Emniyette Hissetmek

Caner, Zizek’in Hiçten Az kitabından şöyle bir pasaj paylaşmış.

“Yeni bir döneme giriyoruz ve kolektif bir aklın parçaları olacağız,” diyorlar. Diğer yanda da kültürel kötümserler, “İnsanlığın sonu bu,” diyenler var. İkisi de değil. Kimse bilmiyor ne olduğunu. Eylemekten çok düşünmeye ihtiyacımız var. Mesela, ekoloji meselesi. Çok pratiğiz. Şu manada: vergi ödeyen siz kirleticiler şunu şunu yapın diyorlar. Peki, bu ekolojik krizin kökeni nerede? Mesela, bence ekoloji meselesinde büyük bir engel var: Doğa ana miti. Sanki doğal, organik bir düzen vardı da biz insanlar olarak kibrimiz ve küstahlığımızla onu bozduk. Doğa anamız delinin teki. Farkında mısınız, mega felaketlerin zaten olmuş olması gerek dünya tarihinde. Hep kullandığım örnek, petrol rezervleri. Petrol rezervlerinin olması için insani-dünyanın tarihinde bir şekilde hep mega felaketler olmuş olması gerek. Yani durum düşündüğümüzden kötü. Dönecek bir yer yok. Doğal düzen yok. Açıktayız. Sanırım bugün biz insanlar muazzam bir değişim sürecindeyiz  ama tam olarak nereye gittiğini bilmiyoruz. Bugün her şeyden çok düşünmeye ihtiyacımız var.

Güzel.

Bir meselemiz var ama. Şöyle bir şey: Zizek “fakında mısınız” diye soruyor ve bunu sorarken, “farkında olmak” haline bir olumluluk atfettiğinden şüphe edemiyoruz. Şüphe etmemizi istemiyor zaten. “Doğa ana delinin teki” derken, deliliği bir olumsuzluk olarak kodluyor. Olumsuzlanan o delilik nasıl bir şey? İşlerin türbülanssız, düzgün, lineer, öngörülebilir bir biçimde gelişmemesi hali. “Felaketler” olmuş mesela. Olmamış olsa, “doğal düzen” diye bir şeyden söz edebilecekmişiz ve huzur içinde yaşayabilecekmişiz. Ama yokmuş. Nereden biliyoruz, felaketler olmuş. Filan.

Prigogine, yanlış hatırlamıyorsam End of Certainity’de, “âlem lineer diferansiyel denklemlerle ifade edilebilir bir şey olsaydı, her şey öngörülebilir olurdu ama…” mealinde bir şey söylüyor ve hınzırca ekliyordu, “ama o öngörülerde bulunmak için biz olmazdık.”

Yani?

Biz, deli bir tabiatın öngörülemez felaketlerinin yan ürünlerinden biriyiz. Dünya da öyle. Olup biten hemen her şey bilinçli bir özne onların farkında olmadan gerçekleşti ve şu son on binlerce yılda insan türü olarak gerçekleştirdiğimiz müthiş iş, farkında olmadığımız halde oldu. Bach da, Tolstoy da, Safranbolu da, İstanbul da… Aklınıza gelen, gelmeyen, sevdiğiniz veya nefret ettiğiniz ne varsa hepsi, biz farkında olmadan, deli bir tabiatın öngörülemez felaketlerinin yan ürünü olarak gerçekleşti.

“Düşünmeye lüzum yok” filan demiyorum, elbette düşünmeliyiz. Düşüneceğiz, farkına varacağız, farkında olacağız ve… “Deli tabiatın mega felaketlerinin ve/veya insanın yol açtığı fenalıkların önüne geçeceğiz” filan gibi bir akılla düşünmenin manasız ve hatta tehdit edici olduğunu iddia ediyorum.

Olup biten her şey, hep, bir biçimde, kolektif akıl sayesinde oldu. Bugün de öyle oluyor ve yarın da öyle olacak –yarın diye bir şey olacaksa. Yaşadığımız çağı devrimci kılan, kolektif aklı mümkün kılması değil. İnsan türü, kendi sınırlarını sürekli olarak öteledi. Tarımı icat ettiğinde, daha önce avcı-toplayıcı olarak yayılıp durarak yaptığı sınırlarını genişletme işinde radikal bir mahiyet farkı yarattı. Sanayii icat ettiğinde bir başka radikal sıçrama yaptı ve şimdi bir başkasını yapıyor. Kolektif bir akılla müellifi olduğumuz bu mahiyet değişimini, düşünerek anlayamayız. Düşünerek yapmıyoruz zaten, yapıyoruz ve üzerinde düşünecek İnternetler, Bitcoinler, yeni medyalar gibi bir yığın şey zuhur ediyor.

O halde mesele nereden kaynaklanıyor?

Yapıp ettiklerimizin devrimci neticelerinden korkuyoruz. Kendimizi emniyette hissetmiyoruz. Ama zaten babalarımız, dedelerimiz de kendilerini emniyette hissetmiyorlardı. Hissediyor idiyseler, aralarında öyle hissedenler vardıysa, yanılıyorlardı, emniyette değildiler. Ama “bir vakitler emniyet hissi mümkündü, şimdi kaybettik” gibi bir varsayımla düşününce… Zırvalıyoruz. “Emniyette hissetmek mümkün” diye düşününce… Zırvalıyoruz. Kendimizi emniyette hissedebileceğimiz bir dünyanın mümkün olduğu zannı, “o dünyayı sizin adınıza inşa edeceğim” diyenlerin zırva projelerini hayata geçirmeye kalkmalarına payanda oluyor, orada Trump, şurada Johnson, burada Putin, Erdoğan, filan.

Evet, açıktayız. Hep açıktaydık.

Açıkta olmak kötü bir şey de değil. Ölünce açıkta olmaktan kurtulacağız ve bence acele etmeye lüzum yok.

Politik•a•politik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin