AKP-CHP Aksı

AKP’nin kamuoyu tarafından nasıl algılandığına dair araştırmaların pek çoğu, onun DP-AP-ANAP çizgisinin değil, MSP-RP çizgisinin akrabası olarak algılandığını gösteriyor. Çok partili siyasi hayatın başat aktörleri olan ve 1950 ile 2002 arasındaki dönemin çok büyük bölümünde iktidar olan DP-AP-ANAP çizgisinin ise, bugün, sadece Parlamentoda değil, siyasetin herhangi bir yerinde bir temsilcisi yok.

DP-AP-ANAP çizgisinin matah bir şey olduğunu iddia etmek aklıma gelmez. Ama memlekette bir karşılığı vardı. Neydi? Ahali Cumhuriyetle dövüşmek istemiyordu. Sadece Cumhuriyette bir hissesi olsun istiyordu. Bunu da dövüşmeden, efendice almak istiyordu. DP-AP-ANAP çizgisi, Cumhuriyetin reddettiği evlatlarının, babalık davasını mahkemede sürdürme süreciydi yani. Şimdi, bu işin böyle olmayacağını, babalarının nikâhlı eşinden olma çocukları ortadan kaldırarak işi halletmenin gerektiğini düşünenler iktidarda.

Merkez sağ denen çizginin 1995’te yaklaşık yüzde 40’tan 1999’da 25’e düşüp, 2002 ile birlikte sahneden çıkmasının sayısız sebebi var. Ama bu sebeplerin arasında ahalinin aniden ve köklü bir biçimde dönüşmesi yok. Türkiye’nin siyasetini düzenleyen mevzuat yüzünden siyaset düzeninin hızla erozyona uğramış olması, muhtelif biçimlerde etki ederek doğurdu bu sebebi. Yani, ahali aynı ahaliyken, ahaliye kayıtsız kalması garanti edilmiş siyaset düzeni, merkez sağın aniden yok oluşunu sağladı.

Bu uzun girizgâha şu sebeple ihtiyaç var: AKP, ahalide derin ve köklü bir karşılığı olan bir şey değil. CHP kadar bile karşılığı yok. Başta da yoktu. Hiç olmadı. Dolayısıyla, şimdi, muhtemel bir iktisadi krize, dış politikada başarısızlığa veya yolsuzluk gibi çürüme belirtilerine yaslanarak AKP’nin artık yenilebilir olduğunu öne sürmenin manası yok. AKP baştan beri ve her seçimde yenilebilirdi. Yenilemedi. Çünkü onu yenmesi beklenenler, kendisinden özellikle bu beklenen CHP, bu performansın yanına bile yaklaşamadı.

Özetle söyleyeyim: Ahalide yeterli karşılığı olmayan AKP’nin beklenmedik performansı, bence, fütursuz bir devletin ve o devletin partisi olarak algılanmaktan hiç rahatsızlık duymayan CHP’nin eseridir. AKP’nin ve Erdoğan’ın bu performansta hiç dahli yok.

Bu yüzden, 7 Haziran’da AKP ve CHP oylarının nasıl gerçekleşeceği konusunda kafa yorarken analiz edilmesi gereken yegâne aktör CHP. AKP’nin ne yapacağının sandık sonuçları üzerinde çok küçük bir hissesi olacak.

AKP’nin yükselişine CHP’nin gösterdiği reaksiyon iki ana başlık altında toplanabilir: (a) Reaksiyoner bir tavırla daha da CHPleşmek ve (b) taklitçi bir tavırla AKPleşmek. Bu tavırların her ikisi de aynı çatı altında, farklı yoğunlukla sergileniyor on küsur yıldır. CHP’nin içinde birileri Nur Serterleri filan öne itip 1940ların, 1940larda bile demode olan laflarını doktrin niyetine sokuşturmaya çalışırken, başkaları da çarşaflı kadınlara filan rozet takarak, akılları sıra AKP’ye başarı kazandırdığını varsaydıkları şeyleri taklit ediyorlar.

İkisi de olmuyor. Olmayacak da…

CHP’nin bu seçimde farklı bir yaklaşım sergileyeceğine dair bir işaret yok. Dolayısıyla ağır bir yenilgi daha alması hiç şaşırtıcı olmaz. Kaldı ki, son mahalli seçimde de görüldüğü gibi, CHP hızla Alevicileşiyor. Alevileşmekten söz etmiyorum. Alevilerle bir alıp veremediğim yok, tıpkı dindarlarla veya Kürtlerle bir alıp veremediğim olmadığı gibi. Ama dincilerden, Kürtçülerden nasıl mustaripsem, Alevicilikten de benzer şekilde rahatsızım. Benim rahatsızlığım, üstelik, tali bir mesele. Çünkü Türkiye kamuoyunun Aleviciliği hoş görmemesi de yüksek ihtimal. Dolayısıyla CHP’nin bu seçimde daha çok sıkıntıyla boğuşması da daha yüksek bir ihtimal.

Ancak…

MHP’nin baraj altına itilmesi gibi bir operasyon gerçekleşirse, seçmenlerin % 72-76’sı AKP ile CHP arasında üleşilecek olursa ne olur? Elcevap: MHP’nin üzerine oynanan oyunun nasıl bir taktikle oynanacağına bağlı olarak değişir. Eğer MHP tabanındaki anti-AKP rengi baskın olanları çalmaya yönelik bir operasyon olursa CHP yüzde 30’u bulabilir. Aksi halde AKP tavan yapar.

***

AKP’nin alacağı oy oranı, herkesten çok Erdoğan için mühim. Erdoğan kendisini çok kötü bir kapana kıstırdı. AKP, mesela 46-48 civarında kalsa, Erdoğan için lazım gelen Parlamento çoğunluğu —büyük ihtimalle— gerçekleşmeyecek. 52-53 gibi bir oranı yakalasa, Davutoğlu’nun “sen elliyi geçememiştin, ben geçtim, neden etkilerimi sana devredeyim” demesi için makul bir sebep ortaya çıkacak.

Dolayısıyla Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğundan beri, “elliyi geçtik ama benim sayemde” diyebileceği bir oyun oynamaya çalışıyor. Ama bu defa, bundan öncekiler gibi olmuyor. Daha önce de kendini kapana sıkıştırdığında, huruç harekâtıyla çıkmıştı hep (elbette rakiplerinin zayıflığı sayesinde ya, şimdi mevzumuz bu değil). Şimdiki çıkışları eskileri gibi yankılanmıyor.

Bugüne kadar hep yanında olan şansı yine yanında olursa, şöyle olabilir ama: AKP mesela yüzde 45’te kalır. Ama Kürtler dışarıda kaldığı için AKP Parlamentoda gerekli çoğunluğu yakalar. “Erdoğansız olmuyor” havası oluşur. Erdoğan’ı güçlendirecek düzenlemeler Parlamentodan geçer.

***

Sandık neticesini çok etkileyeceğini zannetmesem de, Erdoğan-Davutoğlu arasındaki dama (ben de biliyorum bu tür durumlarda satranç tabiri kullanılır ama oynanan oyun, en azından Erdoğan’ın hamlelerindeki kabalık, bu tabiri hiç hak etmiyor), seçim sonrasını çok etkileyecek diye düşünüyorum. Yani, şartlar böyle kaldığı sürece, elbette siyaset yapılamayacak ama siyaset sahnesinde kimlerin ne kadar hisse sahibi olacağı çok değişecek.

Bu husustaki genel kanaatim, Davutoğlu’nun Erdoğan’dan daha akıllı olduğu, ayrıca Erdoğan’ın kendi sahip olduklarının gücünü çok abarttığı istikametinde. Dolayısıyla bu maçtan Erdoğan büyük bir kayıpla çıkarsa, bence hiç şaşırtıcı olmayacak.