Emine ve Selvi Hanımlar
Pazar günü Anneler Günüydü. Emine Erdoğan ve Selvi Kılıçdaroğlu, bir günlüğüne eşlerinin önüne geçtiler. Pazartesi günkü gazetelerde, genellikle aynı sayfada, Emine Erdoğanlı ve Selvi Kılıçdaroğlulu fotoğraflar yer aldı.
Emine hanım, ışıl ışıl gülümsüyordu. Üstelik, benim bugüne kadar gördüğüm bütün fotoğraflarındakilerden çok daha sahici ve içten bir neşeyle… Tarkovsi’ye katılırım, neşe insana çok yakışan bir hal değil. Ama Emine hanımın fotoğraflarını görünce şüpheye düştüm. Neşeyi kendisine çok yakıştırmıştı.
Buna mukabil, Selvi hanımın yer aldığı bütün fotoğraflar, en hafif tabiriyle, hüzünlüydü. Acı da Selvi hanıma ve çerçeveye giren diğer annelere yakışmıştı.
***
Neşe ve hüznün aynı coğrafyada bir arada yer alması elbette istisna değil. Neşenin ve hüznün paylaşımından yola çıkarak ucuz politik çıkarsamalar yapacak da değilim. Pazar günü gözlerinin içi gülen Emine hanım, muhtemelen, Selvi hanımla kıyaslanmayacak kadar çok hüzün yaşadı, acı çekti. Hatta belki neşeyi bu kadar kendisine yakıştırabilmesi de, bir insan hayatının hüzün kotasını çok genç yaşta doldurmuş olmasının sağladığı olgunluğun eseridir, kim bilir?
Emine hanımlar acı çekerlerken, mesela askeri tesislerin kapılarından döndürülürlerken, Selvi Kılıçdaroğlu’nun neler hissettiğini bilemiyoruz. Ama birçok kadının “oh olsun” dediklerine, zafer kazanmış komutan edasıyla bütün ağızlarıyla güldüklerine hepimiz şahidiz. Şimdi acının ve neşenin el değiştirmiş olmasından yola çıkıp, bugünlerin de sonsuza kadar sürmeyeceğini AKP’lilere ve yalakalarına hatırlatmaya çalışmanın beyhude olduğunu da çoktan öğrendik.
Derdim bunlar değil.
***
Neşe ve hüzün, insanın hallerinden iki hal. Hepimizin hayatında, hatta bir tek gün içinde defalarca birbirlerini kovalayıp duruyorlar. Çocuklarını kaybettikten sonraki ilk Anneler Gününde yaşadıkları derin mahrumiyeti mesela, bir biçimde içlerine gömecek anneler. Belki o akşam, en geç ertesi gün, yine gülümseyecekler. Gülmek için sebepler bulacaklar. En azından hayatta kalan çocukları için…
Yine de aynı gazete sayfasında, neşe ve hüznün bu kadar uç noktalarını yan yana, aynı anda görmeye alışık değiliz. Galiba alışılacak şey de değil. Çok acıtıcı bir tecrübe, Emine ve Selvi hanımların fotoğraflarını aynı sayfada görmek. İyi ki beynimizin sol yarısı var. Gazeteleri iyi ki onunla tasarlıyoruz. Hüzünlü insanları üçüncü sayfalara küçücük fotoğraflar halinde tıkıştırıp, her yanından neşe fışkıran magazin eklerini gazetelerden ayırıyoruz.
Emine ve Selvi hanımların fotoğraflarına bir arada bakınca, acıdan gözleri kamaşıyor insanın, bir şey göremiyor. Çaresizlikten başka bir iz kalmıyor geride. Hayatı parçalayıp, bileşenlerine teker teker bakmak ise çok konforlu. O vakit görünüyor Emine hanımın neşeyi, Selvi hanımın hüznü kendisine ne kadar olgunlukla yakıştırdıkları filan. Konuşulacak, üzerine laf edilecek, ukalalık yapılacak bir yığın teferruat görünür oluyor. Bir yığın meşgale çıkıyor ortaya.
O teferruatların, o meşgalelerin hayatla sahici bir alakası yokmuş, ne gam.
Cemalettin N. TAŞCI