağustos Böceği ve Karınca hikâyesini, kendisinin de bir ağustos böceği olduğunu düşünmeden yazdı” gibi bir aforizması vardı. Haklı mı? Haklı. Ama ağustos böcekleri ve La Fontaineler olmasa, karıncaların kendileri dâhil kimseye bir faydası olmayan istifçiliklerinin de bir kıymeti olmayacaktı. Onlar sayesinde haberdar oluyor, onlarla mukayese edip mana verebiliyoruz.

Kafanızda kurduğunuz Platonik toplumda dağdaki çobanın bir yeri olmayabilir. Toplumun istikbalini ilgilendiren kararlar hakkında hiçbir şey bilmeyen, daha kötüsü aldatılmaya son derece müsait, saf vatandaşların rey hakkının demokrasiyi neden zedeleyeceğini, akla çok uygun şekilde dile getirebilirsiniz.

Çoban da, ayrıca, 150 yıldır bu akıllarla iş görüldüğü için memlekette işlerin yolunda gitmediğini söyleyebilir. Toplumun dokusu hakkında hiçbir şey bilmeden, muhayyel bir toplum modeline göre tasarruflarda bulunulmasından şikâyet edebilir. En azından sizin kadar haklı olur yani.

Kendilerini İhtilal ruhuna adamış profesörlerden, subaylardan, yargıçlardan mamul olan, içinde hiç çoban barındırmayan bir toplum inşa edebilseniz, bırakın demokrasiyi, o toplum işlemez.

***

Çobanlar, benim gözlediğim kadarıyla, kendilerini dışarıda bırakanların canını yakmaktan daha fazla bir şey ümit edemeyecek kadar çaresizleştirildiler. AKP bu çaresizliğin ürünü. Çobanları oyuna dâhil edebilirdi, etmedi. Onları dışarıda bırakmış olanları dışarıda bırakmaya çalışmaktan daha yaratıcı bir çaba sergilemedi.

Dağdaki çobanı devreden çıkarırsanız, demokrasi işlemez. Neden işlemediğini bilemeyebilirsiniz, ama işlemez. Benzer şekilde, o profesörleri, subayları, yargıçları dışarıda bıraktığınızda da işlemez. Yani işe yaramadığını, düzeni tehdit ettiğini düşündüğünüz unsurları tasfiye ederek, sessizleştirerek, etkisizleştirerek, dışarı atarak düzeni tesis edemezsiniz. Zaten de edemiyoruz.

Çobana sunmayı akıl edebildiği yegâne şey yargıcın da burnunu sürtmek olan zihniyetle Anayasayı değiştirmeye kalkanların, bence, kırk sebepten fazlasına ihtiyacı var.

Cemalettin N. TAŞCI

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et