Bilgi, Güç ve Vesayet

Aziz Türk Milleti,

Aşağıdaki grafikte, milyon kişiye düşen vaka sayısı açısından bazı ülkeler ile Türkiye’nin halinin mukayesesini görüyorsunuz.

Grafikten de görüldüğü gibi, Türkiye’de vaka sayıları roket gibi yükseliyor. Geçtiğimiz baharda veya kış aylarında bizden çok daha kötü performans gösteren ülkeler vardı ama mevcut halde bizimkiyle kıyaslanabilecek kadar kötü bir gidişata rastlamak zor.

Vaka sayıları muhtelif sebeplerle yanıltıcı olabilir. Bir defa, hasta hastaneye müracaat etmedikçe ve teste tabi tutulmadıkça vaka olarak nitelenemiyor. Dolayısıyla rahatsızlığı katlanılabilir seviyede olan hastalar, hastalığı yaşayıp atlatmış ve istatistiklere girmemiş olabiliyorlar. Kaldı ki testlerin güvenilirliği de sınırlı. Dolayısıyla biz milyon kişiye düşen can kaybını gösteren aşağıdaki grafiğe baksak daha iyi olabilir.

Dünya genelinde can kayıpları Mart ortasından itibaren artmaya başladı. Ancak son bir-iki haftada bizde gözlenen türden bir artış, Polonya ve benzeri birkaç ülke dışında gözlenmiyor. Son bir ay içinde günlük can kayıpları ülkemizde dört katına çıktı. Şuna işaret etmek de gerekiyor, grafikte görülen can kayıpları da gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Grafikteki değerler, Covid-19 teşhisi konduktan sonra kaybedilen canlara karşı geliyor. Hâlbuki erişilebilir defin kayıtlarına bakıldığında, Türkiye genelinde can kayıplarının, özellikle geçtiğimiz yaz aylarının belirli dönemlerinde, geçmiş yıllarda gerçekleşenlerin dört katına kadar çıkabildiğini görebiliyoruz. Bu beklenmedik artışın Covid-19 dışında bir açıklaması yok.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, grafiğe yansıyan resmi kayıtların ille de toplumu yanıltmak gibi bir kastı olmayabilir. Benzer felaket dönemlerinde artan can kayıplarının gerekçesini tespit etmek, dünyanın en iyi kayıt sistemine sahip toplumlarında bile pek kolay olmaz. Kaldı ki, Türkiye’de fazla ölümleri erişebildiği bütün kaynaklardan takip etmeye çalışan Güçlü Yaman gibi gönüllülerin paylaştıkları verilere bakacak olursak, Türkiye’de son aylarda gerçekleşen fazla ölümler, büyük ölçüde Covid-19 sebebiyle yaşandığı resmi olarak ilan edilen can kayıpları ile önemli ölçüde örtüşüyor.

İlaveten hatırlatmak gerekiyor ki, son bir ay içinde dünyanın birçok ülkesinde, özellikle de başarılı bir aşılama kampanyası yürüten Birleşik Devletler ve Birleşik Krallıkta vaka sayıları anlamlı bir biçimde düşmese de can kayıpları ciddi seviyede düştü.

Yukarıdaki tespitlerin ışığında…

Birincisi, yaşanan katliamın sorumlusu asla seksen dört milyon kişi değildir. Aynı seksen dört milyondan oluşan toplumda, daha önceki dönemlerde, pekâlâ, dünyanın pek çok ülkesine kıyasla daha az can kaybı yaşanmıştır. Hatta resmi verilerin muhtemelen çarpıtıldığı dönemdeki gerçek veriler baz olarak alınsa bile, Türkiye’nin şu son aydaki negatif ayrışması olağandışı olarak kalmaktadır.

İkincisi, aşılama başladıktan ve 65 yaş üstünün büyük ölçüde aşılandığı gerekçesiyle 60-65 yaş aralığının aşılanmasına başlandıktan sonra vaka ve can kaybı grafiklerinin aniden dikleşmesi açıklamaya muhtaçtır. Varyantları ortaya çıkmadan önce, orijinal virüsün özellikle ileri yaşlarda can kaybına sebep olduğu hususunda bir mutabakat var idi. Şimdi kimler ölüyor, bilmiyoruz. Hangi yaş grubu hasta oluyor, hangi cinsiyet hasta oluyor, hangi meslek gruplarında hastalık daha çok görülüyor, kırda yaşayanlar ile şehirde yaşayanlar arasındaki fark ne, bilmiyoruz. Zaten bilmiyorduk, şimdi de bilmiyoruz. Üstelik şimdi ekstra bir sorumuz daha var, aşı olanların arasında can kaybı var mı, varsa ne oranda?

Aziz Türk Milleti,

Pandeminin başından bu yana bizden bu tür verileri esirgeyenlerin yanı sıra, elinde bu tür verilerin hiçbiri olmadan derin fikirleriyle herkesin ne yapması gerektiğini her durumda bilen zevat da —ki çoğu kendilerini, her nasılsa edindikleri bir diplomaya istinaden memleketin aydınlarından olarak görüyorlar— mütemadiyen bize ne yapmamız, nasıl davranmamız gerektiğini söyleyip durdular. Hâlâ da aynı tutumda ısrarlılar. Vahim tablodan bizi mesul tutuyorlar ve bizim kendimizi suçlu hissetmemiz için de her şeyi yapıyorlar. Mesele şu ki, elimizde veri yok. Kendilerini pek bir aydın zanneden ve fakat muktedirlere yanlama fırsatını hiçbir vakit ıskalamamış olan zevzeklerin elinde de veri yok.

Verilerin bizimle paylaşılmaması ne manaya geliyor? Muktedirler bize demiş oluyorlar ki, “biz verilere baktık, sizin ne yapmanız gerektiğini kararlaştırdık, o karara uyun, uymazsanız siz mesulsünüz.”

Neden bizimle verileri paylaşmıyorlar?

Verileri bizimle paylaşmamalarının, benim aklıma gelen iki sebebi olabilir. Birincisi, kendileri de verileri toplamamış olabilirler. Eğer öyleyse, zaten durum vahim, çünkü ellerinde doğru dürüst veri olmadan böyle bir hadiseyi yönetmeye kalkacak kadar ahmak ve sorumsuzlar demektir. Bu ihtimali ihmal etmeyi tercih ederim. İkinci ihtimal ise, eğer biz verilere sahip olursak, hanımefendilerin, beyefendilerin bize dayattıkları her ne ise ona uymayacağımızdan korkuyor olabilirler.

Eğer böyle bir anlayış varsa, o anlayışın adı vesayettir. Veri güçtür ve verileri sizinle paylaşmayanlar sizi güçsüz kılmayı tercih ediyorlar demektir.

“Siz verileri yanlış filan yorumlarsınız neme lazım, biz sizin adınıza yorumladık ve sizin ne yapmanız gerektiğini kararlaştırdık” demek, bunu diyenin kendisini bize vasi tayin ettiği manasına gelir. Ve bugün memlekette bu pandemiyi yönetenler, zaten, başka hususlarda da ispatlıyorlar ki, kendilerini bizim vasimiz olarak görüyorlar. Memlekette vesayeti ortadan kaldırdıkları iddiasıyla övünen kadrolar, esasen, daha önceki vasilerin yerini almaktan başka bir şey yapmadılar. Vesayeti aşmakla övünen kadrolar, sadece pandemi istatistiklerini bizimle paylaşmayarak bizi güçsüz, vesayete muhtaç kılıyor değiller. Her alandaki tutumları böyle. Sadece güncel olanları hatırlarsak, mesela MB rezervleri konusunda da, memleketin ekonomisini uzun süre emanet ettikleri bakanın onca zamandır nerede olduğu hususunda da sizi/bizi bilgilendirmeye tenezzül etmiyorlar.

Üstelik meselemiz sadece mevcut iktidarla sınırlı da değil. Daha önce de bizim iktidarlarımız kendilerini bizim vasimiz olarak görüyorlardı ve fakat o vesayetten rahatsız olanları temsil eden muhalif aktörler vardı.

Şimdi ise…

Mesela ülkenin pek çok büyükşehrinin yönetimi, güya muhalefet eden partinin elinde. Ve bize durumu anlamamıza yardımcı olacak olan verileri sağlamak konusunda Sağlık Bakanlığı ne kadar cimri ise, belediyeler de o kadar cimri. Mesela geçtiğimiz son beş yılda, yılın hangi haftasında kaç kişi, hangi yaşta vefat etmiş, belediyelerin elinde var. Şu son yılda gerçekleşenler de var. Bu verileri bizimle paylaşabilirler, bir ara ucundan gösterdiler de… Ama o kadar.

Mesela TTB gibi örgütler, güya muhalif bir pozisyondalar ve iktidarın muhtelif tasarruflarına itiraz ediyorlar. Ama onlar da söyledikleri hiçbir şeyi verilere yaslamıyorlar ve bizimle hiçbir veri paylaşmıyorlar.

Aziz Türk Milleti,

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde her şey güllük gülistanlık olacak” diyen ve bütün ipleri elinde toplayan Cumhurbaşkanı, onun hükümeti, o hükümetin sağlık bakanı, yaşanan her türlü başarısızlığın bir numaralı mesulüdür. O muktedirlere muhalefet etmesi gerekirken bize yaslanmaya tenezzül etmeyen, bizimle veri paylaşmayan ve “nasılsa düşecekler, onların yerine biz size vasi olacağız” hayallerini kuranlar, ikinci derece mesuldür.

Ve…

Aldığı —dünyanın herhangi bir ciddi ülkesinde beş para etmeyecek— uyduruk diplomaya yaslanarak bize parmak sallama saltanatını elde ettiğine hükmeden, varı yoğu o saltanat olan, kendilerini aydın zanneden budalalar da, bize vasilik etmekten başka dertleri olmayan bu irili ufaklı iktidar odaklarından birine veya diğerine yanlayıp bizi zan altında bırakmaya çalışıyorlar.

Tanıyın bunları.

Tanıyın. İşbu zevzekler, kimin ölüyor olduğu gibi en temel veriye bile sahip olmadan hüküm üretmekten imtina etmeyen budalalardır. İçinden çıktıkları —ve aldıkları bir diploma sayesinde kendisinden ayrışmayı ümit ettikleri— toplumu her defasında olağan şüpheli olarak gören bu güruhun sözlerinin zerre kadar kıymetiharbiyesi yoktur. Olamaz, çünkü kimin, hangi yaş gruplarındakilerin öldüğünü bile bilmiyorlar. Onların kıblesi muktedirlerdir. Biat ettikleri kaynaklardan kendilerine iletilen emirleri kendilerinden aşağıda gördüklerine aktarmaktan gayrı bir hayat tahayyülleri yoktur. Ve ahaliyi biat toplumu filan diye etiketlerler üstelik.

Tanıyın. İşbu zevzekler bilim filan gibi laflar ederler ve fakat bilim denen şeyin her şeyden önce şüphe ve veri olduğunun bile farkında değillerdir. Esasen bilimle filan işleri de yoktur, bir uyduruk sosyal statüden gayrı hiçbir şey umurlarında değildir.

Aziz Türk Milleti,

Başındaki musibet Covid-19’dan daha ağır bir musibettir. Sana vesayet edenler, onların yerine geçip sana vesayet edecekleri günlerin hayalini kuranlar ve kendi kendilerini memleketin aydın kadrolarına atayarak senden ayrıştırmış bedhahlar tarafından kuşatılmış durumdasın. Muhtaç olduğun kudret, yanındaki yamacındaki diğer çaresizlerde mevcuttur —esasen bütün kudretin de onlardan ibarettir. “Bu heyeti devireceğiz de gün yüzü göreceğiz” diye hayaller kurma. Hakkını —yani verileri— talep et. Aksi halde, son yirmi yılda bir defa daha gördüğün gibi, vasiler değişecek ama sana vesayet edilmesi hali baki kalacaktır.