Bir Vaka Analizi Olarak CHP

Bir başka vaka analizi olarak CHP’nin serencamına bakalım.

Önce yakın tarihi hatırlayalım.

İnce CHP adayı olarak ilan edildiğinde, etrafımdaki CHP’lilere, “CHP bu seçimde 20’yi geçemez, İnce CHP’den 7 puan fazla alır, seçimden sonra da partinin tapusunu ister” dedim. “Ben bu işi biliyorsam,” diye ilave ettim, “o arada bir üçüncü aktör aradan çıkar ve partiyi alır, ben sizin yerinize olsam, o üçüncü olmaya oynarım.” “Genel Başkanlığı istemeyecek” dediler. “Onun elinde olmaz” dedim. “İstemeyeceğini söyledi” dediler. “Onun elinde olmaz” dedim.

Vakit geçti. İnce meydanları gaza getirdi, meydanlarla gaza geldi. Bu döngü, birbirini besleyerek, 24 Haziran’a kadar geldi. Bu arada da, CHP’nin oklarını gördüğünde sanki her biri kendi böğrüne yönelmiş gibi hisseden bir yığın genç insan, İnce tarafından efsunlandı. “Ulan,” dedim kendi kendime, “galiba yanıldım, seçimden sonra üçüncü birinin şansı olmayacak, İnce malı götürecek.”

İnce seçim gecesi, bir çuval inciri berbat etti. (Erişebileceğimi düşündüğüm kapıları, “bunun 25 Haziran’ı da var, İnce bir şeyler desin” demek için çaldım, hiçbirinden ses gelmedi. Öğrendim ki onlar da İnce’ye aynı şeyi telkin etmeye uğraşıyorlarmış ama zat-ı şahanelerine ulaşamıyorlarmış.) Sonra Kılıçdaroğlu çıktı, abuk sabuk açıklamalar yaptı ve… Görüldü ki, ambarda başka incir çuvalları da varmış. Gençler CHP Genel Merkezi önünde toplandılar. CHP Genel Merkezi, taşradan “yardımcı kuvvet” istedi —bindirilmiş kıtalar.

Yani?

Eğer CHP Genel Merkezi önünde birikenler alttan alta desteklenseydi, “iktidarı değiştirme hayali kurduyduk, beceremedik ama hiç değilse CHP’yi değiştirdik” duygusu yayılacaktı, seçim öncesi İnce’nin mobilize ettiği kitlede. Ama İnce, meydanlarda “bizzat şahit olduğu”, kendisini baştan çıkaran enerjiyle değil, delegeyle oyun kurmaya kalktı. Bu süreçte İnce’nin grafiği, dolar karşısındaki liranın değeri gibi, tepetaklak aşağı inmeye başladı. Başlangıçta dediğim noktaya geldik. Bugün biri çıkıp da “durun, siz kardeşsiniz” diye sahneye girerse, parti ona kalacak. (Ortada parti kaldı mı, bahsi diğer.)

Bu süreç içinde, İnce’ye “senin esas gücün delege değil, meydanlar” mesajını iletebilmek için elimden ne geliyorsa yaptım. CHP’ye ve/veya ona oy verenlere sempati duyduğumdan mı? Değil. İki sebeple: (a) 24 Haziran öncesi, İnce’nin ve CHP’nin yapıp ettiği zırvalıkları görmezden gelip “aslansınız, kaplansınız, ne varsa sizde var” diye onları gaza getiren sahipsiz “şehirli” gençlere sempatim var, (b) eğer sokaklar oyuna ortak olursa, bir ihtimal, memlekette siyaset üretilebilir diye düşündüğümden…

Öte yandan, İnce’nin Aydınlanma aklının dışına çıkamayacağını idrak ettiğim andan itibaren de “üçüncü şahıslara”, “şimdi zamanı” mesajları ilettim. “Zamanı değil, hazır olunca çıkacağız” manasına gelebilecek cevaplar verdiler. Hazır olunca çıkacaklar, bekleyin siz.

***

İşbu CHP’liler, memleketin en “özcü” özneleri arasında yer alır. CHP’liliğin bir özü vardır ve memleketin “sağcılarının” başka bir özü vardır. Lafa başladıklarında, “70-30” diye başlarlar. (30’u en son ne vakit gördülerse…) Bu özler değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Dolayısıyla… Yenilgi kaderdir, yenilgide hiçbirinin suçu yoktur. Memlekette kırsal çözülmüş, sanayi işçisizleşmiş, diplomalı oranı şu kadar yükselmiş, sosyoloji kırk yılda belki beş defa altüst olmuş… CHP aynı teraneyi tekrarlar. Dünya altüst oluyor, Trump diye bir adam ABD’de başkan oluyor, dünyanın dört bir yanında kasabalılar şehirlilere karşı seferberlik haline geçiyor… CHP aynı ezberleri konuşur. Hiçbir şey olmamış gibi… Özler değişmez ya…

İşbu CHP’liler “örgütlülüğe” inanırlar. Örgütlülük? Yani sendikalar, odalar, sivil toplum kuruluşları, filan… O örgütler bugüne kadar herhangi bir taşı yerinden oynatabilmiş mi? Hayır. Oynatamaz zaten, çünkü Türkiye… Bildiniz işte, 70-30 ve ilaveten, bütün dünya, Atatürk Türkiye’sinin ayaklarının üzerine kalkıvermesinden fena halde tedirgin olduğundan… Emperyalistler, kapitalistler, CHP’nin belini doğrultmasına, memlekette ipleri eline almasına asla izin vermezler.

E ama 24 Haziran öncesi meydanlar —İnce’nin zaten örgütleyecek gücü olmadığından ve CHP Genel Merkezi de İnce’nin parıltısından rahatsız olup seyirci moduna geçtiğinden— kimse onları örgütlemediği halde, dolup taştı, şenlendi, coştu, ümitlendi, ümitlendirdi. CHP taifesi için, kendiliğinden örgütlenen hiçbir şey tekin değildir. Neticede toplum bir makine. Şu düğmesine basınca, şu çark dönmeye başlar, o çark şu kayışa hareket verir ve saire… Makine birden, hiçbir CHP’li onun düğmesine basmadan çalışmaya başlamışsa… Ya illüzyondur, aslında çalışmıyordur veya bir fena niyetli özne, CHP’nin başını derde sokmak için, yanlış zamanda düğmeye basmıştır.

İşbu CHP’liler planlamaya inanırlar. Planlanmamış hiçbir şeyin başarı şansı yoktur onlara göre. Ama onlarca yıldır plan yapıp duruyorlar, ortada başarı yok. Öyle değil, yeterince doğru, hassas, teferruatlı plan yapılmadığından başarısız olunuyor. Demek ki… Daha da uzun süre plan yapmak gerekir. Daha hassas, daha teferruatlı. Şimdi de, dört bir yanda bir yığın CHP’linin planlar yapıyor olduğundan emin olabilirsiniz.

Bu CHP’liler, “her şeyin mümkün olduğuna” inanırlar. Ortadoğu’nun bir parçası olan Türkiye’nin, burada, pekâlâ İsveç gibi olabileceğine mesela… Memleketi onlara verseniz, İsveç eğitim sistemini getirip… Her birinizi şöyle numunelik İsveçliler gibi eğitip… Neden olmasın? Herhangi bir mevzu hakkında konuşmaya başlasanız göreceksiniz ki, “Amerika’yı yeniden keşfetmeye lüzum yok, her şey mümkün, yeter ki inanın CHP’ye”… Onlara her şeyin mümkün olmadığını ama her vakit yapılabilecek şeyler olduğunu anlatamazsınız. Her şeyin mümkün olduğundan şüpheleri yok ama şimdi… Yapılabilir hiçbir şey yok. 70-30. İlaveten medya… AKP bu kadar orantısız bir biçimde yüklenirken… Filan. Ne yapılabilir? Ne kadar insafsızsınız…

***

Ve nihayet…

İşbu CHP’liler dünyayı —fizik terimleriyle açıklanabilir— bir makine olarak gördüklerinden… Daha önce dediğim gibi, “a noktasından b noktasına gidilmişse, hangi yoldan gidildiğinin ehemmiyeti yok” diye inanırlar. Şimdi yeterli imza toplanıp kurultaya gidilebilecek mi, gidilemeyecek mi? Mesele bu. Hâlbuki o kurultay, mesela sokakların coşkulu talebiyle toplansa başka, böyle itiş kakış toplansa başka neticeleri olacak. Yukarıda dediğim gibi, “iktidarı değiştiremedik ama hiç değilse CHP’yi değiştirdik” duygusu uyandırılabilmiş olsa, kurultay sonrası CHP bir başka olacaktı. Şimdi Kılıçdaroğlu kalsa ne, İnce gelse ne, bir üçüncü aktör çıksa ne… Gözlerini CHP’ye çevirmiş, “ne olacak acaba” diyen kimse mi kaldı?

Sonra CHP yenilince… “Ama sağcı ahali bizim ideallerimizi paylaşmıyor”. Canlarım benim… Sen, sana bir daha asla oy vermeyecek kesimlerin “ben bu işte hissedarım” demesi için bir şey yapmamışsın. Bir şey yapmasan kendi kendine yapacak, onu da engellemiş, “siz kenarda durun, bu bizim delege ile aramızdaki iş” demişsin… Sonra da “ama neden küsüp gittiniz ki, zaten siz CHP’ye layık değilsiniz” filan diye… Canlarım benim.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et