Değişirse Değişmeyecek

82’de Türkiye Anayasayı değil, Evrengillerden kavgasız gürültüsüz, bir an önce kurtulalım mı sorusunu oylamıştı. Bunu, aradan geçen onca yıla rağmen idrak edememiş görünenler, önümüzdeki referandumda değişiklik teklifinin oylanmayacağını her nasılsa idrak etmiş görünüyorlar. Bu defa da teklifin sahipleri bize “Anayasa oylanıyorsa Anayasa oylanmalı” diye dayatıyorlar.

Dayatmanın üslubu da aynı. Bizde pek iş yokmuş. Yeterince olgun bir millet olmadığımız için, 12 Eylül’de oyumuza sunulacak olan Anayasa değişiklik teklifini anlamaya çalışıp, ona göre karar vermezmişiz.

Bana bu manada olgun bir tek millet gösterebilirlerse, dediğim her şeyi yemeye razıyım. Mesela hangi milletin ortalama bir ferdi, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ibaresine, “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” ifadesinin ilave edilmesinin hayatımızı nasıl değiştireceğini tahmin edebilir? Siz edebilir misiniz?

Niye eski hali yetersiz kalmış? Devlet kadınlar ve erkeklerin eşit olması için bir takım tedbirler almış da, bu tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanıp mahkemeden mi dönmüş? Öyle bir hal vuku bulmuşsa, eşitliği vazettiği apaçık olan bir hükmün arkasından dolanmayı becerebilen zihniyetin, ilave edilen yeni ifadenin ırzına geçemeyeceğinin garantisi nerede? Filan.

Neticede, bütün bunlar hikâye. Hiçbir referandumda metnin muhtevası oylanmaz. Nasıl seçimlerde partilerin program veya projeleri oylanmıyorsa. Sadece Türkiye’de değil, ahalisi bize kıyasla pek muntazam görünen ülkelerde de… Bu da bir kusur değil. Kusur, bu hali bir kusur olarak gören zihinlerde.

***

Hiçbir referandumda metnin muhtevası oylanmaz. Önümüzdeki 12 Eylül’de de oylanmayacak. Ne oylanacak? Teknik seviyede, “13 Eylül sabahı kim mağlup kalksın” sorusu oylanacak. Bu teknik seviyeyi ileride etraflıca analiz ederiz. Şimdilik daha soyut bir düzlemde bakalım. 12 Eylül’de Türkiye, değişimin yanında olup olmadığını oylayacak.

Bilen bilir, Türkiye normal şartlarda her daim değişimin yanındadır. Öyle olması da normal. Buket Uzuner, José Saramago ile yaptığı muhayyel söyleşide, onun ağzından, “Türkiye’de muhafazakârlar neyi muhafaza etmek istiyorlar” diye sordurmuş. Var mı Türkiye’nin statüsünde muhafaza edilmeyi hak eden bir şeyler? Var mı Türkiye’de halinden memnun olan birileri? Kürtler huzursuz da Türkler hallerinden memnun mu? Veya Aleviler rahatsız da Sünniler rahat mı?

Türkiye her daim değişimin yanındadır. Hâlâ kategorik olarak değişimi destekliyor. Ama bir süredir, korkutucu bir hal var: Türkiye her somut değişim teklifine soğuk. Yani değişmek istiyor ama ihtimal dâhilinde görülen bütün değişim alternatiflerine kayıtsız.

***

Önümüzdeki 12 Eylül’ün büyük paradoksu, bence bu. Anayasa değişirse, Türkiye’de, Anayasa dâhil hiçbir şey değişmeyecek. Türkiye de bunun farkında. Ya değişiklik teklifine evet deyip, her şeyi bir süre daha olduğu gibi muhafaza edecek, veya değişiklik teklifine hayır deyip, içine sinmeyen değişim projelerine fırsat tanıyacak.

Kalan kısa sürede memleketin içine sinecek bir değişim ümidi inşa etmek de elbette mümkün. Kendisi, aşırı tahkim edilmiş statükonun altında saklı duran değişim ümidinin bir anlık bir çatlak fırsatını değerlendirmesinin ürünü olan Kılıçdaroğlu böyle bir işe soyunabilirdi. Ama o da bütün sermayesini kof bir ekonomizme yatırmış görünüyor.

Cemalettin N. TAŞCI

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et