Beyaz Türklerin Marifetleri

Nadiren TV başına oturduğum gecelerden birinde, kanallar arasında zıplarken, bir tartışma programına denk geldim. Trafik kazaları konuşuluyordu. Kadının biri nefret dolu gözlerini kocaman açmış, öfkeyle, “ruh hastası bunlar, bunlara ehliyet vermeden önce bir psikiyatri testinden geçirmeli” türünden inciler yumurtlamakla meşguldü. Asabım bozuldu. Kanal değiştirmeye başladım.

Hangisi olduğunu hatırlamıyorum, kanalların birinde, otoyolların tarihini anlatan bir belgesele rastladım. Hitler’in otoyol yapımına neden giriştiğini filan izledikten sonra, daha yakın tarihlere geldik. Otomobillerin sayısıyla birlikte hızları artınca, otoyollarda kazalar da artmaya başlamış. Almanlar muhtelif tahdit politikalarıyla kazaları azaltamayınca, teferruatlı analizler yapmışlar. Satıhtaki ufak düzgünsüzlüklerin bile, çok yüksek hızda seyrederken, önemli bir kaza sebebi olabileceğini keşfetmişler mesela. Bu düzgünsüzlükleri ortadan kaldırmak için bir yığın teknoloji geliştirmiş ve tatbik etmişler.

Türkiye’nin sürücülerine ruh hastası diyen bizim beyazımız. Almanya’da otoyol kazalarını analiz eden, otoyollarda muazzam külfetli işleri yapmaya karar veren de Almanların beyazları. Almanya’da yapılan kilometre başına kaza oranı, Türkiye’deki ile kıyaslanmayacak kadar düşük. Sizce neden?

Aradaki farkı kendi gördüğüm kadar belirgin bir biçimde ifade edebildim mi, bilmiyorum. Apaynı mesele ile karşılaştığında, Almanların beyazları yolları düzeltmeyi tercih ediyorlar. Türklerin beyazları ise insanları düzeltmeyi. Hatta tahditler yasaklar getirerek, insanları oyunun dışına atmayı…

***

Atılgan, beyaz Türk tabirinin içini nasıl dolduruyor, bilmiyorum. Ama Ufuk Güldemir kavramı ürettiğinde neyi kast ediyordu olursa olsun, bence herkes kavrama bir mana yükledi. Yani, yine Atılgan’ın başka terimler için dediği gibi, “aslında şöyle bir şey için teklif edilmişti” diye kasmaya lüzum yok.

Kaldı ki, tabir yeni olsa da, kavram çok eski. Karabudun-akbudun ayrımı fi tarihinden beri var. Tarih boyunca aklaştırma formülleri değişse de, diploma (veya onu ikame eden şey) genellikle hep beyazlatıcı deterjan da oldu yani.

TV ekranlarından memleketin şoförlerine ruh hastası muamelesi yapan uzman kadın, münferit bir vaka değil. Ben de beyazlaştırılmış Türklerden biriyim ve bütün hayatım beyaz Türklerin arasında geçti. Diyebilirim ki, beyaz Türkler bir problemle karşılaştıklarında akıllarına gelen ilk, hatta yegâne çözüm, insanları düzeltmek, düzelmeyenlere yasaklar, cezalar filan getirmektir. Başka türlü davrananı yok denecek kadar da azdır.

Bakmayın siz AKP’nin karabudunun temsilcisi olarak kostaklandığına. Onlar da sapına kadar beyazlatılmışlar. Mesela geçen Çarşamba, Akşam’da manşetti, MEB okullara empati dersi koyacakmış. Yani sosyal gerilim yükseldi ya, ilerideki benzer bir tehlikeye karşı şimdiden çocukları düzelteceğiz. Eh, bu çocuklar 8. sınıftalar, kaba hesap on yıl sonra hayata atılma yaşına gelirler. Çok aceleniz yoktur umarım, on yıl sonra sosyal tansiyon ağır ağır düşmeye başlayacak.

***

Hani aklına düşen olur, “bizim de Almanlar kadar düzgün bir ahalimiz olsa, biz de Almanların beyazları gibi yollarla uğraşırdık, şoförlerle değil” filan diye… Türkler Almanya’da Almanlardan daha çok kaza yapmıyorlar. Ama Almanya’dan Türkiye’ye gelenler, Türkiye’deki Türklerden daha çok kaza yapıyorlar. Cemalettin N. TAŞ